Bütün Film Eleştirmenlerini Öldürelim mi?

Bir eleştirmen, Kara Murat: Fatih’in Fedaisi filmini beğenmedi, filmin yapımcısı eseri için “olumsuz yazılar yazan bütün film eleştirmenlerini tek tek tespit ettiklerini ve onları sinek gibi ezeceklerini” belirten bir tweet attı ve ortalık karıştı.

Sosyal medyanın eko yaparak sesi büyütme halini çok abartılı buluyorum. Açıkçası filmin yapımcısının sinirlenip bir gazla attığı tweet’i bu kadar önemsemek lazım mıydı? Köy kahvesi gibi bir yer oldu bu Twitter, biri bir şey dediğinde (yazdığında) diğerleri bunu uğultuyla tekrar ediyor, sözün sahibine de iddiasını gerçekleştirmek mecburiyeti doğuyor. Tehlikeli durumlar bunlar…

Gelelim meselenin öbür tarafına;

Vizyona girmiş filmi, televizyonda yayınlanan diziyi-yarışmayı eleştirmek… Memleket Türkiye olunca bunlar epey tehlikeli vaziyetlere yol açabilir. Eleştirdiği şey yüzünden ağzı-burnu kırılmış kimseyi görmedim daha ama tehdit içeren mailler ya sosyal medya blöfleri insanı üzüyor.

Sanırım ben de en ‘sözünü sakınmayan’ kalemlerden biriyim, bunun hayatımı zorlaştırıcı etkilerini hissediyorum elbette ancak bizim işimiz de bu; olmuşa olmuş-olmamışa olmamış demek. TV izleyicisinin zamanını, sinemaya gidenin parasını daha iyi yapımları izlemesi için harcamasını sağlamak.

O yüzden, güzel ve yalnız ülkemizde film çeken ya da televizyona iş yapan insanlara bir çift lafım var;

Beyler-bayanlar…

Geçtiğimiz yıl 105 yerli film gösterime girdi, gurur duyduk, bilet satışlarında da rekor kırıldı vs. ancak şunu da bilelim; bu 105 filmden elimize kalan 10 film var ya da yok, gerisi prematüre doğum vakaları, sinemanın A-B-C’sinden bihaber, televizyon işlerine öykünen ucuz filmler. Gişe tarafı böyle de festivallerde çok mutlu seyirler gerçekleşiyor sanılmasın. Nuri Bilge Ceylan kazanınca biz de kazanmış sayıyoruz ama festival filmlerimiz dünyanın en kabız sinema örneklerini veriyor. Fikir-düşünce-yaratıcılık sıfır!

Televizyon daha da beter, o kanallarda hep okumuş çocuklar var ama ortaya konan şey ucuz panayır eğlencesi… Flash TV gibi kanalların eğlence anlayışı tüm büyük kanallara sirayet etti. Avanak Ajans kızlarının kıç-bacak gösterdiği yarı erotik bir yarışma formatına ‘yılın mucizesi’ sanıp atladı herkes. Üzgünüm, bu ülkede televizyonculuk bitmiş ama ağlayanı yok.

120 dakika dizi diye bir şey var mı galaksinin geri kalanında! İnsanların önüne bir ot torbası koysanız daha iyi! Kimsede dışarı çıkıp eşiyle-dostuyla oturup bir şeyler yiyecek-içecek para olmadığı için mecbur bakıyor o ekrana… Evinde paralı platformlardan birinin üyeliği yoksa mecbursun, diziden kaçış yok, her kanalda birbirinin aynısı onlarca dizi!

Haber programları desen manipülasyon mabedi olmuş, iktidar-cemaat aklaması-çamur atması üzerinden vatandaşı dürtmek dışında bir dertleri yok. Peynirin fiyatını-atanamayan öğretmeni-sendikaya girdi diye işten atılan işçiyi haber veren var mı? Eh işte, Kanal D Ana Haber bu konuda iyi ama vatandaş da bir tuhaf, nerede 3. sayfa haberi varsa oraya koşuyor. Geçenlerde gösterilen Nightcrawler filmini her akşam tekrar yaşıyoruz sanki!

Bakın, tüm yazdığım olumsuzluklara rağmen bu ülkede dünyanın en edepli eleştirmenliği yapılıyor, o yüzden sanki Amerikayı keşfettiniz de birileri buna kulp takmış gibi tepkiler vermeyin, ölçülü olun. Eleştirmenler, sinemaya-televizyona iş yapanlar için bedava danışmanlık hizmeti verirler, eleştiriye açık olanlar da bu uyarıları dikkate alıp yaptığı işi düzeltir, meseleye buradan bakın.

En yakından bir örnek vereyim; kanalını bırakıp başka kanala transfer olan yarışma için, böyle yaparsa tutmaz dedim, tutmadı. Bu formatın ömrü bir sezon diyorum, onu da takan yok ama seneye görürsünüz, ekranda bunların yerinde yeller esecek. Çünkü illüzyonu bozdular, çünkü yaptıkları işe içerden baktıkları için nereye gittiğini göremiyorlar. İşte burada eleştirmenin ne yazdığına bakacaksın, yazısını hakaret sanıp ona küstah mailler döşenmeyeceksin!

Eleştirmenlik mesleği sevimsiz bir iştir çoğuna göre, kimse kendi beğendiğine laf edilsin istemez ancak kadınlar gününde oturup birbirimizin yaptığı keki-böreği övme olayı değil bu, öyle biliyorsanız yanlış gelmişsiniz. Her izlediğini başyapıt ilan eden bedavacı tayfasına değil ‘eleştirene’ kulak kesilin.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

2 Yorumlar

  1. Türkiye’de eleştirmenler çok insaflı bile böylesine birbirinin kopyası, yaratıcılıktan uzak, işin kolayına kaçan filmlerin ve televizyon yayınlarının olduğu yerde bizim eleştirmenlerimiz, Eleştircek film,dizi bile bulamıyor çünkü iyi-kötü olan bir yapım eleştirilebilir, bizdekiler içi boşluktan her eleştiri boşa vurulan yumruk misali havada kalıyor.
    Eleştirmenlerin bide böyle baskılara maruz kalması ülke sinemasına adına ümitlerin yavaş yavaş tükendiğinin habercisi.

  2. sevgili utku’nun hobbit yazısıı okuduktan sonra aklıma şu hikaye geldi…
    iki keçı mgm stüdyolarının tavan ararında eski filimleri yemekteler..
    biri diğerine sorar:
    -ne yiyorsun
    -rüzgar gibi geçti
    -nasıl bari..
    -valla kitabı daha güzeldi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: