Contemporary Art Sen Adamı Öldürürsün! Velvet Buzzsaw (2019)

Dan Gilroy’un yazıp yönettiği Velvet Buzzsaw, galerileri baz alan sanat dünyası ile slasher evrenini buluşturan ilk bakışta ilginç bir yapım. Netflix’de yayınlanmaya başladıktan sonra dikkatleri çeken yapım sanatın metalaşması üzerine bir çift laf etmek isteyen bir korku filmi.

Jake Gyllenhaal (yönetmenle daha önce Nightcrawler’da da beraberlerdi), Rene Russo, John Malkovich (Bird Box’dan kısa bir süre sonra tekrar bir Netflix yan rolünde), Zawe Ashton, Toni Collette gibi pek çok ünlü oyuncuyu kadrosuna katıp adeta bir yıldızlar karması olan film, nasıl oluyorsa en büyük darbeyi de çok karikatürize ve aşırıya kaçan oyunculuklardan alıyor.

Tabi bu yönetmenin bilerek yaptığı bir tercih de olabilir ancak bu durum filme pozitif yönde hizmet etmediği gibi oldukça iyi çekilmiş ölüm sahnelerindeki dehşetin seyirciye yansımasını da azaltıyor.

Öncelikle filmin konusuna bakıp eleştirilere bir ara verecek olursak, film paradan gözü dönmüş sanat simsarlarının sanat tarafından yok edilişini anlatıyor diyebiliriz. Galeri sahibesi Rhodora Haze’in (Rene Russo) yanında çalışan ve zengin olma hayalleri kuran Josephina (Zawe Ashton), üst kattaki komşusu Ventril Dease’in ölümünden sonra gizlice dairesine girerek merhumun herkesten sakladığı rahatsız edici sanat eserlerini toplar. Tek cümlesi ile sanatçıları göklere de çıkarabilen, bir anda yerlere indirip intihar etmelerine bile neden olabilen sanat eleştirmeni Morf Vandewalt (Jake Gyllenhaal) tarafından eserler olağanüstü bulunduktan sonra Rhodora ve Josephina, Dease’in sanat eserlerinden en yüksek karı elde edebilmek için çalışmaya başlarlar. Ancak eserlerden kar eden herkesin sonu gizemli ölümler ile sonuçlanmaktadır. Paradan gözü dönmüş bu piyasayı Dease’in eserleri yola getirebilecek midir?

Hikaye olarak ilgi çekici bir konu ile başlayan film iki noktada duvara tosluyor. İlki dediğim gibi kötü oyunculuklar ki bu kadar abartılı oynayacak insanlar değil bu kişiler. Özellikle Jake Gyllenhaal film boyunca sanki yeni “Nicolas Cage benim!” diye bağırıyor. Tabloların ölümlere yol açtığını anladığı sahnede, gözlerini Cage gibi açıp garip şekillere bürünmesi, bu yılın en kötü oyuncular listesine tepeden girmesine yol açabilir nitelikte tarihi bir çabalama. Cage’in The Wicker Man’ini YouTube’da batıran kesmeciler bakalım Gyllenhaal için neler düşünecekler.

Tabi sırf Gyllenhaal değil tüm ekip abartılı oyunculuğun kitabını yazıyor. Bu konuda tek istisna John Malkovich. Artık duraklama dönemine girmiş yaşlı bir sanatçıyı canlandıran ustanın az sayıdaki sahnesi aslında filmin sanat dünyasını eleştirisindeki en güçlü sahneler. Örneğin genç ajansının atölyesinde kendisini ziyaret ettiğinde yerdeki çöpleri sanat eseri sanması, çoğumuzun anlamadığı modern, post modern sanata, bunların sergilendiği bianellere bir gönderme niteliğinde. Bence filmden daha güzel olan credits’in geçtiği bölümde Malkovich’in kumda elindeki sopa ile çizimler yaptığı sahne keşke bu bir kısa film olsaydı da seyretseydik dedirtecek güzellikte. Yalnız Malkovich’in karakterinin aslında sadece eleştiriler anlamında kullanılması ve asıl konudan bağımsız bir hikayede gezmesi, ana konuya bir katkı yapmaması eksik kalmış. Üzerinde biraz daha oynansa daha güçlü bir senaryo kurulabilirdi.

Filmin bir başka eksik noktası da korku filmlerinde asıl korku öğesini açıklama eğiliminin bu filmde eksik kalması. Hikayede Dease’in eserlerinin neden böyle bir lanet taşıdığı konusunda pek bir laf edilmiyor. Kanla yoğrulmuş bu eserler nasıl böyle bir güç kazanmış belli değil. Dease’in korku dolu geçmişi üzerinde çok az durulup, parıltılı sanat dünyası üzerinden konu devam ettiriliyor. Asıl orada yatan kaynağın kullanılmaması çok yazık olmuş. Belki bir ikinci film olursa, ki filmin sonu bu yönde de bazı ipuçları veriyor, bu konuya daha çok değinileceğini umuyorum.

Velvet Buzzsaw bir korku slasher olarak başlayıp oyuncuların yorumlamaları ile bir korku komediye evrilen ilginç bir film. Slasher olarak doyurucu sahnelerine, sanat cephesine yaptığı sert eleştirilere rağmen, sonunda çok da tatmin etmeyen, biraz havada kalmış bir film. Dan Gilroy’un Nightcrawler’daki başarısını tekrar edebilmek için daha önce çalıştığı Gyllenhaal’a fazla yaslanması belki de bu sonuca neden olmakta. Gene de özellikle slasher sevdalılarının bu yoklukta sevebilecekleri bir hikayeye sahip. Gyllenhaal’ın ise kredisi pek kolay bitmez. Gene de umarım kendisini bir daha çıplak bir halde görmek gibi bir zulüm ile karşılaşmayız. Herkese iyi seyirler…

Öteki Sinema için yazan: Masis Üşenmez

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir