Doğruyu Söylemek: Uno (2004) 1 – Uno 2004 3

Doğruyu Söylemek: Uno (2004)

14 Ocak 2024

“….kentimiz uyanıp kendine gelmesi için bir at sineğine ihtiyaç duyan, soylu ama iri ve hantal bir ata benziyor. Bana öyle geliyor ki tanrı beni hiç ara vermeden peşinizden koşarak her birinizi uyandıracak, nasihat edecek ve azarlayacak bir at sineği olarak başınıza sarmış”
Sokrates’in Savunması, Platon, Sf.49, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Norveç sinemasının önemli oyuncularından biri olan Aksel Hennie’nin oynadığı filmleri mutlaka izlemeye çalışırım. Çünkü rolü küçük de olsa büyük de olsa bir şekilde hakkını verir. Oynadığı her rol yakışır. Küçük rollerde bile çerçeveye girdiği andan itibaren futboldaki kısa boylu ve tecrübeli orta saha oyuncuları gibi paslarını verip birkaç cambazlıkla da seyirciyi coşturup işini yapıp çıkar. Tabi bu kadar övgünün istisnaları da yok değil. İngilizce çekilen İskandinav filmlerinde (bkz. Sisu, 2022) role girme sıkıntısı yaşadığını görmek zor değil.

Hennie sinemada yalnızca oyunculuğu ile var olan birisi değil. Bu yazının konusu onun ilk ve tek yönetmenlik denemesi olarak 2004’te çektiği film: Uno. IMDB’de yönetmenlik koltuğunu John Andreas Andersen ile paylaştığı yazılı. Ama jenerikte Andersen’in adı görünmüyor. Senaryo ise Hennie’ye ait.

Hennie 90’lı yıllarda Oslo’nun ünlü grafiti gruplarından birine dahilmiş. Sonra arkadaşlarını ele vermek zorunda kalınca gruptan dışlanmış.(1) Film büyük ölçüde Hennie’nin o devrede yaşadığı olaylardan esin alıyor. Hennie Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn’in çektiği Pusher (1996) filminden etkilense de bazı noktalarında onu andıran ama gene de bambaşka bir şey olmayı başarabilen bir iş ortaya koymuş. Hennie’nin canlandırdığı David, artık son evreyi yaşayan hasta babası, annesi Miriam (Rina Kelly) ve Down sendromlu kardeşi Kjetil (Espen Juul Kristiansen) ile birlikte yaşayan bir body building eğitmenidir. Mafyöz bir adam olan Jarle’nin (Björn Floberg) sahibi olduğu spor salonunda arkadaşı Morten (Nicolai Cleve Broch) ile birlikte çalışmakta ve Jarle’nin uçarı oğlu Lars’a (Martin Skaug) bir nevi korumalık yapmaktadır. Lars’ın getirdiği silah ve yasadışı steroid ilaçlar yüzünden salonu polis basınca David, Morten ve Lars tutuklanır. Hastalığı iyice ağırlaşan babasının son anlarında yanında olmak isteyen David, bir seçim yapmak zorunda kalır.

Doğruyu Söylemek: Uno (2004) 2 – Uno 2004 4

Film David’in aile ortamının betimlenmesi ile başlar. Babasına olan düşkünlüğü sergilenir. Hemen akabinde evin bodrumunda yatıp kalkması sergilenir. Annesiyle arasında soğukluk vardır ve kardeşi Kjetil’e karşı ilgisizdir. Bu sorunlu aile ortamının hemen ardından spor salonundaki ortam gözler önüne serilir. Jarle iyi ve samimi bir patron ve Morten de David’in en iyi arkadaşıdır. Bu sıcak ortam betimlemesi Lars’ın karıştığı bir sokak kavgası ile çöpe atılır. Jarle kenarda bir şeyler içerek oğlunun dövüşmesini izlemekte, kraldan çok kralcı Morten ise anlamsız bir agresiflik içinde şımarık Lars’ı korumaya çalışmaktadır. Bu kavgayı ayırmak için arbedeye dahil olup rakiplerine vurmak zorunda kalan David’in suratındaki üzüntü ve bıkkınlık bu sahneyi noktalar.

Aile ortamı düz ve olduğu gibi betimlenmiştir. Spor salonu ortamı ise bir twist ile seyirciyi ters köşeye yatırarak betimlenmiştir. Bunun nedeni birinin bir durum betimlemesi diğerinin ise üç karakterin betimlemesi olmasıdır. Çünkü en iyi karakter tahlili insanların değişen durumlar karşısındaki tavırlarının karşılaştırılması ile yapılır: Jarle işler yolunda gittiği sürece iyi biri gibi görünse de tuhaf bir baba ve acımasız bir otoritedir.(2) Morten, kendine ait fikirleri olmayan ve konulduğu her kabın şeklini alan güvenilmez bir omurgasızdır. Omurgasızlığı filmin ilerleyen sahnelerinden birinde harika bir biçimde tasvir edilir. Belki çok önemsiz ve kısa bir sahnedir. Ama sadece bir hareket ile bir kişiliğin nasıl anlatılacağının en güzel örneklerinden biridir. Morten, David ile kavga edip barışarak işbirliği yemini ettikten sonra Kjetil kazayla evdeki köpeği vurur. Morten köpeğin ölüsünü çöpe atarken eline bulaşan kana “şu hale bak” der gibi bakar ve Morten’in David’e yeniden ihanet edeceğini o an anlarız. Başkarakterimiz David ise pis işlere bulaşmaktan utanç duyan ve etrafındakileri pislikten korumaya çalışan birisidir. Ailesiyle olan soğuk ilişkilerine ve salonda dönen işlere rağmen özünde iyi birisidir. Davranışlarıyla iyiliği vaaz etmektedir. Bazen kendini riske atmak pahasına da olsa doğruyu savunmaktadır.

Doğruyu Söylemek: Uno (2004) 3 – Uno 2004 1

Burada David’in kişiliğini konuşmaya başladığımız için Foucault’un Parrhesia kavramına başvuracağız.(3) Foucault’nun Antik Yunan Edebiyatı ve Tragedyaları üzerinde yaptığı incelemeler sonucunda ortaya attığı Yunanca sözcük olan Parrhesia kısaca “Doğruyu Söylemek” olarak adlandırılabilir. Fiil hali Parrhesiazesthai’dir. “Doğruyu Söyleyen Kişi” anlamındaki sözcük de Parhesiastes’tir.(4) Parrhesia sözcüğüne ilk defa Euripides’in tragedyalarında rastlanmıştır. Bir eylemin veya bir konuşmanın klasik anlamda bir Parrhesia (bundan sonra Doğruyu Söylemek olarak anılacaktır) olarak adlandırılabilmesi için konuşan veya eylemi yapanın kişiliğinin ifadesi olması, bir çıkar gözetmeden hakikati belirtmesi, retoriğe girmeden dolaysız ve açık bir şekilde ifade edilmesi ve bu yüzden Parrhesiastes’in (bundan sonra Doğruyu Söyleyen Kişi olarak anılacaktır) konforunu, çıkarlarını, statüsünü ve hatta hayatını tehlikeye sokmasıdır.(5) Doğruyu Söyleme hakkı bir topluluk, zümre veya toplum içinde elde edilir. Örneğin Antik Yunan şehir devletlerinde o kentin özgür yurttaşı olmak, birçoğunda erkek olmak ve soyu sopu belli olmak Doğruyu Söyleme hakkına sahip olabilmek için gereklidir. Öyleyse bir topluluk veya zümre içinde Doğruyu Söyleme hakkını kullanan kişi risk alır. Bunu tersten okursak kişi bir topluluğun, zümrenin veya toplumun içinde Doğruyu Söyleme hakkını kullanarak tehlikeye atabileceği çıkarlara sahipse aslında Doğruyu Söyleme hakkını kullanarak eleştirdiği kötülüklerin az buçuk suç ortağıdır ama bunun suç ortaklığına katlanamamaktadır.

David bir Doğruyu Söyleyen Kişi örneğidir. Öncelikle Jarle gibi mafyöz bir karaktere verdiği hizmetler sebebiyle güvenilir bir kişi olarak spor salonu çevresine girmeye hak kazanmıştır. İyisiyle kötüsüyle bu çevrenin işlediği tüm eylemlere ortaklığı vardır. Ama David doğru kişiliğinin ifadesi olarak spor salonuna silah ve steroid sokulmasına karşı çıkmaktadır ve Lars’ın uçarılığından kaynaklanan kavgalara karışma konusunda gönülsüzdür. Onu kavgadan uzak tutmaya çalışmaktadır. Bunları yaparak hem Lars’ın, hem Jarle’nin, hem de Lars’ın iş yaptığı Pakistanlı uyuşturucu satıcılarının düşmanlığını üstüne çekme riskini göze almaktadır. Peki Jarle tarafından aforoz edilmesine yol açan eylem yani David’in karakolda silahın ve steroidlerin sahibinin Lars olduğunu itiraf etmesi Doğruyu Söylemek kavramına bir örnek teşkil eder mi? Hayır. Bir eylemin Doğruyu Söylemek olarak adlandırılabilmesi için öncelikle bir hakikatin çıkar gözetmeden ifadesi olması lazımdır. David ise bu eylemde doğruyu söylemesine rağmen bunun Doğruyu Söylemek olarak adlandırılmasına engel olan şey şudur ki David nezaretten çıkıp hasta babasını görebilmek için Lars’ı ele vermiştir. Yani David kişiliğinin ifadesi olan birçok gösterişsiz sözü ve eylemiyle bir Doğruyu Söyleyen timsali iken Lars’ı ele verirken, bir gerçeği dile getirdiği halde Doğruyu Söyleyen Kişi olmanın uzağındadır.

Doğruyu Söylemek: Uno (2004) 4 – Uno 2004 2

David’in kişiliğini ve eylemlerini Doğruyu Söyleme kavramı ışığında irdeledikten sonra son bir işimizin kaldığını farketmişsinizdir. Doğruyu Söyleyen Kişi olarak, mensubu olduğunuz kötü zümre ve topluluklara karşı tavrımız ne olmalıdır? Ya da bu UNO nedir allah aşkına? UNO adını uzun zamandır duysam da, büyük marketlerde satıldığını görsem de hakkında bir şey bilmediğim bir oyundu. Bu film sayesinde öğrenip biraz oynadım. Elindeki tüm kartları bitirip tek karta kalma ve UNO deme üzerine bir oyunmuş. Yani Hennie’nin bu filmde bize vaaz ettiği şey şu: “İçinde bulunduğunuz topluluk ve zümrelerde hoşunuza gitmeyen şeyler oluyorsa her zaman doğruyu söyleyip bildiğinizi yapmaktan şaşmayın. Bazen tek başınıza kalmak bile kötülerin içinde olmaktan iyidir.”

Khuram’ın çetesinden yediği dayaktan sonra ağzı burnu dağılmış bir biçimde kaldırımda sırtüstü yatan David’in suratına yerleşen mutluluk, doğruyu söyleyip doğru olanı yapmış olmanın ve  tek karta kalıp UNO demenin mutluluğudur. İhtimal ki idama mahkum edilen, infazdan bir gece önce kendisini kaçırmayı teklif eden dostu ve öğrencisi Kriton’a gönül rahatlığı ile hayır diyen Sokrates’in suratında da aynı mutlu ifade vardı.(6)

Doğruyu Söylemek: Uno (2004) 5 – Uno 2004 5

Uno bir hikayeyi başarılı bir biçimde işleyen ve klasiklerle beraber okunduğunda zevkli bir beyin jimnastiğine dönüşen küçük ve güzel bir film. Fakat yönetmenin, düşündüklerini temiz bir şekilde filme alıp net çıkarımlar yapabilmesi elbette  onu mutlak doğruluk mertebesine yükseltmiyor. Her topluluk Jarle’nin spor salonu çevresi kadar dar ve kaçınılabilir değil. Örneğin katlanılmaz sömürü ve sistematik suçlar üzerine kurulu çok daha geniş toplumlarda Doğruyu Söyleyen Kişi olarak varolabilmek üzerine Platon, Foucault veya Hennie’nin bize söyleyecek bir şeyi var mı? Yoksa başka yerlere bakmak, başka seslere de kulak vermek mi gerekiyor? Ne dersiniz?

Öteki Sinema için yazan: S. Özgür Ilgın

Dipnotlar

(1) imdb.com/title/tt0384639/

(2) Jarle’nin kötü yazılmış ama iyi oynanmış bir karakter olduğunu düşünüyorum. Jarle’nin bir baba olarak sergilediği tavırları tutarlılıktan uzak buluyorum. Oğlu polis olmak isteyen bir baba olarak Lars’ı her türlü pislikten uzak tutması gerekmez mi? Kabul, uzak tutmanın yöntemi kişiden kişiye değişebilir ama bu yöntem asla dövüşen oğlunu kenarda bir şeyler içerek sakin sakin  izlemek olamaz. O kavga yüzünden alabileceği bir sabıkanın oğlunun tüm polislik hayallerini suya düşürebileceğini hele hele o arbedede çekilecek bir bıçağın ona ölümcül yaralar açabileceğini bilmeyen bir baba olabilir mi? Hele ki oğlunun uyuşturucu işlerine girip silah taşımasını neredeyse hiçbir şey olmamış gibi karşılamasına ne demeli? İskandinav halklarının bizden farklı kültür kodlamaları var. Ama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar geniş bir babaya rastlamanın imkanı yok. Hele hele bu geniş babanın sonra David’e oğlunu polise ihbar ederek polislik hayallerini yok ettiği için cephe alması anlaşılması zor bir garabet değil mi? Yani Jarle’nin karakterindeki tutarsızlıkları Aksel Hennie’ye, her şeye rağmen inandırıcı olabilmesini  ise Björn Floberg’in iyi oyunculuğuna mal etmekte bir sakınca yok.

(3) Doğruyu Söylemek, Michel Foucault, Ayrıntı Yayınları, 2012

(4) A.G.E. Sf.10

(5) A.G.E. Sf.10-11

(6) Kriton, Platon, Say Yayınları

blank

S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı.

Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

blank

Öteki'den Haber Al

Buna da Bir Bak!

Birdemic: Shock and Terror (2010)

Bilgisayar tamirciliğinden gelen “yönetmen” James Nguyen’in 10.000 doları bir araya
Sauna (2008) 6 – sauna poster 2

Sauna (2008)

Herhalde, afişini görmeden bana Sauna isimli bir Finlandiya korku filminin