Hoşçakal Moebius

10 Mart Cumartesi günü, bir kısmı sıkı çizgi roman sever birbirinden değerli insanlarla bir araya gelmek üzere evden çıkarken, Fransız ekolünün en büyük isimlerinden biri olan Moebius’un vefat haberini duydum…  Buruk bir selam ettim kendisine sessizce… Hoşçakal Moebius!

Hem sinemada hem edebiyatta hem de çizgi roman mecrasında koca çınarların birer birer devrildiği bir dönemdeyiz. Jean ‘Moebius’ Giraud takipçilerinin gözünde bambaşka bir yere sahip usta çizerlerden biriydi… 73 seneye tekabül eden hayatı boyunca, kendisini takip edenlerin yüzünü bir kez olsun kara çıkarmamış devasa bir çınar… Enki Bilal, Phillippe Druillet, Milo Manara ve Philippe Caza gibi çizerler ile birlikte, ekolünün ön saflarında yer almaktaydı üstelik. Her çizimi ile takipçilerini zevkten dört köşe eden, yöneldiği her konuya kendi damgasını vuracak efsaneler yaratabilen bir devdi…

Henüz lise sıralarında dirsek çürütürken western hikayeleri kaleme almaya  başlamıştı. İlk öyküsü olan Les Aventures de Franck et Jéremie, Marijac adlı bir dergi için makyajlanmış ve editörüne teslim edilmişti. Sonrasında ise, Moebius’un kalemi biraz daha hızlandı ve efsanevi Jerry Spring‘i çizen usta çizer Jijé‘nin asistanı olarak çizgisini geliştirmeye devam etti. Bu çıraklık dönemi içerisinde, kişisel öykülerini de kafasında toparlamayı ihmal etmedi.

Jean-Michel Charlier ile birlikte çizdiği Navajo Kalesi ise adını kitlelere duyurmayı başardığı asıl eseri oldu! Ülkemizde, kendi ekolünün takipçileri tarafından keşfedilmesi de pek uzun sürmedi. Lieutenant Blueberry macerasının Hey Amigo dergisinde yayınlanması ile birlikte (ki 1971 yılına tekabül etmektedir) ülkemiz çizgi roman takipçilerinin de radarına takılmış oldu. Tabi Blueberry ya da Incal gibi maceraları uzun soluklu basılmadan önce, ülkemiz çizgi roman severleri Moebius’u bir süre Milliyet Çocuk, Hürriyet Çocuk ve Kara Murat gibi dergilerden takip ettiler.

Navajo Kalesinin ardından ana karakter Blueberry’nin logoya taşınması ile birlikte, Moebius, karaktere daha fazla odaklanan maceralar ile karşımıza çıktı. Blueberry sadece Fransız ekolünün takipçilerini değil, çizgi roman takipçilerinin azımsanamayacak bir kısmını yakalamayı başarmıştı. Bir spin off olarak tanımlansa da aslında Blueberry’nin önce-sonra ilişkisinin Atlantis – Martin Mystere ya da Alaska – Ken Parker münasebetine yakın olduğu da iddia edilmektedir.

Moebius takma adını benimsemesi da Blueberry dışında çizdiği çizgi romanların üzerine yapıştırdığı bir imza olmuştur adeta! Bu çalışmalarının başlıcaları ise Hara-Kiri, Metal Hurlant ’da (bizim benimsediğimiz ismi ile Heavy Metal) yer alan işleri, Charlie ve tabi ki değeri tartışılmaz L’Echo des Savanes’tir.

Moebius aynı zamanda illüstrasyonun da dev isimlerinden biridir. Fantastik, bilimkurgu ve post apokaliptik içerikli bu çalışmalarının büyük bir kısmı da Editions Opta için toparlanmıştır.

Bu “orta dönem” olarak kabul edilen eserleri ile birlikte o meşhur otoriteler tarafından hakkı fazlasıyla teslim edilmiş ve pek çok defa Avrupa’nın en iyi çizeri seçilmiştir.

Altmışlı yılların ortasında, çizdiği ilk serilerden kendisini bir nevi erken emekli ederek, yerini daha genç kalemlere teslim etmiş ve aklındaki diğer projelere yönelme kararı almıştır.

Yetmişli yılların ortalarında kaleme aldığı Arzach ile birlikte, devrim olarak kabul edilen çizimler ile arayı fazla soğutmadan geri dönmüştür. Arzach, iki jenerasyonu ortak bir noktada buluşturmak gibisinden güçlü bir misyonu da olmuştur aslında. Hem erken dönem Moebius takipçilerini hem de bizim gibi tıfılları bir araya getirmeyi başarmıştır. Diğer taraftan Arzach ile birlikte Moebius’un hikaye anlatım perspektifinin genişliği bir kere daha kanıtlanmış olur ve biraz da bu hikaye silsilesindeki kaçınılmaz başarısı ile birlikte Stan Lee’nin gönlünü bir kere daha fetheder.

Yetmişli yılların sonunda Jodorovsky ile işbirliğine giden Moebius, bu ikili takımın ilk işi olacak John Difool’u okuyuculara hediye etmiştir. Bizde de kemik bir takipçi kitlesine sahip olan Incal’ın temelleri de bu şekilde atılmış olur. Daha sonra ikilinin bu projesine Janjetov’da dahil olur. Hatta ilerleyen yıllarda J&J ikilisi kendi projeleri ile anlatı dünyasına yeni bir kat çıkarlar. Bu ortaklığın meyvesinin adı ise  The Technopriests’dir…

Jean-Michel Charlier ile beraber vücuda getirdikleri Missisipi Nehri ise, Moebius’un bildiği suları yeniden kulaçlamasına vesile olan bir seri olarak karşımıza çıkmıştır.

Moebius’un sadece Fransız ekolünün takipçisi olan Avrupa’lı çizgi roman severleri kendisine hayran bırakmadığını söylemiştik. Kendisinin en büyük hayranlarından biri olan Stan Lee’nin teklifi üzerine, Silver Surfer’ın en ayrıksı öykülerinden biri olarak kabul edilen Parable’a imza atmıştır ki, John Buscema ve Jack Kirby’nin imza attığı orijinal seriler kadar sevilmiştir.

Kuşkusuz ki Moebius, farklı tonlarda, tınılarda ve skalalarda pek çok çizgi öykü ile hem takipçilerini mest etmiş hem de, tarzını kendisine örnek alan pek çok genç çizere yol göstermiş usta bir isimdi. Geçtiğimiz cumartesi günü aramızdan ayrılırken, geriye halihazırda keşfedemediğimiz pek çok irili ufaklı hikaye bıraktı… Bir gün etraflıca göz atmak üzere…

Hoşça kal Moebius…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir