Braindead (1992)

Singaya!!!

Peter Jackson’a Yüzüklerin Efendisi filmlerinin yönetmenliği ne sebeple teslim edilmiştir? Tabi ki Braindead gibi bir film yapmış olduğu için…

Peter Jackson gibi iyi bir yönetmen olup, hem de Yüzüklerin Efendisi dünyasının hayranı olan başka yönetmenler elbet bulunabilirdi. Keza o zamanlar dünya çapında isim yapmamış olan Peter Jackson yerine, dünya çapında isim yapmış başka nice yönetmenler de düşünülebilirdi. Ancak benim naçizane düşüncem; Peter Jackson’u bugün Peter Jackson yapan şey, Yeni Zelanda’da çekmiş olduğu, kült b-film klasiği, korku/komedi dalında rakibi olmayan Braindead filmidir. (Bu cümlenin sonunda seyircinin yüzüne bir kova kan, yavaşça akan damlalar arasından beliren Braindead yazısı ve arka fonda o Braindead’in muhteşem başlangıç müziği çalması lazım tabi…)

Sadece 3 milyon dolarlık bütçesiyle, gelmiş geçmiş en kanlı film ve gelmiş geçmiş en çok sahte kan kullanılan film gibi şöhretlerin sahibi olan Braindead, zamanında sansürlerin hısmına uğramış olsa da, bir korku filminden çok bir komedi filmi olmasından dolayı, 80’lerin Video Nasties furyasından yakayı sıyırmıştır. Amerika, İngiltere ve Avustralya’da hiç bir sahnesi sansürlenmeden gösterilmiştir ki bu dönemin vahşet içeren filmleri için oldukça alışılagelmedik bir durumdur. Ama mesela Almanya’da film 3 dakikalık bir kesinti ile gösterime girebilmiştir. Bu arada filmin Amerika’da Dead Alive gibi abuk subuk bir isimle tanındığını da belirtelim.

posters

Bir Oedipus-zombi-yamyam-vahşet-dehşet-komedi-aşk hikayesi olan Braindead,  korku-komedi türünden hiç hazetmeyen bir insan olmama rağmen, gelmiş geçmiş en sevdiğim filmlerden biri! Evil Dead 2 (1987), From Dusk Till Dawn (1996), hatta Ichi The Killer (2001) ve Hostel 2 (2007) gibi filmler için de çok iyi korku komediler tanımlaması yapılabilir, ama hiçbiri tam olarak Braindead kadar şiirsel ve yürekleri okşayan bir şekilde bu vahşeti ekrana taşıyamamıştır.

brain-dead-splash

Film, Yeni Zelanda açıklarındaki Sumatra adasında başlıyor. Burada “fare maymun” diye bilinen ender tür bir hayvanı yakalayıp ana karaya götürmek isteyen bir ödül avcısı, bu emelini gerçekleştirir ama bu sırada kendisi bu “faremaymun” tarafindan ısırılarak Singaya’nın kurbanı olur! Zamanında Avrupalı gemicilerin türlü hastalıklarını taşıyan gemilerden gelen farelerin, adadaki maymunlara tecavüz etmesiyle ortaya çıkan bu “fare maymun” hayvanı, yerel halk tarafından kara büyü törenlerinde kullanılmaktadır.

(Bu arada hemen buraya bir parantez açıp, gerçek hayatta kara büyü olayının Avusturalya ve Yeni Zelanda’da ne kadar korkunç boyutta yaygın ve tehlikeli bir durum olduğunu belirtmek istiyorum. Keza albinolarin vücud parçaları büyücüler tarafından çok değerli sayıldığı için son senelerde Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da albinolar evlerine girip diğer aile fertlerinin gözleri önünde parçalanıp, kolları, bacakları ve cinsel organları büyücülere satılıyor. Bir tane, iki tane de değil bu olaylar.. Onlarca… Böylesine muhteşem güzel bir filmi anlatırken, böyle karanlık bir parantez açtığım için çok özür dilerim ancak bu sene duyduğum olay beni şok etmişti ve birileriyle burdan paylaşma ihtiyacı hissettim. İnsan böyle şeyleri duyunca, sinemadaki sansüre karşı daha da isyan edesi gelmiyor mu?)

Bu sırada Yeni Zelanda’nın sakin bir kasabasında ana kuzusu Lionel ile kurnaz Paquita arasında da ilginç ve komik bir aşk hikayesi başlar. Ancak Paquita’nın falında ebedi bir aşk ile birlikte karanlık şeyler de çıkmıştır! Yeni Zelanda’ya getirilen bu “maymunfare”, zorba annesinin demir yumruğu altında yaşayan antisosyal Lionel’in hayatını kabusa çevirecektir. Tabi hikaye ilerledikçe, ve olaylar artık mantık mertebesinden çıkıp, işin iyice cılkı çıktıkça aslında “maymunfare”nin getirdiği bu beyin öldüren Singaya hastalığı mı, yoksa Lionel’in zorba annesi mi Lionel için daha büyük bir “kötü” çıkacaktır, bunu ögrenmek için filmin finalindeki yarım saatlik ultra-aşırı-acayip-olağanüstü zombi katliam sekansını beklememiz gerekiyor…

Artık her puding yiyişinizde Braindead’deki puding sahnesinin aklınızın içine akacak olmasına hazırlıklı olun…

braindead1

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

2 Yorumlar

  1. Evet aslında korkunç olan gerçek hayat yani hayatın kurgusu türü ve alt-türünü ne yazıkki seçemiyoruz ..Bu arada Bad Taste de favori filmlerimdendir..

  2. Filmin son bölümünde yeralan abartı katliam sahnesi yerine daha öncesinde yeralan sahneleri açıkçası daha çok beğenmiştim. Görselliğin amaca ulaşmak için araç olarak kalmasını tercih ettiğim için daha az kanlı sahnelerde daha çok gülecek şey yakalayabildim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: