Teknik Thrash’in Yol Haritası: Coroner Rewind (2016)

Uzun yıllar önceydi. Hani İsviçre’yi, Alpler’i; çikolatası, saatleri, “her halta yarıyor” diye aldığımız ama iki kez kullanıp bir kenara attığımız çok fonksiyonlu çakıları ve ser verip sır vermeyen bankalarıyla tanıdığımız zamanlardı. Her reklama maydanoz olan bilim adamları henüz radarımızda değildi. Müzik deyince, hele rock ve heavy metal deyince İsviçre’nin adını anan olmazdı. Sonra Krokus geldi, Young Gods geldi. Sonra daha acayip bir şey oldu Hell Hammer (HH) / Celtic Frost (CF) geldi. Önce HH albümleri ile Motörhead çizgisinin ekstrem/satanik sınırlarına oldukça kaba bir şekilde yüklenen Tom Warrior (Thomas Gabriel Fischer), daha sonra CF’yi kurarak Venom, Black Sabbath ve tabi ki Motörhead etkilerini daha usta bir thrash metal müzisyenliği ile birleştirerek thrash, death ve black metal adına önemli bir kilometre taşı oldu. Fakat 1987 yılında çıkan Into the Pandemonium, CF dinleyicilerini ufaktan ufaktan rahatsız etmeye başladı. “Neyse Tom Abi’nin vardır bir bildiği, hem bu albümde gitar işçiliği iyiymiş” diyerek hoşnutsuzluklar halı altına süpürülürken 1988 yılında daha fenası geldi. Cold Lake albümü CF’nin müzik hayatının olmasa bile thrash dinleyicilerinin gözündeki itibarının sonu oldu. CF’nin henüz garanti süresini bile doldurmadan arızaya geçmesi üzerine İsviçreli bilim adamları aşırı teknik, sert ve dayanıklı bir thrash metal grubu tasarlamak için kolları sıvadılar ve sonuç muhteşem oldu: Coroner!

Avrupa, rock ve metal türleri söz konusu olduğunda sert ve öncü grupların çıktığı yer oldu. Okyanusun öteki yakası Amerika, teknik kapasitesi yüksek trendy gruplar çıkararak, Kanada ise gene teknik kapasitesi yüksek, progresif ve deneysel gruplar çıkararak karşılık verdi. Özellikle İngiltere’den çıkan Motörhead, Diamond Head ve Venom, Almanya’dan çıkan Sodom, Kreator ve Destruction, Danimarka’dan çıkan Mercyful Fate, King Diamond ve Artillery ve tabi ki İsviçre’den çıkan Celtic Frost ve Coroner, thrash metal’in daha ekstrem müzik türlerine dönüşümü üzerinde oldukça büyük emekleri geçmiş gruplardan yalnızca en bilinenleridir.

Tatcherizm rüzgarları ile yozlaşmaya başlayan Avrupa’nın küçük başkentlerinden Zürih, 1980 yılında Operahauskrawalle adı verilen sokak protestoları ile sarsıldı. Gençlerin ön planda olduğu protestoların nedeni 70’li yılların ortasında terk edilen Sosyal Devlet veya Refah Devleti anlayışının yerini almaya başlayan neoliberal politikalardı. Zürih’teki Opera binasının onarılması için kamyon dolusu harcama yapılırken sosyal fonların kısılması ve giderek artan işsizlik konusunda hiçbir şey yapılmaması gençlerin sabrını taşırmıştı.(1) Protestoların ve isyan hareketlerinin bastırılmasından sonra otoritenin gençlere karşı tavrı sertleşmişti. Özellikle marjinal ve uzun saçlı gençler, gece parklarda takılırken sebepsiz yere dayak yiyebiliyor ve nezarete atılabiliyordu. Müzik kulüpleri ise saat 22:00’de kapılarını kapamak zorunda kalıyordu. İşte böyle bir ortam içinde Zürih’te “Heavy Disco” adlı müzik kulübüne takılan küçük bir müzisyen ve müziksever kitlesi hikayemizin başlangıcı oldu. Birbirine kaset ve plak alışverişi yapan, parmakları su toplayıncaya kadar gitar çalan bu Operahauskrawalle kuşağı gençlerinin içinde CF ve yazımızın esas oğlanı olan Coroner’i vücuda getirecek önemli müzisyen şahsiyetler vardı.

Her ne kadar Coroner, HH ve CF’den sonra ünlü olmuş bir grup olsa da kuruluşu her ikisinden de öncedir. Genesis ve Supertramp hayranı bir ailede yetişmiş olan davulcu Marquis Marky (Markus Edelmann) o tarihlerde VoltAge isimli bir grupla çalışıyordu ve grubun ismi sonradan Coroner’e dönüşecekti. İflah olmaz bir Kiss hayranı olan Edelmann askere gidince Coroner’in bu erken versiyonu akamete uğradı. Askerden döndüğü zaman eski grup arkadaşlarının hiçbirini geri toplayamayan Edelmann tek başına kaldı. Edelmann daha sonra gitarist Tommy T. Baron (Tommy Vetterli) ile tanıştı. Bu üçlüye Vetterli’nin Diamond isimli eski grubunda beraber çalıştığı basçı dostu Ron Royce (Ronald Broder) da dahil oldu. Oldukça üst düzey bir müzisyen olan olan Vetterli 9 yaşında keman çalarak müziğe başlamıştı. Jazz ve klasik müzik dinlenen bir ailede yetişmişti. Eddie Van Halen ve Jimi Hendrix hayranı olsa da yetiştiği ortamdan dolayı Ravel ve Debussy’ye oldukça aşina idi. Broder ise AC/DC hastası idi.

İlk zamanlarda onlara ilham veren gruplar Mercyful Fate, Nasty Savage, Exodus, Slayer ve Metallica oldu. Vetterli, usta müzisyenliği ile diğer grup üyelerini, sınırlarını zorlamaları konusunda yüreklendiriyordu. Grupta vokal problemi henüz çözümlenmiş değildi. Vokali üstlenen basçı Broder bu işe çok hevesli değildi.

Gün gelip de ilk demoları olan Death Cult’ı (1986) yayınlama zamanı geldiğinde Edelmann’ın yakın arkadaşı ve o vakitler Avrupa çapında ünlü bir grup haline gelen CF’nin vokalisti Tom Warrior hiç duraksamadan yardıma geldi. Klasik bir New Wave of British Heavy Metal etkili ilk dönem thrash metal soundu taşıyan Death Cult demosu Warrior’ın güçlü vokali ve Vetterli’nin sıkı performansı ile gayet güzel bir başlangıç oldu. Hani CF’ye giydirmek gibi olmasın ama Coroner bu tarihte, henüz stüdyo albümü olmayan bir grup olarak bile müzikal yönden CF’den çok çok ilerideydi.

Broder, vokal deyince genelde klasik heavy gruplarının vokallerinde olduğu gibi anlaşılır, estetik ve melodi taşıyan vokalleri anlıyordu. Bu yüzden Warrior’ın demodaki brütal vokalleri ilk başta tuhaf gelmişti. Sonra ise Broder’in kafasında bir fikir filizlenmeye başladı. O da Tom Warrior gibi brütal vokal yapabilirdi.

Sonraki günlerde CF’nin sahne ekibine katılarak dünya turnesine çıkan grup tüm Avrupa ve Amerika’yı gezdi ve bu esnada Death Cult demosunu her yere dağıtma fırsatı buldu. CF Amerika’da çok tanınan bir grup olmasa da aldıkları tepkiler oldukça olumluydu.

Daha sonra Noise Records ile anlaşma imzalayarak şeytanın bacağını kırdılar ve ilk albümleri olan R.I.P’yi 1987 yılında yayınladılar. Demodan ilk albüme kat edilen mesafe muhteşemdi. R.I.P’nin soundu Destruction ve Kreator gibi brütal vokalli sert Avrupa thrash metalini andırsa da içerdiği değişik zamanlamalar ve neoklasik metal etkileriyle onlardan ayrışmayı başarıyordu. Vetterli klasik Alman ekolü brütal thrash kalıplarına eklediği klasik müzik etkileriyle ve rifflerin son birkaç saniyesine sığdırdığı 10-15 notacık(!) ile benzersiz bir soundun müsebbibi idi. Riffleri solo gibiydi, soloları da mükemmeldi. Broder’in brütal vokalleri oldukça oturmuştu. Albümün tek kusuru kayıtların vasatlığı ve prodüksiyonun kötülüğüydü. Her şeye rağmen R.I.P bir ilk albüm olarak teknik olarak Megadeth’in “Killing is My Bussiness…And Bussiness is Good”(1985) albümü kadar başarılıydı.

1988’de Punishment For Decadence geldi. Aşağı yukarı ilk albümdeki Brütal Avrupa Thrash Metali + Neoklasik Metal Etkileri + Solo Gibi Riffler + Muhteşem Sololar + Kötü Prodüksiyon formülü daha üstün bir müzisyenlik marifeti ile kulaklarımıza şandellenirken  kimi Coroner dinleyicileri bu albümü grubun en iyi albümü olarak kabul etti.

1988 yılını iyi albüm üstüne daha iyi bir albüm çıkararak tamamlayan Coroner, metal dünyasında yeni parlamaya başlayan önemli grupların ilgisini çekmeye bu tarihlerde başladı. Özellikle Death’in beyni, yüceler yücesi Chuck Schuldiner’in ve Sepultura’dan Max Cavalera’nın Coroner’in oldukça sıkı bir dinleyicisi olduğunu belirtmemiz gerekir.

1989 yılında Florida’da Morrisound stüdyolarında sıradaki albümleri No More Color için kayda girdiler. Albümün yapımcısı Pete Hinton olurken death metal ve thrash dünyasının efsane albümlerinin yapımcısı olan Scott Burns miks işini üstlenmişti. Coroner bu albümde hakettiği kayıt kalitesi ve yapım kalitesine ulaşabilmişti. Sounda gelecek olursak, ilk 2 albüme oranla daha az karmaşık ama daha net ve ustalıklı gitar riffleri kullanılırken parça yazımındaki gelişme ile bölümler arasındaki geçişler daha pürüzsüz hale gelmişti. Bildik power akorların yanı sıra uyumsuz (dissonant) akorlar da Coroner’in müziğine girmeye başlamıştı. Ritmlerde klasik thrash ritmlerinin yanında değişik zamanlamalar içeren aksak, yer yer doğu tarzı ritmler de tercih edilmişti.  Netice olarak oldukça progresif bir thrash soundu elde edilmişti.

1991 yılında Tom Morris’in yapımcılığını ve miksini yaptığı Mental Vortex albümü piyasaya çıktı. Bana göre Coroner’in müzisyenliğinin doruk noktası bu albüm idi. Önceki albümde başlayan progresif anlayışın devam ettiği albüm tabi ki hala bir thrash albümü olma kriterini gözetirken bu sefer düz diyebileceğimiz thrash ritmleri ile iyi yazılmış, muhteşem icra edilmiş, karmaşıklığı tam kıvamında riffleri bir araya getiriyordu. Geçen albümde sounda girmeye başlayan uyumsuz akorlar ve triton akor (devil’s interval) denen uyumsuz akor çeşitleri müziğe ciddi şekilde ağırlığını koyuyordu. Uyumsuz akorların Coroner’in müziğine Kanada’lı progresif thrash grubu Voivod etkisiyle girdiğini düşünebiliriz. Özellikle power akor-uyumsuz akor-arpej şeklinde peş peşe gelen üç farklı çalış biçiminin birbirine eklenmesi ile oluşturulmuş usta işi riffler dikkat çekiyordu. Genel hızın orta hızda olduğu ve albümün genelinde atmosferin hızın önüne geçtiği söylenebilirse de “About Life” gibi hızlı parçalar eski günlere selam gönderiyordu. O günlerin trendi olan groovy ritmler de gayet usta bir şekilde albümde yerini almıştı. Sonuçta, özellikle uyumsuz akorların etkisiyle oldukça soğuk bir sound oluşsa da birkaç dinleyişten sonra tiryakilik yaratan bir albüm ortaya çıkmıştı.

1993 yılında Grin albümünü kaydetmek için stüdyoya girdiklerinde artık kendi tırmandırdıkları başarı grafiğinden korkmaya başlamışlardı. Vetterli yeni çıkaracakları albümün gelmiş geçmiş en iyi albümleri olmasını istiyordu. Vetterli’nin mükemmeliyetçi tavrı ve bu nedenle özellikle Edelmann üzerinde oluşturduğu baskı ikisinin davul kayıtları sırasında birbirine girmesi ile sonuçlandı. Edelmann’ın çaldığı partisyonların yeterince iyi bulmayan Vetterli davul partisyonlarını tekrar kaydettirmiş ve normalde 4-5 günde bitmesi gereken davul kayıtları yirminci güne girilmesine rağmen tamamlanamamıştı. Plak şirketi olaya “taksimetre” bazında yaklaştığı için Vetterli ve Edelmann’ı sertçe uyarmak zorunda kaldı. Pahalı bir stüdyoyla çalıştıkları için kaybettikleri her gün plak şirketine zarar olarak yansıyordu. Böylece olay büyüyerek yalnızca Vetterli ve Edelmann arasındaki bir hırlaşma olmaktan çıkıp grup ile plak şirketi arasındaki iletişimi de kopardı.

Grin albümü, Metallica, Megadeth ve Anthrax gibi rahmetli thrash gruplarının daha piyasa tarzlara yöneldiği, çoğu plak şirketinin bünyesindeki metal gruplarını sokağa attığı, metalin unutulduğu, grunge’ın ön plana çıktığı bir ortamda piyasaya çıktı. Genel yönelim Mental Vortex albümü ile aynı olmakla beraber bu sefer thrash yapma endişesi ortadan kalkmıştı. Thrash yerine piyasadaki sert müzik (ama metal değil!) eğilimlerinin bir sentezi konulmuştu. Genel bir tarzdan söz edilemeyecek ve “avangard” denilebilecek bir daldan dala atlama durumu hakimdi. Her albümlerinde biraz bulunan klavye ve efekt eklemeleri bu albümde daha ağırlıklı olarak kullanılırken ortaya Coroner’in en yavaş, en az karmaşık, en az thrash ve en atmosferik albümü çıkıyordu. Buna rağmen bu albümün kötü olduğunu söylemek büyük haksızlık olur. En azından harika “Paralyzed, Mesmerized” ve “Grin (Nails Hurt)” gibi parçaların hatırına bile bu albüme kötü denilemez. Grin albümü, diğerleri kadar olmasa da Coroner’in kendine özgü özelliklerini sergilediği ve her Coroner severin dinlemesi gereken bir albümdür.

1993’ten sonrası Coroner için yokuş aşağı yıllar oldu. Edelmann ve Vetterli’nin arası düzelmezken grup bir tür uyku moduna geçti. Vetterli bu arada Clockwork diye bir grupla çaldı. Daha sonra dostu Stephan Eicher’ın (hani şu “No More Color”ın kapağında elleri ile yüzünü kapayan şahsiyet) konserlerine gitar desteği verdi. Edelmann Tom Warrior’ın CF sonrası yeni grubu Apollyon Sun’da elektronik/industrial metal yapmaya başladı. 1996 yılında plak şirketi Noise, Coroner’le kalan bir albümlük anlaşmasını yeni bir albümle değil beklenildiği gibi bir “The Best Of” albümü yayınlayarak bitirdi. Grupla aynı adı taşıyan (self titled) albüm dört de yeni parça içeriyordu.

Grubun tam olarak dağılmasının ardından Vetterli Kreator’a katıldı. Kreator’un Outcast (1997) ve Endorama (1999) albümlerinde çaldı. Mille Petroza’nın da itiraf ettiği gibi Kreator’un yaratıcılığının doruğunda olmadığı zamanlarda çıkardığı bu iki vasat albüme Vetterli’nin üstün müzisyenliğinin de bir katkısı olmamıştı.

Yıllar birbirini kovalarken Vetterli 2011 yılında Coroner’i yeniden bir araya getirip birkaç konser düzenlemeyi düşündü. Broder teklifi olumlu karşıladı. Ama Edelmann gönülsüzdü. Grubun resmi olarak dağılmasından bu yana yaklaşık 15 sene geçmiş ve Edelmann’ın ilgi alanı iyiden iyiye elektronik müziğe kaymıştı. Sonraları sosyal medyada Coroner’in hala ne kadar çok sevildiğini, ne kadar çok insanın youtube’da yatağının üstüne oturup gitarıyla Coroner parçalarına cover videoları çektiğini görünce fikri değişti ve gruba katıldı. Konserlerde klavye çalmak ve efekt işlerini halletmek üzere Coroner’e eşlik eden dördüncü müzisyen ise Daniel Stössel oldu. Yeniden birleşmenin şerefine verdikleri ilk konser Lozan Les Docks konseri oldu. Orijinal üçlünün beraber geçirdiği üç yılın ardından yeni bir albüm çıkarma yolunda fikirler oluşurken yeni albüm çıkarmak istemeyen Edelmann 2014 yılında gruptan ayrılmaya karar verdi. Aynı yıl yeni davulcu Diego Rapacchietti gruba katıldı. 2017 yılında yeni albüm çıkacağına dair haberler gelse de 2018’in sonuna yaklaştığımız şu günlerde henüz yeni albümle ilgili bir gelişme yok.

Coroner Rewind

Coroner Rewind, 2016 yılında yayınlanan 3 DVD + 1 CD’den oluşan dört disklik Coroner Autopsy setinin ilk diskini oluşturan belgesel. İkinci DVD konser performanslarından, üçüncü DVD 1990 yılında verdikleri Berlin konseri ve çeşitli kliplerden oluşuyor. CD ise 8 stüdyo kaydından oluşan bir “The Best Of” seçkisi.(2)

Coroner Rewind, grubun kuruluşundan 2012’ye kadarki tarihçesini özetliyor. Öncelikle söyleyeyim; Coroner Rewind sinema tekniği açısından yeni bir şey içermiyor. Biçim açısından “merchandising” tarzı belgesellerden aşina olduğumuz oldukça bildik bir şemaya sadık kalıyor. Fakat içerik açısından oldukça doyurucu bir “merchandising” ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Samimi bir şömine başı muhabbetine saplama şeklinde giren konuk yorumları, eski görüntüler, fotoğraflar ve konser performansları şeklinde kurgulanan belgesel, soran veya anlatan bir üst ses / anlatıcı olmadan aktarılıyor. Soulfly’dan Max Cavalera, Kreator’dan Mille Petrozza, Sodom’dan Tom Angelripper, Opeth’ten Mikael Akerfieldt ve tabi ki Celtic Frost’tan Tom G. Warrior ve Martin Eric Ain gibi çok önemli müzisyenlerin tanıklıklarına sık sık başvuruluyor.

Atlanan şeyler var mı? Tabi ki var. Gruptan etkilenenler listesinde çok çok önemli bir müzisyenin adı atlanmış. Coroner’in Chuck Schuldiner’in radarına seksenli yılların sonuna doğru girdiği ve Chuck’ın efsanevi grubu Death’in progresif yolculuğunun başladığı Human (1991) albümünden itibaren Individual Thought Patterns (1993), Symbolic (1995) ve Sound Of Perseverance (1998) albümlerinin soundunda hatırı sayılır etkisi olduğu es geçilmiş. Hatta Coroner’in twitter hesabından 2011’de atılan bir tweette(3) Chuck’ın Coroner tişörtü ile Houston konserinde çekilmiş bir fotoğrafı var. Buna rağmen 2012’de çekilen belgeselde bu çok önemli bilginin yer almaması tek kelime ile enteresan.

Coroner thrash metalde yarattığı derin etkiye ve özellikle Tommy Vetterli’nin üstün müzisyenliğine rağmen hakettiği ilgiyi görebilmiş bir grup değil. İlk dönem Death Metal toplulukları üzerindeki etkisi tartışılmaz. Hele Vetterli, biraz fazlaca gözardı edilmiş bir virtüöz. İsmi Dave Mustaine, Chuch Schuldiner, Alex Skolnick, Jeff Waters ve James Murphy gibi adamlarla bir arada anılmayı yüz bin defa hak ediyor. Vetterli, ilginç parça yazma tekniğinin yanı sıra her biri şaheser olan sololarıyla ilk albümünden son albümüne, ilk dinleyişte de son dinleyişte de sağlam müzisyenliğini kanıtlamış bir isim. Umarım bu belgesel, bugüne kadar gayet saçma bir şekilde göz ardı edilen ve hakettiği ilgiyi göremeyen, Death ve son yılların önemli teknik/progresif thrash metal grubu Vektor’u etkilemiş kalburüstü bir grubu ve onların 5 stüdyo albümünden oluşan muhteşem yolcuğunu keşfetmenize vesile olur.

Yazar hakkında: S. Özgür Ilgın

1977 Yılında Aydın'da doğdu. Üniversitede bir elin parmakları kadar üyesi olan Felsefe Topluluğunun çıkardığı, iki elin parmakları kadar “tirajı” olan Yitik adlı fotokopi fanzinde öykü ve albüm tanıtımları yazdı. Blues, Heavy/Rock, Doom, Thrash, Death, Jazz ve Proggressive müziğe bayılıyor. Sergio Leone'yi David Lynch'i, Stanley Kubrick'i, Metin Erksan'ı, Ertem Eğilmez'i, Nuri Bilge Ceylan'ı, Zeki Demirkubuz'u ve Yılmaz Atadeniz'i çok seviyor, sinema ve müzik gibi eğitiminin olmadığı konularda ukalalık etmekten çok hoşlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir