Çok Saçma Ama Çok Eğlenceli: Bad Milo (2013)

Bad Milo posterSon günlerde yakın tarihli korku komedileri izlemeye ağırlık verdim. Yeni bir Shaun of the Dead ile falan karşılaşmayı ummuyordum ama poster+fragman ikilisi ile beni tavlamayı başaran bir iki tanesinin, en azından birkaç kahkaha attıracak, gırgır, şamata işler olmasını bekliyordum.

Öteki Sinema için yazan Murat Kızılca

Kanada yapımı Cottage Country (2013) ile başladım serüvenime. Açıkçası en umutlu olduğum film bu idi. Beraber yaşadığı sevgilisine evlilik teklifinde bulunmak isteyen Todd, gizli(!) emelini gerçekleştirmek üzere onu ailesinin göl kenarındaki kulübesine götürür. Aniden ortaya çıkan zıpır kardeş Salinger, ikilinin planlarına limon suyu sıkınca ortalık karışır. İstenmeden işlenen bir cinayet, bu suçu saklamak için öldürülen yeni kurbanlar, polis, arama ekipleri derken, Todd ve sevgilisi birbirlerini daha yeni yeni tanımaya başladıklarını fark ederler. Ormandaki kulübe, yolda karşılaşılan ürkütücü yaşlı adam, ‘gore’ seviyesi yüksek kanlı cinayetler gibi korku klişelerini bir sepete koyup, bunları güzelce çalkalayarak mizahi bir durum yaratmaya çalışan filmin, bu konuda pek tatmin edici olduğu söylenemez. Evet, oyunculuklar gayet iyi (özellikle Tucker & Dale vs. Evil‘in Dale’i Tyler Labine), kan ve şiddet oranı türe düşkün bünyeleri memnun edecek seviyede, aslında hikâye de hiç fena değil ama Cottage Country mizah dersinden sınıfta kalıyor ki bir korku komedinin olmazsa olmazlarının belki de en önemlisi. Gene de filmin hakkını çok yememek lazım, son kalemde vasat bir seyirlik diyerek sıradaki filmlere bakalım.

İngiltere yapımı Stalled (2013) ve ABD yapımı Dear God No! (2011) ile devam eden serüvenim, çıkmaz yola girmiş gibi görünüyordu. İsmini anmaktan öteye geçmeyeceğim bu iki filmden uzak durmak, sağlığınıza yapacağınız en büyük iyiliklerden biri olabilir. Dibe vuran maceram, Avustralya yapımı 100 Bloody Acres (2012) ile devam etti. En kestirmeden Motel Hell ve Tucker & Dale vs. Evil ikilisinin karışımı diye özetleyebileceğim film, kağıt üzerinde gayet yakışıklı bir senaryoya sahip. Ne var ki o da Cottage Country ile aynı dertten muzdarip. Birbirini tekrar eden, anlamsız ve uzun (hatta çok uzun) diyaloglar ile şişirilen sıkıcı sahneler, asıl vurucu olması planlanan sahnelerin önüne geçiyor. Çok fena makas yedikten sonra belki bir şeye benzeyebilirmiş. Bu haliyle unutulmaya mahkum, vasat altı bir seyirlik olmaktan kurtulamıyor.

korku komedi poster

Pek de istediğim gibi sürmeyen maceramın son durağı Bad Milo oldu. ABD yapımı filmin yönetmeni Jacob Vaughan, senaryoyu da Benjamin Hayes ile beraber yazmış.

Bad Milo, daha konusunu okur okumaz hemen yüzünüze bir gülümseme yerleştirmeyi başarıyor. Elbette ki bütün numarası o kadar değil. Önce konusu; “Sıkıcı bir ofiste orta düzey yönetici olarak çalışan Duncan, ilk bakışta sistemin çarkları arasına sıkışıp kalmış, sıradan biri gibi gözükmektedir. Hayatı türlü çeşit problemler ile dolu olsa da en büyük sıkıntısı sıkça yaşadığı bağırsak problemidir. Strese girdiği zaman daha da coşan ağrıları bazen saatlerce tuvaletten çıkamamasına sebep olmaktadır. Derdine derman bulmak için doktora giden Duncan, bağırsaklarında doktorun da tanımlayamadığı bir ‘şey’ olduğunu öğrenir. Fakat çok önemsememesi gerektiğini söyleyen doktor, stresten uzak durmasını tembihler ve mutlaka ziyaret etmesi için tanış bir psikoloğun numarasını verir. Ofise dönen Duncan, müdürünün talimatıyla işten çıkartılacak personel ile son görüşmeleri yapmak için görevlendirilir. İş hayatında olduğu gibi özel hayatındaki gelişmeler de Duncan’ın stresten uzak kalabilmesine imkan vermez. Bir akşam artık sıradan hale gelmiş uzun tuvalet seanslarından birinde ağrıdan bayılır. Bu esnada makatından şeytani emeller peşinde koşan intikamcı bir yaratık çıkar. Duncan’ın hayatındaki sorunlar yetmiyormuş gibi, şimdi uğraşması gereken nur topu gibi bir problem daha dünyaya gelmiştir.”

Bad Milo orta

Yazının girişinde uzun uzun yer verdiğim sıkıntılı seyahat sonrasında doğrusunu isterseniz Bad Milo‘dan pek de bir şey beklemiyordum. Fakat Milo kelimenin tam anlamıyla ters köşe yaptı. En çok hasta olduğum özelliğini hemen bir çırpıda söyleyivereyim. Bad Milo (eğer yanılmıyorsam) sıfır CGI ile kotarılmış, seksenlerin o çılgın video kaset döneminin havasını kolayca yakalayan, uçuk kaçık bir film. Sonradan Milo ismini alacak olan bağırsaktan çıkan yaratık, bilgisayar efektleri ile değil, bütçenin el verdiği ölçüde gayet başarılı sayılabilecek bir kukla çalışması ile canlandırılmış. Bu sayede benden kafadan artı bir puan kazanan film, hem teknik özellikleri, hem de konusu ile video kaset döneminin bombalarından, benim de çok sevdiğim Frank Henenlotter imzalı Basket Case‘i (1982) fazlasıyla andırıyor.

Bad Milo, her ne kadar korku komedi türü içinde kendine yer bulsa da, kartlarının çoğunu komediden yana kullanmış. Bu sebeple türün önde gelen yapımları ile yarışacak seviyede değil belki ama saçma sapan bir fikirden yola çıkarak böylesine eğlenceli bir film olabilmeyi başarması takdire şayan.

Bu arada çılgın psikolog rolünde Peter Stormare’in, az süre alsa da, harikalar yarattığını söylemeliyim. Fargo‘dan beri üzerine en çok yakışan rollerden biri olmuş.

Bad Milo, son zamanlarda sinemaya sirayet eden bilgisayar efektleri çılgınlığına inat CGI’dan uzak durması ve seksenlerin deli işi senaryolarına öykünen yapısı ile dönemin havasını solumuş sinemaseverleri tavlamakta fazla zorlanmayacaktır. Ustaca yazılmış komik espriler, bol kanlı cinayetler ve bonus olarak bağırsaktan çıkan yaratık gibi ekstra bir sürpriz ile bir korku komediden beklenen hemen her görevi elinden geldiğince yerine getirmeye gayret ediyor. Türe düşkün bünyelerin izleme listesine almasında fayda var.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir