Küçük Kıyamet (2006)

Korku Sineması, tüm Dünya’da oldukca fazla takipcisi olan ve onlarca alt türe bölünmüş üretken bir alan…
Sinema yapan her toplum, kendi korkularını yıllardır izleyicisine aktarıyor. Meksikalı Santolar, Kurt adamlarla savaşıyor, Japon ve Koreli Uzun saçlı çocuk hayaletleri evlere musallat oluyor, Çinli Hayalet öyküleri kuşaklar boyunca insanları lanetleyerek korkutuyor ve Brezilyalı çıplak vampirler lezbiyen ilişkilere girerken kan içmekten geri kalmıyor.

Türk Sinemasının bu türe ait nitelikli örnekler verdiğini söylemek ise oldukça güç… Gerek tür’ün zorunlu kıldığı özel efekt kullanımları ve atmosfer yaratıcı setlerin mali olarak karşılanamaması, (Gerçek film yapımcılığı da Türk sinemasının en büyük sıkıntılarından biridri) gerek Türk halkının fantazyaya karşı ön yargılı tutumu yüzünden, bazı cesur denemeler dışında Türk Sinemasında asla bir korku sineması geleneği yada dili oluşturulamadı. Yine verilen az sayıdaki örneklerin zaman aralığının fazlalığı yüzünden, bu türe el atan her yönetmen farklı bir şablon denedi ve bunların çoğu hüsranla sonuçlandı.

Bu uzun giriş yazısında anlatmak istediğim üzere Türk Korku sinemasının tüm sıkıntılarının en önemlisi özgün senaryo açığıdır. 50’lerde ve 70’lerde verilen örneklerde işin kolayına kaçılmış, Hammervari senaryolar bize adapte edilmeye çalışılmış, fakat bu genel bir kabul görmeyince Tür kendini sabote etmiştir. Son bir kaç yıldır izlediğimiz yeni korku filmlerimiz ise yine bilinen yola sapmış ve Türk halkına ait özgün bir korku ve endişe duygusu yerine, Amerikan Teen Slasher’larından yada lanetli alanlarından (Okul : Scream-prom night Gomeda: Blair Witch – Büyü : Amitywille ) yada İspanyol Hastane Korkularından (Gen : Hipnosis), Uzakdoğu korku fenomenlerinden (D@bbe : Ringu-Kairo-Ju on) faydalanarak korkunç! olmaya çalışmışlardır. Bu saptamanın tek bir istisnası vardır, o da şimdilik izlediğimiz son korku fimi olan ve bizi türün ülkemizde ki geleceği açısından oldukca umutlandıran, Taylan Biraderlere ait “Küçük Kıyamet”

“Küçük Kıyamet”, öyküsünü, gerçekten düzgün oyunculuklarla ve acelesi olmayan bir tempo içerisinde anlatıyor (tempo merak duygusunu devamlı koruyarak finale doğru yükselerek katharsis noktasına ulaşıyor) Gerçekten Türkiye’de yaşayabilecek karakterler ve yaşanabilecek mekanlar ile bize ait olma duygusunu pekiştiriyor. Ayrıca son derece başarılı ışık ve set kullanımı ile de dikkatleri çekiyor ve hem korku türünde hem de bunun dışında dahi başarılı olan bir film haline geliyor. Senaryo ise ilk defa ve çok başarılı bir şekilde, Türk halkının 1999 yılından beri en büyük yaşamsal korku tetikleyicisi olan “deprem” kabusunu (Bu satırların yazarı deprem gecesi ve halen Gölcük’de yaşamaktadır.) gerçeküstü bir boyuta taşıyarak aktarıyor.

Aynı yönetmenlere ait “Okul” filminde, okulda gece birlikte takılan gençler Teen Slasher’lardan fırlamışcasına uyduruk ve özenti bir figürken, burada ki, depremden sonra apar topar yazlığa taşınan şehirli aileye sonuna kadar inanıyoruz. Taylan Biraderler kendi hatalarından öğrenen ve kesinlikle bu türü önemseyen, asıl amacı rant yemek olmayan, (biri “Büyü” mü dedi!) sinema dili oldukça kuvvetli yönetmenler…

50 yılda çok az örnek vermiş, son bir kaç yılda ise neredeyse bir o kadar daha film çekilmiş olan Türk Korku Sineması macerasında “Küçük Kıyamet”in tek başına ve haklı bir duruşu vardır. Bu sebeple bu film benim için pek çok manada “İlk Türk Korku filmi”dir.

Not: Bu, eski adresimizden buraya taşımayı unuttuğumuz bir makaledir. Yazım tarihi 2007 olduğu için o tarihe kadar çevirilmiş filmlerle ilgili düşünceleri kapsar.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bak bunu da seversin...

Art of B-Movies: Remake Exhibition

Art of B-Movies: Remake Exhibition. Klasikleşmiş filmlerin efsanevi afişleri bir dizi illüstratör ve sanatçı tarafından yeniden yorumlanıyor.

3 Yorumlar

  1. Gerçekten de arşivlik bir Türk korku örneğidir.Yazı da her zamanki gibi enfes olmuş,ellerinize aklınıza sağlık.

  2. Çok başarılı.. Türk sinamasındaki ‘cıvık’ korku filmlerinin aksine oldukça ‘ciddi’ bir filmdir..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir