The Mandalorian and Grogu, Star Wars’un uzun süredir beklenen sinema dönüşü gibi pazarlanıyor ama gerçekte Disney’in en güvenli ticari reflekslerinden birinin sonucu. Yaklaşık 165 milyon dolarlık bütçe, bir yan karaktere duyulan yaratıcı inançtan çok, Grogu’nun oyuncaklardan, yan ürünlerden ve popüler kültür dolaşımından ürettiği ekonomik değere yatırılmış görünüyor. Disney belli ki en çok süt veren ineği sağmayı sürdürmek istemiş.
Filmin temel problemi de tam burada. The Mandalorian and Grogu kötü bir film değil ama tehlikeli bir yerde duruyor. Steril, güvenli, düzgün paketlenmiş ama dramatik olarak sınırlı. Ortalama bir hikâye anlatıyor, teknik olarak günümüz bilim kurgu sinemasında görmeye alıştığımız CGI düzeyini tutturuyor ama nadiren gerçek bir heyecan yaratıyor. Star Wars’un eski filmlerinde hissedilen maddi dünya duygusu, yani maketin, kostümün, kirin, pasın, dokunun yarattığı sahicilik burada çoğu zaman dijital bir cilaya dönüşmüş.
Filmin gerçekten yükseldiği iki an var. İlki, finale yakın Hutt’ların mekanında dev robotlarla yapılan kapışma. Bu sahnede stop motion estetiğini andıran fiziksel bir his var ve ister istemez Return of the Jedi’daki Rancor sekansını hatırlatıyor. Hareketlerdeki hafif yapaylık sahneye canlılık katıyor. Çünkü Star Wars’un ruhu biraz da o kusurlu el işçiliğinde saklıydı. Kusursuz dijital görüntü çoğu zaman izleyiciyi etkilemiyor, sadece “render edilmiş” duygusu veriyor. Burada ise kısa süreliğine de olsa eski usul sinema büyüsü beliriyor.
İkinci güçlü an finaldeki X-wing sahneleri. Kanatlar açıldığında, savaş düzeni kurulduğunda ve o tanıdık Star Wars ritmi devreye girdiğinde, insan ister istemez “aha, işte bu” diyor. Fakat bu anların etkili olması, filmin bütününü kurtarmıyor. Tam tersine geri kalan bölümlerin ne kadar güvenli ve çocuk filmi kıvamında kaldığını daha görünür hale getiriyor.
Asıl sorun, filmin sinemadan çok başkasının oynadığı bir konsol oyununu izliyormuşuz hissi vermesi. Yapı neredeyse oyun mantığıyla ilerliyor: görev alınıyor, yeni mekâna gidiliyor, düşman temizleniyor, kısa bir diyalog sahnesiyle sonraki görevin yolu açılıyor. Diyaloglar da dramatik derinlikten çok oyun arası sinematikleri andırıyor. Karakterler birbirleriyle konuşmaktan çok, izleyiciye görev açıklaması yapıyor gibiler. Bu da filmin ritmini sinemasal olmaktan çıkarıp mekanik hale getiriyor.
Sigourney Weaver’ın varlığı bu hissi daha da artırıyor. Bilim kurgu tarihinin en güçlü ikonlarından birinin Star Wars evrenine katılması ilk bakışta heyecan verici olabilirdi, ama film ona gerçek bir dramatik alan açmıyor. Weaver’ın oyunculuğu fazla düz, görev odaklı, ruhsuz duruyor. Burada sorun yalnızca oyuncuda değil. Yazılmış karakter de neredeyse bir oyun NPC’si gibi tasarlanmış. Sahneye giriyor, gerekli bilgiyi veriyor, sistemden çıkıyor. Ripley’nin mirasını taşıyan bir oyuncuyu böyle kullanmak, pahalı bir antikayı IKEA rafına koymak gibi: duruyor, ama ait olduğu yer orası değil.
Diziyle kıyaslandığında filmin zayıflığı daha belirginleşiyor. The Mandalorian dizisi özellikle ilk sezonlarında Star Wars’u küçülterek büyütmüştü. Galaktik kaderlerden, seçilmiş kişilerden, imparatorluk soy ağaçlarından uzaklaşıp daha küçük, daha kirli, daha western tadında hikâyeler anlatmıştı. Bir ödül avcısı, koruması gereken bir çocuk, uzak gezegenler, borçlar, loncalar, ihanetler ve sessiz sadakatler… Dizinin gücü bu sadelikteydi. Film ise sinema olmak zorunda kaldığı için her şeyi büyütüyor ama büyüyen şey görüntü oluyor, fikir değil. Daha büyük aksiyon var ama daha büyük bir dramatik mesele yok.
Grogu hâlâ sevimli, Din Djarin karizmatik, evren hâlâ tanıdık ve zaman zaman cazip. Ancak Grogu’nun sevimliliği artık karakter özelliğinden çok pazarlama refleksine dönüşmüş durumda. Gözleri büyüt, küçük bir ses çıkar, Force ile bir şey yap, seyirciyi yumuşat. Bu formül çalışıyor fakat her seferinde biraz daha ucuzluyor. Bir karakterin popülerliği onun dramatik gelişiminin yerine geçmeye başladığında hikâye de oyuncak reyonuna doğru kayıyor.
Bütün bunlara rağmen The Mandalorian and Grogu izlenmeyecek bir film değil. Bir kez izler, büyük olasılıkla sıkılmazsınız. Aksiyon akar, finalde birkaç sahne keyif verir, Star Wars nostaljisi de görevini yapar ama mesele de burada: Star Wars için “sıkmadı” demek övgü değil, düşük beklentinin makbuzu.
Mandalorian ve Grogu arşivlik bir yapım değil. DVD’sini ya da Blu-ray’ini kütüphaneye koyma arzusu uyandırmıyor. Star Wars bir zamanlar yalnızca izlenen değil, saklanan da bir şeydi. Oyuncağı alınır, posteri asılır, müziği ezberlenir, kaseti ya da diski rafa konurdu. The Mandalorian and Grogu ise izlenip geçilecek, hafızada birkaç sahnesi kalacak ama kalıcı bağ kurmakta zorlanacak bir ürün.
Film Star Wars mirasına ihanet etmiyor, ama onu ileri de taşımıyor. Güvenli, parlak, pahalı ve fazlasıyla kontrollü. İçinde zaman zaman eski ruhun kıvılcımları var. özellikle dev robot kapışması ve X-wing finali bunu hissettiriyor. Ama geri kalanında Disney’in kurumsal aklı, Lucas’ın maceracı sezgisinden daha baskın.
