Bruce Lee Süpermen’e Karşı (1975)

2017 yılı yeterince iyi filmler izleyebildiğim bir yıl olmadı. Vizyondaki filmlerin (en azından benim yaşadığım şehir açısından) hali ortada. Ama şu da var ki yeterince kötü filmleri bulup izleme konusunda da biraz tembel davrandığımı kabul etmeliyim. Uzunca bir aradan sonra izleyecek ve yazacak derecede ilginç ve tabi ki kötü bir film bulmuş olmanın sevincini ve coşkusunu yaşıyorum.

Bruce Lee Against Supermen / Bruce Lee Süpermen’e Karşı (BLSK) isminden de anlayabileceğiniz gibi Hong Kong yapımı bir çakma Bruce Lee (Bruceploitation) filmi. Yönetmen Chia Chun Wu. Film, nerede gösterildiğine ve dolayısıyla hangi telif hakkından yırtmaya çalışıldığına  bağlı olarak “Bruce Lee vs. Supermen” ve “SuperDragon vs. Superman” isimleri ile de gösterilmiş. Filmimizin starı ve elbette ki çakma Bruce Lee’si Bruce Li.

Bruce Lee 1973 yılında aramızdan ayrıldığında o kadar büyük bir efsane haline gelmişti ki efsanenin ekmeğini yemek isteyen bir sürü yapımcı Dragon Lee, Bruce Le ve Bruce Li (tahminen bu iş Bruce Lö’ye kadar gider) gibi yakın dövüş ustaları ile onlarca film çekti. Bu film de bunlardan birisi. Bu filmi benzerlerinden ayıran ise yakın dövüşün yanına maskeli süper kahraman/süper kötü karşıtlığını da işin içine katmaya çalışması.

Kahramanımız Bruce Lee (Bruce Li) ve arkadaşı Örümcek, gizli servisin üyesidir. Petrol yan ürünlerinden gıda maddesi üretmeyi sağlayan bir formül bulan Doktor Ting ve kızını Uzak Doğu seyahatinde korumakla görevlendirilmişlerdir. Ting’in kızı Bruce Lee’nin yavuklusudur. Tabi ki kötü adamların eli armut toplamamaktadır. “Petrolden yapılan gıdayı yesinler de zehirlensin sersemler” demeyip Doktor Ting’i kaçırırlar. Bruce Lee işlerini bozunca da kötü adam Süpermen’i üstüne salarlar. Filmin bundan sonraki kısmı Bruce ile isminin Hangyu olduğunu sandığım dostunun Süpermen ve adamlarına karşı mücadelesi şeklinde cereyan eder. Bu arada filmin başında görünen Örümcek, filmin sonunda tekrar ortaya çıkar. Buradan da anlıyoruz ki “olsa da olur olmasa da” kabilinden bir karakter olan Örümcek’in işlevi filme arka ve ön kapak olmaktan başka bir şey değildir.

BLSK’nin bir Bruceploitation filmi olmakla yetinmeyip kendine maskeli süper kahraman filmlerinden de yama yaptığını söylemiştik. Bu saikle bir dövüş filmi olarak başlayıp maskeli kahraman durağında kısa süre durup tekrar dövüş ve vigilante filmi karışımı bir çorbaya dönüşüyor.

Süper kahramanlarımızın iyi dövüşmekten başka bir süperliği yok. Kötü adamımız olan Süpermen ise iyi dövüşmenin yanı sıra Garavel Usta gibi o ağaçtan bu ağaca sekme yeteneğine sahip olduğu için biraz daha ilginç görünse de berbat kostümünün de katkısıyla pek o kadar “süper bir men” görüntüsü vermiyor. Anlaşılan uçma ve uçurma meselesiyle başı belada olan yalnızca Yeşilçam değilmiş! Bruce Lee ve Örümcek, biri filmin başında, biri sonunda olmak üzere iki kez süper kahraman kıyafetiyle görünse de ortadaki çok uzunca aralıkta bu kıyafetleri bir daha göremiyoruz. Süpermen kıyafetine benzeyen bu kostümlerin göğsünde at sineği(*) amblemi var. Kötü adam olan asıl Süpermen’imizin kıyafetinin ise Süpermen ile uzaktan yakından ilgisi yok. Özetleyecek olursak: Süpermen, Süpermen’e benzemiyor. Süpermen’e benzeyenler Süpermen değil. Örümcek adlı kahramanımızın göğsünde at sineği(*) amblemi var. Öyleyse “What is Matrix ulan?”

Süper/Maskeli kahraman deyince Yeşilçam’ın 1966-1975 yılları arasındaki halini ve bilhassa Yılmaz Atadeniz’i yad etmemek elde mi? İşte BLSK’da da bu filmlerle benzerlik görmemek ve hatta sempati duymamak mümkün değil. Bu filmin de çoğu Yılmaz Atadeniz filmi gibi senaryosuz ve “kervan yolda düzülür” düsturuyla çekildiği aşikar. Yalnız bu noktada Atadeniz’in hakkını teslim etmek lazım: Filmlerine sette karalanmış bir veya birkaç sayfalık sinopsis düzeyinde “senaryolar” ile başlayan Atadeniz’in BLSK’dan düzgün bir öyküye ve kurguya sahip onlarca filmi var. Bu filmin öyküsü (senaryo demiyorum!) ve kurgusu her yerinden dökülüyor. Daha doğrusu önce sahnelerin çekildiğini, sonra da bunlardan kurgu/montaj marifetiyle bir öykü çıkarılmaya çalışıldığını söylemek hiç de yanlış olmaz.

Aksiyon sahnelerinde hızla değişen 5’er 10’ar saniyelik planlar, aksiyonsuz sahnelerde de çatır çutur devam ediyor. Planlar arasında hiçbir görsel devamlılık gözetilmiyor. Devamlılık derken “efendim geçen planda adamın gömleğinin 2 düğmesi açıktı, bu planda 1 düğme açık” falan gibi bir şeyden bahsetmiyorum elbette. Söylediğim hatalar küçük gibi görünen ama görsel akışın nedenselleiğini sakatlayan şeyler.  Örneğin filmin başındaki çanta sahnesine bakalım. Kötü adamlar yakalanmamak için para çantasını arabadan atar. Çanta deniz kenarında sevişen çiftin yanına düşer. Kızın çantayı alabilmek için önce (düşerken gördüğü veya sesini duyduğu) çantanın tarafına başını çevirmesi, sonra da gidip çantayı alması gereklidir. Biz ise önce deniz kenarında sevişen çifti, sonra çantayı almaya giden kızı görüyoruz. Kızın önce çantayı görmek zorunda olması gibi bir mantıksal ön şart izleyiciden esirgeniyor.

Bu filmden Yeşilçam tadı almamı sağlayan bir başka şey de araya sokuşturulmuş olan yerli-yersiz erotizm. Doktor Ting’in kızının hiç tanımadığı bir yerde çıplak suya girmesi, filmin ortasında kamikaze dalışı yapıp Bruce Lee ile sevişen “Havva” falan o devirde filmleri daha arzulanır kılmak için yapılan zorunlu hareketlerden.

Filmin iyi yapabildiği yegane şey dövüş sahneleri. Ama bu alanda da  Bruce Lee’yi taklit etmek gibi iddialı bir hedefe sahip oldukları için insanların dönüp gerçek Bruce Lee filmlerindeki dövüş sahneleriyle karşılaştırmasına neden oluyorlar ve tabi ki bir gömlek aşağıda kalıyorlar.

Geçen aylarda bazı güzide yerli yönetmenlerimizin muhteşem filmlerini eleştirdiğim için duymadığım hakaret kalmamıştı. Şimdi de bir dövüş filmini eleştiriyorum. Acaba Chia Chun Wu’nun oğlu yanına dört adet Çinli sokak dövüşçüsünü alarak evimi basar mı diye endişe içindeyim.

Öteki Sinema için yazan: S. Özgür Ilgın

*Kahramanlarımızın gögsündeki amblemin The Green Hornet (1966) adlı TV dizisine gönderme olduğunu söyleyerek bu filmin karmaşasının hiç olmazsa bir kısmını aydınlatan solsoledo nickli okuyucumuza teşekkürü bir borç bilirim. Başrollerini Van Williams ve Bruce Lee’nin paylaştığı dizi The Green Hornet çizgi romanından uyarlanmıştı. Bruce Lee, Green Hornet’in yardımcısı Kato rolünde oynuyordu. Filmimizde Bruce Li, kısa bir süre Kato kostümleriyle görünüyor sonra unutuluyor.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

3 Yorumlar

  1. Filmin tamamına bak(a)madım ama, filmin başındaki maskeli kahraman da yine (orjinal) Bruce Lee’nin Keito’yu canlandırdığı Yeşil Yabanarısı’na (The Green Hornet) bir gönderme yapıyor. Aynı şekilde göğüslerinde gördüğümüz kınkanatlı da (at sineği!) Yeşil Yabanarısı’na gönderme olarak konmuş. Onda da biri Yeşil Yabanarısı ve Keito diye iki kahraman vardı ve sembolleri yabanarısıydı. Gerçekten de çorbanın da çorbası bir film olmuş…

  2. Green Hornet referansını hatırlatığınız için çok teşekkürler :) Dizi referansına rağmen filmi çekenlerin ne düşünüp de böyle bir karmaşayı film diye ortaya sürdükleri ise hala muamma. Senaryoyu geçtim, kafada kaba taslak bir hikaye bile olmadan farklı zamanlarda bazı sahnelerin çekilip montaj masasında bir araya getirildiğini, dolayısıyla da bir sürü kopukluk olduğunu düşündürüyor insana.

  3. İzledim ve pek beğendim. Karmakarışık, değişik bir film.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: