Sinema Yazarlarına Sorduk: En Korktuğunuz Film Hangisi?

Korku filmleri artık korkutmuyor değil mi? Biz büyüdük de mi sıkıcılaştı perdedekiler bilinmez ama insanların çığlık çığlığa sinemada izlediği filmler yok artık… Elbette binlerce sebebi var ama biz bunlara cevap aramak yerine zaman tünelinde geriye gidip o eski çığlık attırıcıları bir hatırlayalım, kimin ödü, hangi filmde patlamış öğrenelim istedik. Üstelik bunu her filmi belli bir mesafeden izleyen hepsi birbirinden değerli sinema yazarlarına sorduk ki bu aslında Ted Bundy’e 6. doğum gününü anlattırmak gibi bir şey! Onlardan, subjektif, duygusal bir bakış açısı yakalayarak kendi seyirci hallerinin, en korkunç izlencesine ulaşmalarını istedik ve sorduk: En korktuğunuz film hangisi?


Görüş veren herkesin bu alanda kıymetli olmasından dolayı, alfabetik sırayla yayınlamanın en doğrusu olduğunu düşündük.

Ali Ercivan (ICS) / Beyazperde
Gerçekten korktuğum az sayıda film izledim ama herhalde bugüne dek bende en çok etki bırakmış, hala hatırladıkça ürkütücü bulduğum filmlerin başında Robert Benton’ın Still of the Night‘ı gelir. Özellikle de oyuncak ayısının gözünü koparan o kız çocuğu ve daha beteri, oyuncağın gözünden kan gelmesi…

Ali İlhan / Yönetmen (Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak)
Filmin ismini hatırlamıyorum,  sanırım çok ufaktım… Tek hatırladığım bir cadı ve onun çaldığı bir bebek… İlk ismini hatırladığım filme gelirsek; TRT’nin Cuma korku kuşağında yayınladığı “El” olsa gerek.. Bir kaza sonucunda elini kaybeden bir adam ve onun peşini bırakmayan bu elin hikayesi… İzlerken bir yandan ellerimle gözlerimi kapatıyor ama dayanamayıp ara ara da parmaklarımı aralayıp bakıyordum. Gecelerce yorganın altına gizlenerek uyumama sebep olmuştur…

Ali Murat Güven / Yeni Şafak
Hayatım boyunca beni bu anlamda en fazla etkileyip tedirgin eden film, Richard Donner’in yönettiği 1976 yapımı “Kehanet” (The Omen) oldu. Filmi, o dönemlerde Türkiye’de çok ciddi bir döviz sıkıntısı ve buna bağlı olarak ithalat sorunu yaşandığı için, batıda gösterime girmesinden 4 yıl kadar sonra, sanırım 1980 yılında Aksaray-Kristal sinemasında izlemiştim. Filme çok başarılı bir de Türkçe seslendirme yapılmıştı. Sonrasında ise hem yaz sezonlarındaki tekrar gösterimlerinde, hem de DVD’den defalarca izledim. Bugün hâlâ izlediğimde beni yine benzer düzeyde tedirgin eder. Her ne kadar 3 adet devam bölümü ve bir adet de yeniden çevrimi yapılmış olsa bile, bana göre 1976 tarihli ilk film serinin en iyisidir. “Kehanet“in, yalnızca klas oyuncular ve iyi bir sinematografiyle çekilmiş etkileyici bir dinsel korku-gerilim hikâyesi olarak değil, yeryüzünde iyilik ve kötülüğün kıyamete kadar sürüp gidecek vahşi çatışması üzerine felsefî yargılar üretmeme yol açmış bir film olarak da sinemaseverlik hayatımdaki yeri bambaşka… “Anti-Christ” (Deccal) kavramıyla ilk kez bu öyküde karşılaşmıştım. Bütünüyle eski sistem mekanik efektlerden oluşan kanlı sahneleri ise (ki özellikle İngiliz aktör David Warner’ın İsrail’in Hayfa kentinde cam dolu bir kamyonetin freninin boşalması yüzünden başının kopması sahnesi) şu anda bile masa başında üretilen dijital efektlerden çok daha gerçekçidir. Günümüzde bile, bu filmi izleyip üç tane 6 rakamını herhangi bir yerde yanyana gördüğünde, o soğuk suratlı Damien Thorn‘u hatırlamayan bir tek dünya vatandaşı bulunduğunu sanmıyorum.

Ayşegül Kesirli / Beyazperde
Bugüne kadar beni en çok korkutan film “Elm Sokağı Kabusu 3” oldu. Daha ilkokula bile gitmezken izlediğim bu film nedeniyle hala daha bazen rüyamda Freddie Krueger‘ı görüyorum.

Alper Turgut (Siyad) / CumhuriyetCinedergi
İlginçtir, en ürktüğüm film, korkunç değildi, hatta hayli komikti, diyebilirim. Unutulmaz beta-vhs dönemindeydi, “Şeytan’ın Ölüsü” (The Evil Dead) ile ilk karşılaşmamız. Sanırım, yaşımız gençti, beyazperdenin ardından sinemaya dair aşkımızı perçinleyen yegâne şey, tepeden tırnağa video günleriydi. Güzeldi, ilk kez bize verilen ile yetinmiyorduk, izleyeceğimiz filmi kendimiz seçebiliyorduk. Neyse… Şeytanın Ölüsü’nün diğer adları yanlış hatırlamıyorsam, “Kötü Ruh” ve “Ormandaki Kulübe” idi. Sam Raimi’nin 1981’de düşük bütçeyle çektiği bu ucuz ve kanlı yapıt, kısa sürede bir klasik haline dönüştü. Hatta iki de devam filmi geldi ardından “Evil Dead 2” (1987) ve “Army of Darkness”(1992). Şimdilerde Uzakdoğu orijinli korku denemeleri irkilmemize neden oluyorsa da, benim için Şeytan’ın Ölüsü’nün yeri bambaşkadır. Ağacın dallarına bile yan gözle bakıyordum, tuvalete gitmek zulümdü filan. Yani “Şeytan”ın (The Exorcist–1973) dirisinden bile çekmedim, Şeytan’ın Ölüsü’nden çektiğim kadar!

Ali Ulvi Uyanık (Siyad) / Milliyet Sanat – E-Kolay SinemaSadibey.com
Bana göre sinema tarihinin en korkunç filmi ve benim de en korktuğum (eve DVD’sini alamadım) “The Exorcist“tir ! Çünkü, o tarihe dek sinema salonundaki koltuğuma gömülerek başkalarının başlarına gelenleri kendi güvenliğim içinde izliyordum. Fakat, William Friedkin , benden uzak duran korkuyu, evime, yatak odama getirip, en sevdiğim kişi kadar yakınlaştırdı. Asla tek başıma izleyemem. Bir de, henüz bir çocukken gece uykuda nöbet geçirmeme neden olan , 1968 yapımı İngiliz filmi “Corruption“ın özel bir yeri var bende. Sevgilisinin kaza sonucu yanan yüzüne doku nakli yapmak için cinayet işleyen cerrahın, yarı çıplak bir fahişenin kafasını kestiği sahne , o dönem için çok cesurdur; belleğime de sağlamca çakılmıştır.

Burak Bayülgen / Korku Sitesi
Öylesine açık duruyor televizyon odamda. Az sonra The Howling Part 6: The Freaks yayınlanacakmış. CD çalar susuyor, oda karartılıyor ve filme odaklanılıyor… Hilkat garibeleri ve amusement şovları belki de korku üzerine yazma aşkını bana ilk veren bu dünyanın değerli çocukları ve -eğlence değil- deneyimleridir. Ütopiktir benim için çünkü hiçbir freakshow görmedim hayatımda. (Gerçi artık freakshowlar etik olarak yer bulmuyor dünyamızda.)
Tabi ki bu film bir kurt adam filmi amma velakin ben ne kurt adam Ian’ın derdindeyim ne de kurt adama karşı olan vampir Bay Harker’ın… çünkü az önce Carl/Carlotta’nın, Bay Toones’un ve Bay Bellamy’nin yaptığı örnek şovların beynime yansıyan imgesini silmeye çalışıyorum… Olmuyor… Hem muazzam bir hayranlık, hem korku, hem bir gülümseme, hem de bir tedirginlik… Eğer bunları bir arada hissediyorsam, işte korkmak denilen duygu budur diyorum. Hala o imgeler kafamda.

Banu Bozdemir (Siyad) / GazeteportCinedergi
Paranormal Activity; çünkü her türlü korku filmine yalnız yaşamama rağmen tepki vermeyen ben, Paranormal Activity’den sonra arkamı kollamaya başladım. Kalkıp kalkıp karanlığa baktım, beni seyreden bir manyak var mı diye… Belki de asıl manyak bendim o sırada! Blair Cadısı da bu anlamda gözümü korkutmuştur. Ama asıl klasik korku Şeytan’dır bana göre. Bir daha izlememek üzere izlerim genelde!

Burak Göral (Siyad) / Arka Pencere
Hangisi daha önceydi bilmiyorum. İkisi de çocuk yıllarımın en korkunç film deneyimlerini sundu bana. “Evil Dead“i bir 23 Nisan günü arkadaşımla videoda izleyip hemen ertesinde TRT’deki bir Ayşecik filmine zor atmıştık kendimizi… Diğeri de ailemle gittiğim “Jaws“… Geceleri yatağımdan “Baba ya Jaws gelirse” diye bağırdığımı hala hatırlarım…

Can Evrenol / Yönetmen- Sinema yazarı / Öteki Sinema
En korktuğum film, çocukluk korkularımın da ötesine geçen, 18 yaşındayken Süreyya’da izlediğim Blairwitch Project deneyimim olmuştur. İzlerken çok etkilendiği ve filmi beğendiği hatırlıyorum. Ama garip bir şekilde korku daha sonra geldi. Yüksek ateşliymişim gibi geceyarısı kaybolmak ve karanlıkla ilgli kabuslarla uyandım. Yerimden kalkıp ışığı açana kadar korkudan mahvolduğumu çok iyi hatırlıyorum. Daha sonra bir hafta ışıklar açık uyudum ve ancak 7 sene sonra tekrar izleyebildim filmi.

Ceylan Özçelik (Siyad) / En Heyecanlı Yeri (Skytürk)
En çok korkuğum film: Karanlık Sırlar/Janghwa, Hongryeon. 2004’te sinemada izlemiştim. Korkudan yanımdaki arkadaşımın kolunu sıktığım ve hatta bir iki karede gözümü kapattığım tek film. Her sahnesinde ayrı gerildim. Finaline ayrıca saygı duyarım.

Can Yalçınkaya / Öteki Sinema
Klişe bir cevap olacak belki, ama korku filmleri beni pek korkutmaz. Çocukken de korku filmleri izlediğim zaman öyle pek korktuğumu hatırlamıyorum. Beni daha çok okuduğum şeyler korkuturdu o zamanlarda. Örneğin, Stephen King’in “IT” (“O”) romanını ilk okuduğum zaman, oradaki dehşet hissine vakıf olmuştum (kitabın kuşa çevrilmiş Türkçe çevirisini okumuş olsam da). Romandan uyarlanan filmi 13-14 yaşındayken izlediğimde de romandaki ürpertiyi yeniden yaşamıştım. Filmin ilk sahnelerinden biri hala aklımdadır. Yağmurlu bir havada, Derry’nin boş sokaklarında küçük Georgie kağıttan gemisini yüzdürmektedir. Gemi kanalizasyona düşer. Georgie, gemiye ulaşmaya çalışırken Palyaço Pennywise‘ın yüzü kanalizasyon deliğinden belirir ve Georgie‘yi deliğe uzanması için ikna eder. “Biz hepimiz burada yüzüyoruz, Georgie”.

Deniz Akhan / Ters Ninja
Aklıma kazınan iki film var, ikisi de çocukluğumdan kalma. İlki 7-8 yaşlarındayken seyrettiğim “Empire of The Ants“. TV’de gösteriliyordu ve ben bin bir sıkıntıdan sonra odadan kaçmıştım. Diğeri ise 13-14 yaşlarında seyrettiğim “Evil Dead“. Arkadaşlarla toplu halde VHS kopyasından izlemiştim. Çok korktuğumu, ama korkmaktan çok korktuğumu belli etmemek için kasıldığımı hatırlıyorum. İlerleyen yıllarda pek çok korku filmi seyrettim ve sanırım artık derim kalınlaştı. Kimi sahnelerde irkildiğim, gerildiğim, kimi filmlerin boğucu atmosferine kendimi tamamen teslim ettiğim oluyor, ama çocuksu korkularım kadar aklımda yer etmiyor.

Ezgi Aksoy / Yeni Harman – Öteki Sinema
Şimdiye kadar en çok korktuğum film adını hatırlamadığım, çocukken komşumuzun videosunda izlediğim bir filmdi. 1980-1988 arası çevrilmiş olması kuvvetle muhtemel. Film, “gerçek bir hikayeden esinlenildiğini” iddia ediyordu. Ana karakterimiz geceleri yatağı bilinmeyen bir güç tarafından sallanan, göremediği bir varlığın sistemli tacizine maruz kalan genç bir kadındı. Üstelik korktukça ona saldıran varlık da güçleniyordu. Bu filmi birileri daha önce  Öteki Sinema’da ya da benzer blogların birinde yazmıştı, ancak uzun süredir aramama rağmen adına sanına ulaşamıyorum. Bir de eklemeden edemeyeceğim, Halit Refiğ’in 1986’da çektiği Teyzem filminde özellikle bir sahneden çok korkmuşumdur. Hatta hala izlediğimde içim bir tuhaf olur. Üftade bir kriz geçirmiş, bu yüzden sakinleştirici verilerek odasına yatırılmış ve dinlenmesi için yalnız bırakılmıştır. Yarı baygın halde odasında tek başına yatmaktayken birden yatağın dört bir yanından psikopat bakışlı üvey babası çıkar ve Üftade’yi “yemeye” başlar. Bana kalırsa bu sahne nice korku filmine taş çıkartacak kadar başarılı, etkileyici ve de korkutucudur.

Murat Tolga’nın notu: Ezgi, aradığın film, ülkemizde “Karabasan” adıyla gösterilmiş 1982 yapımı The Entity…

Ege Görgün (Siyad) / Ters Ninja – Esquire
En korktuğum film sinemalarımızda Yabancı adıyla gösterilen John Carpenter filmi Halloween. Korktuğum sahne ise küçük çocuğun ablasını öldürdüğü açılış sahnesi. Sinemada çocuk yaşta seyrettiğim bu sahne uzun süre – elbette uyurgezelik maceralarım olduğu için – acaba uykumda kalkıp sevdiklerime zarar verir miyim diye ödümü dışkıma karıştırdı. Şimdi düşündüm de, aslında Paranormal Activity’deki final dehşeti de böyle bir şeydi. Demek ki çocuk olmak şart değil bunu yapmak için. Allahım, Allahım, bu gece nasıl uyuyacağım ben şimdi. Yaktın beni Öteki Sinema!

Ercan Dalkılıç / Birgün – Ters Ninja
Merdiven Altındakiler (The People Under the Stairs, 1991); 90’ların sonuna doğruydu, özel bir Tv kanalının gece yarısı kuşağında yayınlanmıştı yanlış anımsamıyorsam. Henüz 13-14 yaşlarındaydım, dolayısıyla da filmdeki çocuk karakterlerle kurduğum özdeşlik had safhadaydı. Hele o köpekler yok mu o köpekler, o köpekler kapıları aştıkça aşıyorlar, ben de kaçacak yer arıyordum koşuşturanlarla birlikte… Sonraki dakikalarda ‘Merdiven Altındakiler’in filme dahil olması ise filmi yarım bırakmama sebep olmuştu… Ne zaman aklıma gelse, kıs kıs gülerim o zamanki halime… Merdiven Altındakiler, aynı zamanda bana sinemayı sevdiren filmlerin de başında gelir..

Evrim Ersoy / Öteki Sinema
En korktugum film olarak iki tane seçmek zorundayım. Bunlardan bir tanesi ‘Paranormal Activity‘dir. O tek kapılı odaya bakarken hissettiğim şüphe, her an birşey çıkabilme ihtimali ve bilinmezliğin getirdiği korku bu filmi izlerken bana oldukça zor anlar yaşattı. İkinci seçenegim ise beni uzun zaman derinden etkileyen ‘Dead Of Night‘ filmi olmalıdır – bu ilk korku antolojisi kabus mantığı içerisinde ilerleyen hikayeleri ve canlı vantrolog bebek kareleri ile beni uzun zaman uyutmamıştı.

Fatih Danacı / Korku Sitesi
Slugs” (Sülükler, 1988): Küçükken videoda izlediğim bu film yüzünden bir süre alafranga tuvaleti kullanamamıştım. Sülüklerin tuvaletin içinden çıktığı sahne küçüklük kabusumdu. Sonraki yıllarda ne sülüklerden, ne tuvaletten ne de korku filmlerinden korkmamam gerektiğini öğrendim tabi.

Fırat Sayıcı (Siyad) / Cinemania (Kanal D)Cinedergi
Henüz ilkokula bile gitmiyorken, TRT 1 ekranlarında izlediğim “Operadaki Hayalet” en çok korktuğumu hatırladığım yapımdır. Aslında bir korku yapıtı olmamasına rağmen, o kadar çok korkmuştum ki, dedemin eşliğinde tuvalete gittiğimi hatırlıyorum. Yıllar sonra farklı versiyonlarını izlerken de hafif hafif ürperdiğim olmuştur. Ama genel olarak korku sinemasını severim. Uzun süredir de beni korkutan bir film izleyememenin verdiği hayal kırıklığıyla yaşamaktayım

Funda Sularöz / Beyazperde
En korktuğum film kesinlikle “Child’s Game“, korku ikonu da Chucky‘dir. Karakter olarak kendisinden fikriyle bile hala korkarım. Zaten küçükken oyuncak bebeklerle aram pek iyi olmamıştır, Chucky mesafeyi daha da arttırdı.

Fatih Yürür / Öteki Sinema
Etki uzunluğuna bakarak en korktuğum filmin “O” olduğunu söyleyebilirim. Tim Curry’nin hayat verdiği palyaço’nun odanın bir yerinden fırlayıp, önce sinir bozucu bir sırıtışla girizgah eyleyip sonradan abidik gubidik bir canavara dönüşeceğini düşünmek yeterliydi korkmak için. O yıllarda odamda bulunan devasa palyaço portresinin de bu korkuyu besleyen ikame bir obje olduğunu da esgeçmek olmaz.

Gorcun Tunalı / Öteki Sinema
Cannibal Holocaust” (1980) filmini hakkında hiç bir şey bilmeden izlediğimde dehşete kapılmıştım. Tüm dünyada tartışma yaratmış ve yasaklanmış bir film olduğunu bilmeden sadece gerçekçiliğine kanıp izlediğimden olsa gerek bir süre travmatik etki yaratmıştı bende. Üstelik kimi hayvan ölümleri gerçekmiş. Daha sonra film hakkında yazılan onlarca yazı ve yorumları okuduktan sonra farklı yönlerini gördüm. Filmi hala severim ve ilk izlediğim zaman yaşadığım korkuyu hatırlarım.

Hüseyin Ergin / Sinema Mynet
Şöyle bir düşündüğümde beni korkutabilen film sayısının çok az olduğunu görüyorum. Hayatım boyunca iki film beni çok etkilemiştir. Biri video izlenen yıllardan kalma Horror Express diğer adıyla Panic in the Trans-Siberian Train. Bu filmi yaklaşık 10 yıl boyunca bulmaya çalıştım. Hala tam olarak bulabildiğimden de emin olamıyorum aslında. Horror Express‘i 4-5 yaşlarındayken amcamın hangi akla hizmetse izlettiği bir film. Filmdeki zombilerden o kadar çok etkilenmiştim ki o gece sabaha kadar uyuyamamış, günlerce yalnız kalamamıştım. Diğer filme dönersek, sinema yazarlarının neredeyse hiçbirinden geçer not alamayan Türk korku filmleri arasında bana göre en başarılı yapımı olan Musallat. Bu filmin beni etkileyen yanı çocukluğumuzun hikayelerine dayanıyor olmasıydı. Filmde cinler/üç harfliler çocukluğumda anlatılan hikayelerle birebir örtüşüyordu ve bu beni oldukça korkuttu. Öyle ki filmi izledikten sonra Biğkem Karavus ile Beyoğlu’nda karşılaştığımda çok heyecanlanmıştım!

İlker Güler / Öteki Sinema
Video döneminde Almanca izlediğim siyah beyaz bir Dracula filmi, ardından Evil Dead, ardından Freddy serisi yıllar boyunca korkudan kilo vermeme sebep oldular. Yine aynı dönemlerde mahalle kahvehanesinin camlarına dışarıdan sülük gibi yapışıp izlediğim The Car nam-ı diğer Şeytanın Arabası kesinlikle unutulmamalı. 10mt uzaktan, gözlerim kısık ve sesini duymadan izlememe rağmen defalarca ürperdiğimi hatırlarım. Filmin sonundaki patlamada şeytan gözüküyor efsanesi hala benim için geçerli. Tüm bu filmler haricinde özellikle belirtmek isterim yaratık olarak Leprechaun hala sinirlerimi bozuyor. Sanırım katil yaratıklar veya araçlar beni daha çok korkutuyor.

Kerem Akça (Siyad) / HabertürkCinedergi
‘Sinema tarihinin en iyi korku filmleri’ denince aslında akla gelebilecek filmleri bir çırpıda ancak 10’a indirebilmek mümkündür. Ancak ‘korkmak’ fiili işin içine girince durum değişiyor. Öyle ki sinema yazarı, her korku filminden korkarsa mesleğini nasıl yapabilir ki? Neyse sorunun esas cevabına gelecek olursak, fazla entelektüel gözükebilir ama ülkemizde Ölüm Korkusu adı ile bilinen Vertigo diyeceğim. ‘O kadar cini var, seri katili var, şeytanı var, metafiziksel gücü var bula bula psikolojik-gerilim mi buldunuz’ diyebilirsiniz. Ancak orada Kim Novak’ın özellikle ikinci kimliğine büründüğü, Judy’nin elbisesini giydiği andan itibarenki görünümünü akıldan çıkartmak mümkün değil. Hitchcock’un müziği ve kurguyu tedirgin edici kullanma becerisi ile de örtüşen o ‘otelde karşılaşma’ sahnesinden çarpıcı sona kadar devam eden ‘tekinsizlik’i unutamıyorum bir türlü. İtiraf edeyim, filmi üçüncü izleyişimde önlemimi aldım. Ölüm Korkusu’nun son bölümüne girmeden önce DVD’yi durdurup bir süre beklemeye karar verdim. O yüz ifadesi ve mimikler ancak öyle yapınca daha az ürkütebiliyor!

Murat Erşahin (Siyad) / Sinema dergisi – Sinemamuzik.com
En Korktuğum film: Şeytan (The Exorcist – 1973) William Friedkin ustanın, adaşı William Peter Blatty’nin romanından uyarladığı ‘kan donduran’ film “Şeytan“, gerçekten ‘korku’ ile tanıştığım ilk filmdir. Gölgemden bile korktuğum uzun seneler armağan etmiştir bana. Adını bile ürkerek anımsadığım yapım, türün en ünlü 100 metre koşucularından biridir kuşkusuz…

Murat Kızılca / Kızılca KıyametÖteki Sinema
Beni bugüne kadar en çok korkutan film Peter Sasdy’nin yönetmiş olduğu The Devil Within Her (1975) isimli filmdir. Yanılmıyorsam “Doğmak İstemiyorum” diye oynamıştı sinemalarda. 1979 yılında, henüz 8 yaşında iken Balıkesir’de sinema işleten akrabalarımın işgüzarlığı sayesinde, karanlık salonda adı geçen film ile başbaşa kalmıştım. Nasıl korktuğumu kelimelerle anlatamam. Yakın bir zamanda çocukluğumun en korkunç dakikalarına neden olan bu filmi bulup tekrar izledim. O yaşta bu filmi sonuna kadar izlemeyi nasıl başarabilmişim, hala inanamıyorum. Bu “erken tanışma”nın, korku filmlerine olan aşırı düşkünlüğümün en önemli sebeplerinden biri olduğunu düşünüyorum. Beni o günkü kadar korkutacak filmin peşindeyim hala…

Masis Üşenmez / Öteki Sinema
En korktuğum film sanırım 90ların başında seyrettiğim “it” olmuştur. Tabi öncelikle filmi seyrettiğim ortamı anlatmam gerek. Almanya’da kuzenimle tek başımıza 2 katlı bir evde gecenin bir yarısı filmi seyretmeye başladık. Alt katta 2. dünya savaşında ölen kocasını bekleyen bir manyak teyze vardı. Karşımızda da köyün mezarlığı. Almanca bilmediğimden kuzen bana filmi çeviriyordu. Bir yerden sonra kapıyı açıp dışarı koştuğumuzu hatırlıyorum ancak hangi sahneydi aklımda değil. Ancak merdivenlerden yuvarlanarak indiğimizi biliyorum. Sonra neyse ki Star filmi vermeye başladı da dublajlı seyretme şansım oldu. Filmin dvdsi de arşivimde ama o günleri hatırlayıp tırstığım için henüz ambalajı açılmadı.

Mert Yenici / BeyazperdeSineofrenik
Çocukken herhangi saçma sapan bir korku filmi bile yeterince dehşet verici olabilecekken hangi akla hizmet kuzenimin gazıyla çocukları/gençleri rüyalarında öldüren elleri bıçaklı bir adamı gecenin bir vakti aile fertleri yattıktan sonra izlemeyi tercih ettiğimi bilmiyorum. İlerleyen dönemlerde daha fazla korkup gerildiğim filmler olduysa da A Nightmare on Elm Street‘in (şu an net olarak hatırlayamadığım serinin ilk 3 filminden herhangi biri olabilir) yarattığı derin travmaların bendeki yeri ayrıdır şüphesiz. Uyuduktan sonra Freddy’nin o ızgara suratıyla geleceğini ve filmdeki gençlere yaptığı gibi vücudumun çeşitli bölgelerinde dikey, yatay, çapraz çizgiler bırakacağını düşünerek uykusuzluk konusunda filmdeki gençlerden aşağı kalmamıştım. Uykusuz geçen 3 günün ardından “Freddy al canımı alacaksan, bu eziyetle yaşayamam daha fazla” gibisinden bir kıvama da ulaştığımı hatırlıyorum. Yıllar içinde artık mizah anlayışını kavramayı başardığımdan mı nedir, Freddy ile daha dostane bir ilişki kurdum. Zaman zaman kendi kendime bilinçsizce tekerlemesini tekrarladığım bile oluyor: 1… 2… Freddy benim için geldi… (ağzımdan yel alsın).

Melahat Yılmaz / Öteki SinemaGölge E-dergi
Babam hediye olarak iş için gittiği uzun gezilerinden birinde hediye olarak bir et bebek getirmişti. Henüz sekiz yaşımdaydım. Onu çok özlediğim için kızgındım. Ama o bebeği gördüğümde tüm kızgınlığım gitmişti. Mavi gözlü, şirin giysili kocaman bir bebek… Ona bir isim vermiş ve tüm oyunlarıma dâhil etmiştim. Geceleri benimle uyuyordu. Kendimi onun yanında güvende hissediyordum. Ta ki Chucky’i görene kadar… Başlangıçta filmdeki bebek benimkinden demiştim. Ne güzel… Sonra yorganımın altından bebeğime sarılıp izlemeye devam edince kocaman açılan gözlerimin arasından bir benim bebeğime bir de şu içine şeytan kaçmış yaratığa baktım. Sonra mı? Yaptığım ilk şey bebeği bir dolaba kilitletmek ve neredeyse haftalarca uyuyamamak oldu. Geceleri o dolaptan geldiğine inandığım gürültüler arasında korkuyla yatağımda titredim. Bebeğimi evden uzaklaştırmak onu kızdırıp da benden intikam almaya gelir mi düşünceleri de kafamda dönüp durmuştu bir süre.

Nurdan Özçin / Sinema yazarı – Video art performans / SinematikÖteki Sinema
Korku ve bilim-kurgu filmlerinde insan’a, uygarlığa yönelik bir tehlike, bir “hiyanet”, kötülük eden şeytansı bir karakter, Mars’lıların dünyayı istila etme isteği. Yenilip yutulma derken, en korktuğum şey kovalanmak ve banyo perdesinin tekinsizliğidir. Henüz ergen yaşlarda Hitchcock’ un Sapık ( 1960 ) filmin de Norman Bates’in eli bıçaklı, perdeden görünen silueti ödümün patlamasına neden olmuştu. Beni korkutan diğer isimleri itiraf edecek olursam: Last House on the Left, ( 1972 ) The Hills Have Eyes, ( Wes Craven, 1977 ) The Texas Chainsaw Massacre, ( Tobe Hopper,1974 )

Onur Atay / Öteki Sinema
“Şimdiye kadar en korktuğum film, her ne kadar artık acayip eğlenerek izliyor olsam da, “The Abominable Dr. Phibes“tır. Sırf bu film yüzünden, komşular gürültüye kızıp, delik açıp da yatağıma insan eti yiyen çekirgeler göndermesin diye yaramazlık yapmayı bırakmıştım.”

Oktay Ege Kozak / Beyazperde
Bir yazar olarak beni en çok korkutan film, Billy Wilder’ın 1945 yapımı trajedisi “The Lost Weekend“dir. Gençliğinde zamanının en dahi yazarlarından biri olarak anılan, fakat yaşam boyu hayalkırıklıktan sonra alkolik bir kabus içinde her geçen gün daha değersiz bir insan posasına dönüşen Don Birnam, genç yazarlar için hem bir ibret hikayesi, hem de Michael Myers, Jason ve Freddy‘den bile daha korkutucu bir figür.

Serdar Akbıyık  (Siyad) / Star Medya – Cinedergi
En korktuğum film The Exorcist‘tir. Yaşım küçük olduğu halde kaçak olarak girmiştim filme, Kadiköy Kadıköy sinemasında oynuyordu. Yanımda oturan tanımadığım çocuk çok korktuğu için kendini kaybedip üstüme çıkmıştı, ben de yanımdaki arkadaşın üstüne atlamıştım. Işıklar yanmış rezalet olmuştu. Zaten korkudan uçmuşken hiç de iyi bir tecrübe değildi tabii.

Sadi Çilingir (Siyad) / Sadibey.com
Korktuğum demeyeyim de irkildiğim ilk film Dario Argento’nun “Suspiria“sıdır. Çok tedirgin olduğum diğer film de, adını net hatırlayamıyorum ama sanırım ülkemizde 10 – 15 yıl önce Özen Film tarafından gösterilen, daha sonra “Onlar” adıyla 2.si çekilen filmdir. Korku filmlerini pek sevdiğim söylenemez fakat “Hallowen” filmlerini vazife kabilinden ilgi ile izlerim.

Serdar Kökçeoğlu (Siyad) / BeyazperdeÖteki Sinema
En korktuğum film; Todd Haynes harikası ‘’Safe’’ olmuştur. Sonlara doğru Carol White’ın gittiği klinikte, devamlı uzaklarda gezinen garip kostümlü adam (afişteki şey) beni benden almıştır. Dünyaya yabancılaşmış, izole bir kostüm içinde bir yabancı hatta bir uzaylı gibi gezinen bu tip, asında korku filmi bile olmayan bir film içinde son derece gerçekçi ve tam da bu yüzden çok ürkütücüdür. Safe, DVD arşivimde çok gözden ırak bir yerde durur ve arada kabına elim bile değse içim bir ‘hoş’ olur.

Tolga Demirtaş / İyi Kötü Film
Çocukluk anıları unutulmaz. Video döneminde çocukluğunu yaşamış biri olarak o gün izlediğim filmleri hala deli gibi aramakta bulabildiklerimi ise ilk günkü heyecenla izlemekteyim. 31 yıllık hayatımda beni deliler gibi korkutan geceleri gözlerimi kapadığımda aklıma gelen tek film vardı: Evil Dead!

Turgay Özçelik / Ters Ninja
Duygusal olarak beni en çok etkileyen korku filmi “Elm Sokağı’nda Kabus” olmuştur. Serinin hangi filmiydi ilk izlediğim, küçük olduğum için hatırlayamıyorum ama Freddy Kruger, zaten uyku problemi çeken bir çocuk olarak uykusuz geceler geçirmeme neden olmuştu. Freddy‘nin rüyalarda ortaya çıkıyor olması yüzünden, henüz sinema ile gerçeklik arasındaki ilişkiyi çözememiş biri olarak, aynı filmdeki kurbanlar gibi uyumamaya çalıştığımı hatırlıyorum.

Utku Uluer / Sinematik
En korktuğum kategorisine sokabileceğim 2 film ve 1 oyun var. Beni en korkutan film Stephen King‘in aynı isimli romanından uyarlanan “Pet Sematary” (Hayvan Mezarlığı) olmuştur. Aslında filmi izlerken çok gerilmedim ancak filmden çıkıp eve dönerken ıssız bir sokakta aniden bir kedi önüme çıktı ki filmde de buna benzer bir sahne var. O an gerçekten korkmuştum filmden çıktıktan 15 dakika sonra olması tabiki çok önemli idi. İsmini bilmediğim diğer bir film ise çalışması için kazanında insan yakılması gereken bir gemi idi. Babam video döneminde kiralamıştı, ben bir önceki filmi izlerken uyuya kalmıştım ve bu filmin başını kaçırıp ortasında uyanınca en korkunç sahnesine uyku sersemi daldım. 1-2 gün kendime gelemedim. Beni en korkutan oyun ise Resident Evil 2′dir. 1.sini oynamadan 2. ile başladım oyunun başında tepeden atlayan yaratık yüzünden elimden joystick’i atıp 1 metre zıplamıştım.

Yasin Karakaya / Korku Sitesi
Beynimin her bir köşesini zapteylemiş ve beni derinden etkilemiş bir çok film var. Fakat içlerinden bir tanesi var ki hala tüylerimi diken diken etmeyi başarabiliyor. Romanının ruhunu çok iyi yakalamayı başaran ender filmlerden ‘Pet Sematary‘, hemen hemen her sahnesiyle beynime kazınmıştır. Elindeki usturasıyla oyun oynamak isteyen küçük Gage, zombi kedi Church, yarım beyinli hayalet ceset ve özellikle yatağından bana doğru uzanan korkunç ‘Zelda‘ sıklıkla kabuslarımın konukları olmuşlardır!

Yeşim Tabak (Siyad) / Sabah
Freddy’yle yıllarca hem çok yakın hem de uzak bir ilişkimiz oldu. Altı yaşındayken bir Betamax video kasetle hayatıma girdikten sonra, uzun süre kendisini görmedim; yavaş yavaş yüzünü unuttum; benim için ‘yanık’tan ziyade ‘kömür’ suratlı bir adama dönüştü. Gerçi görüntü mühim değildi; sıkı bir manevi bağımız vardı. Diyelim ki gecenin bir vakti uyandım; işte böyle yanımda ailemin dahi olmadığı anlarda, Freddy hep benimleydi. Seri ilerledikçe, ilişkimiz ‘laçka’ bir hale geldi tabii. Yine de ilk bölümün açılış sahnesini hala biraz tüyler ürpertici bulurum. Karanlık bir kazan dairesi, bilenen bıçakların gıcırtısı ve Bay Krueger’in hırıltılı, ısrarcı çağrısı: Tiiinaaaa…

* * * * * * * * * *

Memleketin hepsi ayrıca kıymetli sinema yazarlarına, bu anısal değeri olan katılımları için çok teşekkür ediyoruz. Görünen o ki, doğaüstü fenomenler bizi en fazla korkutan şeyler… Eğer arzu ederseniz yazıyı siz de yorumlarınızla devam ettirebilirsiniz.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

40 Yorumlar

  1. Muratçığım merhaba, benim yazının girişi “Eyyvah Eyvah”taki Hüseyin Badem’in konuşması gibi olmuş. O “ayatım”a bir de “H” eklersen çok sevinirim.

  2. Dinozorlarla gençler arasındaki kuşak farkı bu soruşturmadan bile nasıl da belli oluyor. Bizim nesilden kişilerin korktukları filmler “Omen”, “Exorcist”, “Evil Dead”, “Halloween” falan… Gençler ise bana daha dün sinemalarda oynamış gibi gelen “Blair Witch Project”, “Paranormal Activity”den söz ediyorlar… Orta kuşakları da daha ziyade Freddy amca hoplatmış anlaşılan…
    Muratçığım, dikkat ediyor musun, olaya nihai kalıcılık açısından baktığımızda,şeklen hepsinde kanın gövdeyi götürmesine, muhtelif iç organların havalarda uçuşmasına rağmen, listede hemen hiç Kore, Japon, Tayland, Çin “gore” örnekleri yok. Tamamen anlık vuruşlara hizmet ettikleri için… Hatıralarımızdaki parsayı yine emektar Wiiliam Friedkin gibi adamlar topluyor.

  3. The Exorcist ve The Evil Dead bu iki filmi hala yalnız seyredebileceğimi sanmıyorum hiii..,Birisi hala kolleksiyonumda
    öle gerilere atı verdim The Evil Dead i çok önceleri arkadaşlarla bayağı kalabalık bir kadroyla setretmiştik VHS olarak sonra DVD sini kardeşimle seyrettik yani hala etkiliyo seyredilecek nane değil..The Exocisti seyretmeden anlatınlarla tırsan çocuk olarak kitabını okuyup tırsan yetmeyip filmi seyreden tırsan bir yeni yetme olarak (Buda bir zevk meselesi olmalı)bende yeri ve önemi geniş bir zamana yayılmıştır
    Filmi bana alan kardeşime utanmadan bu sende kalsın diyen bir adam olduğumuda itiraf edeyim.(İki filminde devamlarıyla bir alıp veremediğim yok,cips kola eşliğinde seyredebilirim)
    Eski korku çizgi roman dergisin bazı sayılarını okur sonrada bütün gece korkudan uyuyamazdım birde Zagorun o vampirli ikinci seri beni çok korkutmuştu ev ahalisi vampir olup olmayanın odasına geliyolar hiiii..
    Elm sokağı serilerini üstüste arkadaşımla seyreder annesinin oğlum psikolojiniz bozulacak böyle demesine aldırmaz geceleri garip kabuslarla boğuşmamı önemsemezdim(hiç anlatmayayım onları….)
    Paranormal ativiteyi hala seyredemedim bak ne güzel diyerek evime bırakıldı bir kaç kez baktım girişe yok abiii sakat bu olcak gibi değil hoş bir hatunun yanında erkekliğe leke vurmamak adına seyretmeyi umut ediyorum.
    Sevmediğimiz ileri yaşına rağmen çocuk gibi davranan ,sınıflandırma yapamadığımız bazı hareketlerinden sıra dışı huysuzluğundan dolayı bir yöneticimize Chucky adını takmıştık tam oturmuş diye kıkır kıkır gülüyoduk.Ne ayıp dimi .
    Ondan çok çeken bir arkadaşım bana korku filmi gibi yaaa odasına girerken tırsıyorum hangi karekter olur bu diye sormuştu duraksamadan yapıştırdım Chucky sonra başladık gülmeye keh keh ne ayıp dimi ….

  4. Her neslin korkusu başka gerçekten de…
    Yazının moderatörü olarak görüş belirmedim ama ben de okurlarla birlikte buradan katılayım. Benim en korktuğum film, film değil de bir dizidir. Tek kanallı TV döneminin unutulmazı “Martı Adası”

    Hiç bir bölümünü kaçırmadım ama izlerken de neler çektim! En son kendimi çekyatın içine girmiş ve arada üst kısmını itip bakarak ve seyrederken hatırlıyorum.

    İlle de film örneği vermek gerekirse, video furyasının yasalı filmi “Evil Dead”dir bu film. Samsun Cenk Koray videodan kiralayıp gece teyzemlerin yazlığında izlemiştik. O gece hiç kimsenin aşağıya yatmaya gidemediğini hatırlıyorum. Babam bile “ben bu gece burada uyuyuvereyim bari..” deyip durumu idare etmişti!

  5. Korku kavramı da acayip eciş bücüş korkularından gelecek kaygısına…evrimi de bir garip hissiyatı da…

  6. Martı adasını seyretmemizede izin verirlerdi o dizidende hiç bi şey anlamamıştım ,sonuçta yüzü parçalanmış birisi katil çıkıyordu sanki şimdi hatırlayamadım çok zaman oldu tabii,birde Müzedeki hayalet vardı .
    Ama benim içimde ukte olan başka bir filmdir. Sonraki yıllarda TRT de başladı bir korku filmi gösterme telaşına, sanıyorum çarşambaları ..Neyse hevesle bekliyoruz tabi kardeşimle Spiker çıkıp KARDAKİ AYAK İZLERİ filmi gsterilecek çok korkunç çocuklara gösterilmemesi gerekir falan filan demezmi(Hala gıcığım ona) ,hayda bizimkiler kardeşimle beni odamıza gönderdiler.Sesler geliyo bir ara fırladım odadan görecem canavarı hemen doğru odaya gönderildik.Kulağım oturma odasında ,işin kötü tarafı herkeste seyretmiş okulda ,yok canavar şöyleymiş ,böyleymiş,kayak takımlarıyla öldürmüş birisi falan .Kardeşim izlemiş sonraları hala ben izleyemedim ,içimde ukte İnternetten aradım geçenlerde yok …Birde böyle korku filmleriyle ilgili ulaşılmamış aşkım sözkonusu yani .KARDAKİ AYAK İZLERİ çocukluk aşkım…

  7. nadir ali süter

    çocukken sinemalarda birkaç hafta arayla izlediğim (1982) poltergeist(oyuncak korkusu) ve the entity(görünmeyen varlık korkusu) fena yapmıştı.the omen(kara köpek korkusu) the exorcist(şeytan-ruhu ele geçirme- korkusu) psycho(motel-ıssız yerdeki- korkusu) rosemary’s baby(bebek korkusu) shining(balta korkusu) fog(sis korkusu) blood beach(kumsal korkusu) the kingdom of spiders(örümcek korkusu) dev tohumu(horoz korkusu) vb. vb… çoğalır gider bu örnekler.

  8. Zaten korku filmi seyredemem, ölüp biterim korkudan, buna rağmen dayanamayı izlerim! Tale of Two Sisters vakasına kadar… Bu filmden öyle korktum ki son 5 yıldır korku filmi izlemiyorum hiç!

  9. Listedeki tüm sinemacılar bir yana Stephen King’in de hakkını vermek lazım. Pet Semetary, IT ve daha birçok kitap ve bunlardan uyarlanan filmlerle birkaç kuşağın birden ödünü koparmış. Star’da yayınlandığında izlediğim IT beni de çocukken en korkutan filmdi. Gerçi o yaşlarda ne izlesem beni korkutuyordu denebilir. Şimdilerde ise korku filmlerini çok severek, ama haliyle korkmayarak izliyorum. Yalnız paranormal activity filmini izlediğim gece sabaha kadar kabus üstüne kabus gördüm. Film, izlerken farkına varamadığım kadar etkiledi beni. Atmosferine kaptırırsanız kendinizi, bilinçaltınızı tetikleyen bir yapısı var filmin.

  10. Küçükken Star’da Elm Sokağı serisini izlediğimde cidden korkmuştum, düzenli uykusuzluk günleri falan… Ama Dario Argento’nun Jeniffer’ı ve John Carpenter’ın Sigara Yanığı da beni çok etkilemişti. Fredy’i kim anarsa ansın gülesim geliyo :D

  11. Masis Üşenmez

    IT uzak ara farkla birinci:)

  12. Ben de şapkadan kesin EVil Dead çıkar diye düşünüyordum…Elbette onun yeri de bambaşka ama IT dedin mi akan sular durur, çocukluk anıları bir bir canlanır :)

  13. 37 sinema yazarı görüş bildirmiş. Yazı dün yayınlandığı andan beri 1345 kez okundu. Çoğu sinema sitesi bugün, bu yazıyı manşetten duyurdu. Profesyonel ve amatör sinema yazarlarının epik dosyası diyebiliriz artık buna! Hepinize çok teşekkür ederim :)

  14. Bende nacizane fikrimi yazacak olursam. 2004 Tayland yapımı Shutter Filmini söyleyebilirim.. Cidden Mükemmel sahneleri vardı..

  15. bir sürü çok güzel korku filmi var.excorsist, omen, evil dead, halloven, 13.the freday,son durak serisi…. ama içlerinden bir tanesi var ki beni en çok etkileyen o da tüm gerçekçiliği ve olabilirliğiyle stephan kingin romanından uyarlanan CUJO.

  16. ERSİN ÇAKIRMAN

    bir çok film var aslında ama esas olan filmin seyredildiği yaş çok önemli 10-15 yaşında çok kortuğunuz bir film 10 sene sonra komediye dönüşebilmekte…benim favorim ise 1-SUSPİRİA İSE 2.Sİ İSE O-MEN 1 VE 2 saygılarımla

  17. ERSİN’e katılıyorum,izlenilen yaş önemli. Ben HALKA’da çok korkmuştum,hatta 2.sini seyredip seyretmemekte tereddütte kalmıştım.Gerçi sonradan komedi filmlerine bile konu oldu (Korkunç Bir Film) Tabi bir de GAREZ ve AKASYA var..
    Bir de dikkatimi çekti,hiç yerli bir filmden korkan yok mu arkadaşlar :) :)

  18. korku.korku.korku.
    korku filmi gerilim filmi aynı kategoriye girermi bilmem ama.. bu kadar yorum içinde DİĞERLERİ-THE OTHERS filmini görememek şaşırttı beni açıkçası…bunun haricinde ergenlik dönemimde sinemada seyrettiğim ama kim yönetmiş kim oynamış bilmediğim DEHŞET TRENİ adında bir film izlemiştim ve bir sahnesinde trenin içindeki elbiselerin asılı olduğu bir koridorda elbiselerin arasından aniden düşen bir kolun koltuğumdan yarım metre sıçrattığını hatırlıyorum…hayvan mezarlığı,evıl dead. bir de MASTERS OF HORROR serisi vardı unutamadığım…

  19. Listede ben de korkmuştum dediğim bir tek ‘It’ var ama herkes gibi ben de küçüktüm izlediğimde. Bu arada kormak değil ama ‘Rosemary’s Baby’de müziğin etkisi ile baya gerildiğimi hatırlıyorum

  20. Doğaüstü korku fenomenlerin bizim kültürümüzle alakalı olduğunu düşünüyorum. Bilmem katılır mısınız? Bir örnek olarak uzaylı kaçırma korkuları ülkemizde hiç etkili değildir. Ancak Amerika kıtasında oldukça etkili bir korku mitidir. Hatta son yılların en etkili sahte-gerçekçi korku filmlerinden “Fourth Kind” filmi ülkemizde sinemalara gelmemiştir bile. Ama ben izlediğimde etkilenmiştim.

    Ülkemizde bu konular hakkında genel yorumlara baktığımda uzaylıları saçmalık ama cin, hayalet vs.. doğaüstü varlıkları gerçekçi yorumlayan çoğunluğu gördükçe düşüncem bu yönde oluşuyor. Yaşanılan çevre ve kültür tabii ki önemli ama korkularda çevreden izole olmanın farklı tepkiler oluşturacağı kanısındayım…

  21. İsmail SONMEZ

    daha çok 90lı yıllarda,2000li yılların hemen başlarında,çocukluk zamanlarımda etkilenirdim korku-gerilim filmlerinden.Ama en çok Freddy Kruegger’dan korkardım.Tne Nightmare on Elm Street serisi,özellikle 3. film, favorimdir.

  22. Gorcun e katılmamak mümkün değil.Korkular kültüre göre değişiyor.Uzaylı kaçırması gibi yaşanan olaylar bizim kültürümüzde hepimizin bildiği gibi farklı yorumlanır.Bu konuda temkinli yaklaşan psikolokların,psikiyatrlarında yaklaşımı sanıyorum aynı, kültüre göre farklı tezahürler gösteren kişilik bozuklukları,rahatsızlıklar,uyku bozuklukları olarak nitelendiriliyor.
    Matriks,Dark City gibi filmlere uygun yorumlarda ekleyebilir insan bu korkulara.
    Hatta Carl Sagan gibi düşünsek iki boyutta yaşan bir canlıyla daha doğrusu akıllı varlıkla ilişki kurmaya çalışdığımızı varsaysak zavallının iki boyutlu aklını kaybetmenin sınırına gelmesi şaşılacak şey olmazdı.Ee bizimle daha üst boyuttan birilerinin iletişim kurmaya çalıştığını düşünelim….sonuçlar soğuk kanlılıkla karşılanacak cinsten kabuledilemezdi..

    Birde Poltergeist vakaları anlatılır .Bilinçli kötülüğün yanı sıra bilinçsiz bir şekilde enerji olarak varlık bulmuş başı boş kalmış duygular daha tehlikeli olamazmı fireni boşalmış bir şekilde kendiliğinden çalışmaya başlamış bir iş makinası gibi…
    Geçenlerde çok sevdiğim bir Roman olan Stanislav Lem in Solarisinin çokta itibarlı bir yerde yorumunu okuyordum.
    Okyanusun iletişim çabalarını bir mikroba vücudun antikor göndermesi olarak yorumlamışlar.
    Aslında bilinç altımız üst bilincimizden daha köklü ve yoğun bir işleve sahip olduğundan ve okyanusta ilk elden onunla iletişim kuruyordu (aslında hepimiz öyle yapıyoruz)sonuç bizim gibi pekte kırılgan ve kendinle yüzleşmeye hazır olmayan dimağlar için hırpalayıcı olur(Gibarian intahar etmiştir,Snow boş vermiş bir alkoliğe döner,Sartoryus ise yalancı bir soğuk kanlılık içerisindedir)
    Bazen kendimizden daha tahammül edilmez ve korkulası şey yoktur.Tıpkı bizim için daha korkulası olan şeyin
    hesaplı ,erek sahibi kötülükten çok derin bir anlamsızlık içeren karanlık bir kaos olması gibi …

  23. Güzel çalışma olmuş. Ben korku filmlerinden değilde, clementine diye bir çizgi film vardı tv de. ondan gerçekten korkardım.

  24. Clementini ben çok severdim. Hatta bölümleri kaçırır ve çok üzülürdüm ama korkulmasını yadırgamıyorum bende çocukken radyodaki bir meyve suyu reklamından tırsardım…Kabusum olmuştu…

  25. en son izlediğim bir korku filmi vardı adını da hatırlamıyorum o günden sonra korku filmi izlemeye tövbe etmiştim 10 yıl olacak nerdeyse. en son bir kaç yıl önce arkadaşlarla oturup the others ı izlemiştik filmin en can alıcı sahnesinde odamızın lambası sönmüştü o andaki tepkim vay be böyle şeyler gerçekten oluyormuş demek oldu :) hala da izlemiyorum gereksiz ve ruh sağlığını bozucu filmler bunlar… ama the others güzeldi onu korku değil de gerilim filmi sayıyorum

  26. The Others bence hüzünlü bir filmdi bir zaman o suskun hüznü içimde yaşadım,altıncı histe bende benzer bir etki bırakmıştı…

  27. Sinemanın Tanrısı Stanley Kubrick’in Stephen King uyarlaması The Shining(Cinnet),neden eleştirmenlerce hiç sayılmamış,hayret.Ki filmin yarısından fazlası aydınlıkta geçip de bu kadar ürkütücü olabilen başka film var mı?Hayaletle dolu dağın başındaki bir otelde şeytani ruhlar tarafından ele geçirilen bir babanın karısını ve psişik güçlere sahip küçük oğlunu öldürmeye çalışmasını konu alan Cinnet,Stanley Kubrick’in usta yönetmenliği,Jack Nicholson’ın muhteşem oyunculuğu ve tüyler ürperten müzikleriyle de birleşince ortaya tüm zamanların en ürkütücü filmi çıkıyor oysa ki.’80 yapımı bir film olduğu için makyajları dönemine göre başarılı olsa da bugün izleyiciye çok naif gelebilir;ama hala etkileyici bir korku filmidir.Romanına sadık bir uyarlama olmadığından eleştirilebilir elbette,o ayrı bir konu.Ancak The Shining kabus gibi bir korku filmi gerçekten.Benim favorim.Diğeri yine bir Stephen King uyarlaması olan Hayvan Mezarlığı,bir diğeri The Exorcist,bir diğeri John Carpenter’ın The Fog(Sis),bir diğeri de pek tabikii hiç tartışmasız Elm Sokağı Kabusu 1-3,sonuncusu da bence Şeytan Çarpması.Bu arada Tobe Hooper ve Steven Spielberg ortaklığından çıkan The Poltergeist filmi de unutulmamalı diye düşünüyorum.Doğaüstü korkular her zaman favorim olmuştur.

  28. Benim en çok korktuğum film hayvan mezarlığı olmuştur, aklıma gelince halada korkarım :)

  29. Gülşah Baykal

    Tabii ki Elm Sokağında Kabus 1. İlkokula yeni başlamıştım ya da o yaz mevsiminden sonra başlayacaktım tam hatırlamıyorum. Ama bu filmin yerel bir TV kanalında gösterildiğini çok iyi hatırlıyorum. Benim sonraki 10 yılımı işgal etti Freddy Krueger. Ancak çoluk çocuğa karıştıktan sonra tüm seriyi alıp da kalbim güm güm atmadan izleyebildim. Hala ürker miyim kendisinden ürkerim. Halbuki bu film dışındaki hiç bir korku filmine böyle tepki vermemişimdir. Sanırım Freddy’nin rüyalara girmesi fikri beni dehşete düşürmüştü. Gerçek hayatta da tamamen yalnız kaldığımız ve dış dünyadan izole olduğumuz tek ortam rüyalarımız değil midir? Bir de Freddy her zaman sağ gösterip sol vuruyordu; tuzak kuruyordu ve bu da artı bir etkiydi benim için. Çünkü ben normalde de sağı solu belli olmayan, sürekli fikir değiştiren, içi-dışı bir olmayan insanlardan çok korkarım. Bu bakımdan Jason ya da Michael Myers’tan korkmuyorum çünkü onların ne yapacakları belli. En azından onları gördüm mü salavat getirmem gerektiğini biliyorum:)

  30. Kesinlikle Haneke Funny Games

  31. Suspırıa korku sinema tarihinin benim için vazgeçilmez filmlerin en başında gelir.bu filmi küçük yaşta seyretmiş olmanında etkisi büyüktür.özellikle filmin finaline yakın suzi,nin arkadaşının katlediliş sahnesi,tellere dolanıp debelenerek ölmesi,kör piyanistin köpeği tarafından öldürülmesi son olarak açılış sahnesi havaalanında suzinin yağmurlu gecede taksiye binme sahnesi unutulmaz karelerdir.bütün bu sahnelerde goblin,in insanı rahatsız edici kabusu andıran müzikleride filme ayrı bir hava katıyor.
    2.olarak evil dead.sam raiminin yönettiği bu unutulmaz film kötü ruhlar tarafından lanetlenen 5 kişiden oluşan gençlerin yaşadığı kabus dolu geceyi anlatıyordu.tekinsiz ormanın büyüsü,yaratılan uğursuz atmosfer,ölüler kitabının varlığı filmi o dönemde seyretmemde beni derinden etkilemişti.
    3-ünlü tobe hopper,in teksas katliamı.leatfer face karakterinin elektrikli testerisiyle birlikte tanıdığım müthiş bir film.finalde kurtulan kızın gözlerindeki çılgınlık hala hafızalarda yeralır.dikkat ettiyseniz evil dead ve bu filmde finali şafakla beraber son buluyor.kabus dolu gecenin sabahı ancak umut dolu,kaçış yoluyla birlikte son buluyor.tıpkı dawn of the dead filminde olduğu gibi.bu film ise aslında benim en beğendiğim favori filmim.bu yüzdendirki aralıksız 16 yıl boyunca her hafta aksatmadan izliyorum.son olarak darıo argento ustanın eski filmleri kadar olamasada son dönemde çevirdiğ ve beğendiğim bir filmi daha var.uykusuz.en iyi açılış sekansına aday olabilecek sahnede yine unutulmaz goblin grubunun dayanılmaz etkileyici müzikleri sayesinde korku sinemasına adını yazdırır…en azından benim için.

  32. Arif, Argento’nun Suspiria ile başlayan “Three Mother” üçlemesinin son filmi olan Mother of Tears kritiği bir kaç gün içinde Öteki Sinema’da…

  33. Yıllar önce sanırım 85-86 yılıydı.çemberlitaş şafak sinemasında bir korku filmi izlemiştim.ismi the ghoul.insan eti adıyla gösterildiğini hatırlıyorum.başrollerinde ünlü ingiliz korku filmi oyuncusu peter cushıng ve genç john hurt(john hurt,u gördüğüm ilk filmiydi).film beni gerçekten çok korkutmuştu.gotik bir havası vardı.17 yaşındayken ve tek başıma gitmiştim.zaten yaz sezonu olduğu için salonda pek kimse yoktu.oldukça tırsmış yinede çok beğenmiştim.yıllar yıllar sonra bu filminde remake olduğunu sonraları öğrenmiştim.birde tod browning,im 1932 yapımı the freaks,ın finali çok acaip ve korkunçtur.sonuçta korku filmleri denince burun bükülür,beğenilmezler pek ama yinede insanı zihinlerde en çok derin izler bırakan tür olduğu için bu tür filmler vazgeçilmezlerim arasındadır.tv,de ise en tırstığım korku karakteri şefler dizisinde küçük çocukları ormana gömen FOKSİ,DİR.oynayan keith carrdaineydi.babasıda ünlü the howling,de kurt ulumasıyla john carradine.hey gidi günler hey…

  34. herkesi etkileyen bir film vardır illaki , tartışılmaz Ama hakkını vermek gereken bir film var. ilk çıktığında gidip izleseniz herhal en korktuğunuz film evil dead olurdu . şimdi komik bile ama çocuken izlediğimde çok etkilenmiştim ver korku filmi hastalığımın temellerinin atıldığı film olmuştu.

  35. eski dönemden evıl dead ve joe damato filmi rosso sangue çok korktuğum filmler hatırladığımda.Birde sadece fragmanını izleyipte korktuğum mezar kitabesi diye bir film var orjinali adı Epitaph (1987) yenilerdende paranormal activity ve ring (ki sinema faktörü çok önemli)

  36. elcin filmini izledim herkese öneriyorum çok koorkunçç.

  37. Rat man çocukluğumun korkunç filmidir tuvalete gidememe sebebidir. Makyajla dünyanın o dönemdeki en küçük insaninia inanamamis gerçek olmalı demiştim…

  38. Herkesin yorumuna saygılarımı sunuyorum. Benim müptelası olup, izlerkende merak uyandıran sahneleriyle ve ayrıca sound müzik efektleriylede geren ve korku tarihine adını örnek ve öncü olarak yazdıran bir John carpenter efsanesi:’Halloween”- Cadılar Bayramı dır.

    Bu film , kendi türünün örneklerine ışık olmuştur ayrıca yıllar geçmesine ragmen buna benzer filmler yapılsada ragbet görmemiştir.Halloween yapımcısı john carpenter ve filmin gaddar bıçaklı katili mıchael myerse bize cadılar bayramını yaşattıgı için tşk. ediyoruz.
    Unutmayın,Ölüm asla ara vermez.

  39. Merhaba hemen hemen herkesin yorumunu zevkle okudum herkes şahane şeyler anlatmış benimde kardeşleriminde aradıgımız bir film var belki hatırlayanlar olur sizlerede sormak istiyorum mavi gözlü bir adam elinde baltası vardı bir kadına tecavüz ederken cocuk görüyor ve cocugu baltayla kovalıyor hiç birimiz unutamadık shining degil maalesef 1980 li yıllarda sanırım trt de izlemiştik

  40. Harika bir dosya olmuş, okurken çok keyif aldım. Çok teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: