House on Haunted Hill (1999)

House on Haunted Hill posterİnsanoğlu yeri geldiğinde tükürdüğünü de yalamayı bilmeli. 1959 tarihli House on Haunted Hill maceramızı sizlere sunarken 1999 yapımı remake’i birkaç sahnesinden öte hatırlanmaya değmez bir korku filmi olarak değerlendirmiştim. Sanırım bu değerlendirme ile gece rahat uyusam bana bozulacak çok korku fanatiği bulunmamakta, gene de içim rahat değil, vicdanım huzursuz. Tamam, Dark Castle Entertainment’ın bu remake denemesi bir The Thing değil ama köşelerde çürüyecek kadar kötü de değil, üzerine iki kelam konuşulmasını hak ediyor. Fenomen filmleri tekrardan çekmenin zorunlu trajedisi de bu; eğer tarihe geçecek bir remake kotaramadıysanız, filminiz bir mezarda doğmuş demek. İçinde ne kadar zeki detay bulunursa bulunsun, ölü toprağı altında yitip gitmesi an meselesi…

Vannacut Psikyatri Kliniği, 1931 yılındayız. Hastahaneye adını veren Dr Vannacut hastaları üzerinde vahşi deneyler yapan, tipik bir “çılgın bilimadamı”dır. Dr Vannacut’un gazabından kurtulmak isteyen hastalar beklenmedik bir isyan ile doktoru ve tüm personeli kıskıvrak yakalarlar. İsyan sırasında Vannacut linç edilir ve peşisıra çıkan yangın neredeyse herkesin ölümüyle sonuçlanır. Vannacut Kliniği felaketin ardından kapatılır ve Amerika’nın popüler perili mekanlarından biri olarak tarihe geçer. Yetmiş yıl kadar sonra kliniğin kötü şöhreti milyoner Price Çifti’nin de kulağına gelir. Eşi için sıradışı bir parti hazırlamaya karar veren Stephen Price, terkedilmiş kliniği bir geceliğine kiralar ve beş yabancı konuğa internet üzerinden partisi için davetiye gönderir. Tımarhanede parti fikri sıradışıdır, ürkütücüdür ama çekicidir de. Her şeyden öte, Price ailesinin doğumgünü partisi ilginç bir de oyuna ev sahipliği etmektedir. Vannacut Kliniği’nde geceyi geçiren herkes 1.000.000 dolar ile ödüllendirilecektir. Oyun herkese açıktır ancak ödenmenin tek koşulu vardır: Misafirlerin sabaha hayatta kalabilmeleri gerekmektedir…

House on Haunted Hill orta

House on Haunted Hill, Dark Castle Entertainment’ın ilk projesi. Robert Zemeckis’in de kurucuları arasında bulunduğu Dark Castle, 2000’li yıllarda pek çok korku ve aksiyon filmini sektöre kazandırmış bir şirket. Bu filmler hiçbir zaman ortalığı kasıp kavurmadılar ama kendilerini rezil etmediler de. Rahatlıkla iddia edebilirim ki, öyle ya da böyle bugüne kadar en az bir Dark Castle yapımı seyretmiş ve keyif almışsınızdır. Her ne kadar alanını zamanla genişletse de Dark Castle’ın ilk yola çıkış stratejisi, vintage korku klasiklerinin remake’leri üzerindendi (Şirketin adındaki “Castle” ibaresi de zaten fenomen korku yönetmeni William Castle’a gönderme). Her ne kadar zamanında seyrederken çoğu yapımı için “bu ne ya?” desem de bugün düşündüğümde Dark Castle’ın biraz saygıyı hak ettiğini görüyorum. Düşünün bir kere; kötüydü ama Thirteen Ghosts, House of Wax gibi geçmiş klasikleri bugüne daha iyi nasıl taşıyabilirlerdi ki? Ya da bu yazının konusu House on Haunted Hill? Elbette çiğlikler olacaktı ama öte yandan William Castle’ın sinemasını yeniden sahneye taşımaktan söz ediyoruz ki seyircinin ilgisini çekmek için sinema salonunda iskelet maketleri sallandırıp seyircilerini film sırasında ölmeleri durumunda ailelerine ödenecek 1000 dolarlık senetlerle sigortalayan bir yönetmen mevzubahis şahıs. Çiğlik Castle sinemasının doğasında hep olan bir şeydi zaten! Dark Castle orta şeker korku filmler yapmanın ötesinde işler yapıp vintage’ı kalbimizde yeniden canlandırıyormuş aslında, biz bunu pek anlayamadık.

Filme geçelim. House on Haunted Hill referansı bol bir film. İlk olarak katliamda ölen çılgın doktorumuzu Jeffrey Combs’ın canlandırdığını görerek güzel bir tebessüm ediyoruz. Çılgın bilim adamı bir karakter, rolü hacmen ne kadar küçük olursa olsun, Combs tarafından canlandırılıyorsa bir şeyler güzel düşünülmüş demektir. Sonra filmin başlarındaki roller coaster sahnesindeki kameramanın James Marsters (nam-ı diğer Spike!) olmasıyla tekrardan heyecanlanıyoruz. Ancak tabii ki film asıl hareketini Geoffrey Rush ile gösteriyor. Milyoner Stephen Price rolünde (ki Price soyadı orijinal filmin karizmatik milyoneri Vincent Price’a açık referans) Rush güçlü bir performans sergiliyor. Vincent Price’ı şeklen taklit etmek riskli bir hamle, ancak o ince bıyıklarla beni etkilemeyi başardı mı? Başardı. Dark Castle ilk vintage uyarlamaları olması şerefine milyoner Stephen Price karakterini şeklen Vincent Price’a karakter olarak da William Castle’a benzetmek için bir çaba sarf etmiş. Hayatını her türlü efektini/teknolojisini geliştirip paraya çevirmekten kazanan bir Stephen Price modeli kesinlikle Castle’a net bir gönderme.

House on Haunted Hill alt

Peki hikaye, atmosfer, bunlar ne alemde? Orijinal House on Haunted Hill perili evde gittikçe artan histeriyi işlerken küçük twistlerle av-avcı rollerini arada değiştiriyor, 1959 yılı için hoş tuzaklar sunuyordu. Bu yeni versiyonun da orijinal eserin yaptıklarının farkında hareket ettiğini söyleyebiliriz, tabii yeni filmimiz çok daha yoğun bir hayalet imgesine sahip, tüm film bir adet uçan iskelet üstüne kurulmamış. Atmosferimiz de artık Poe eserlerine mekan olacak bir malikane değil, paslı tekerlekli sandalyeleri ve buz gibi metal kapıları ile bir tımarhane. Etrafa serpiştirilmiş Günther von Hagens imzalı et heykeller de eklenince tam ihtiyaç duyulan ürkütücülükte bir mekan yaratılmış (Bu arada Hagens’ın Body Worlds sergisinden 2000’lerin başında bir sürü film faydalanmış, bunu da yeni fark etmiş oldum). Filmin ikinci yarısında, özellikle sonlara doğru gelinen aşırı abartı doğaüstülük eski filmin tutkunlarını derinden sarsacak cinsten, ama ne yalan söyleyeyim bundan on dört sene evvel beni fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Bugün de tüm üçüncü sınıf CGI kalitesine rağmen “evin laneti”ni sevdiğimi anladım. Daha kötü işler yapabilirlerdi, inanın. En azından tabak gibi düz karakterlerimiz yok. Geoffrey Rush, Famke Janssen gibi isimlerden bahsediyoruz, ne kadar tekdüze oynasalar da filmin ruhunun ihtiyacı olan ağır sarkastik karakterleri bize fazla fazla sunuyorlar.

Ve tabii Ali Larter… Niki’den, Tracy’den, Clarie Redfield’tan çok öncesinde yirmi üç yaşında gencecik bir Ali Larter’ımız var bu filmde. Ben sanırım o kırmızı kazak ve ruja aşık oldum.

Özetle House on Haunted Hill bu şekliyle seyirciden seyirciye farklı tepki alacak cinsten bir film. On dört yılın verdiği bir gerilim hantallığı pek tabii var, ama bunun haricinde filmin bazı çabalarını ya takdir ya da nefret edeceksinizdir, ortası olacağını sanmıyorum. Ben bir köşede çürümesini doğru bulmuyorum bu remake’in, çünkü bir şekilde aklımıza doksanların sonunda bazı sahnelerini kazımayı başarmış bir film. Özellikle American Horror Story Asylum sizi şu dönem tatmin ediyorsa House on Haunted Hill’e de iki saat verebilirsiniz. Özellikle yönetmen William Malone’un Masters of Horror için çektiği bölümü sevdiyseniz bu filmi de seveceksiniz. İnanın çok daha kötü korku filmlerine nice saatlerimizi verdik…

yigilante kocagöz

Yazar hakkında: Misafir Koltuğu

Öteki Sinema ekibine henüz katılmamış ya da başka sitelerde yazan dostlarımız her fırsatta harika yazılarla sitemize destek veriyor. Size de okuması ve paylaşması kalıyor...

4 Yorumlar

  1. şahsi isteğim üzerine yazılan bu film eleştirisi için teşekkür ederim, orjinal çevrimideki eleştirinizde bu filme iki kelimeyle değinip geçmiş ve haklı olarak orjinal filme odaklanmıştınız yazıda belirtildiği gibi bu film günümüzde çekilen çoğu popüler korku filmine başta geoffrey rush ın tedirgin edici oyunculuğuyla fark atan bir filmdir. bu filmi ilk olarak 37 ekran bir televizyonda bir kış günü geceninin bir köründe izlediğimde ne orjinal filmi izlemiştim nede william malone gibi bir yönetmenin varlığından ( yönetmeni 30 larında bir yeniyetme olarak düşündüm) haberim vardı fakat filmin bende sanat yönetmenliği başta olma üzere çok büyük bir etki bırakmıştır bu filmi hala sevmeyen varsa günümüzde çekilen ucube korku filmleri ile bu filmi kıyaslarlarsa ne kadar haksızlık ettiklerini anlayacaklardır. ayrıca bu filme orjinal film eleştirisinde ‘hatırlanmaya değmez’ olarak değerlendiren yigilante bey e belki rahat uyuduğu için değil ama bu sözü söylediği için bozulan bir sinemasever vardı :):)

  2. wherearethevelvets

    Ali Larter’ı bu filmle tanımıştım.
    Finali dışında aslında baya baya iyi bi filmdir.
    Geoffrey Rush’ın kötü oynadığı bir filmi görmedim, o cepte zaten. Ama Famke Janssen gibi modellikten gelme bir oyuncunun hiç de yabana atılmayacak bir performans sergilemesi beni çok şaşırtır hep.

  3. Hüseyin Koçak

    Harika bir film :)

  4. Yigilante Kocagöz

    bu kadar seveni olduğunu gerçekten tahmin etmiyordum hiç :) güzel oldu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: