Lion of the Desert / Çöl Aslanı (1980)

İzmir Kısa Film Festivali esnasında, İzmir güneşinin altında, Kordon’un çimleri üzerindeki keyifli sohbetimizde bahsetmişti Murat ağabey bu filmden… 1981 yapımı bir epik savaş filmi olan Lion of the Desert / Çöl Aslanı’nı sonunda bu sabah kapalı bir Londra gününde izleyebildim.

Çöl Aslanı, 2. Dünya Savaşı öncesinde faşist İtalyan güçlerine karşı, Omar Mukhtar liderliğinde direnen Libya’lı asilerin mücadelesini anlatıyor. Araya ufak bir tarih dersi atacak olursak; Libya, 1911’de Osmanlı hükmündeyken İtalyanlar tarafından ele geçirilmiştir. Devamındaki 20 sene boyunca, işgalci İtalyan güçlerine karşı Libyalılar, basit bir öğretmen olan Omar Mukhtar (bildiğiniz Ömer Muhtar işte) liderliğinde direniş göstermektedirler. 5 vali değişminden sonra bu işe artık temelli bir son vermek isteyen Mussolini, en güvendiği generali, Rodolfo Graziani’yi, Omar Mukhtar’ın direncini ne pahasına olursa olsun kırmak üzere görevlendirir…

Çöl Aslanı, efsane sinemacı Moustapha Akkad’ın hem yapımcılığını, hem yönetmenliğini üstlendiği bir film. Moustapha Akkad’ı Müslümanlığın imajını parlatmaya uğraşan iki tarihi savaş filmi; Çöl Aslanı ve Çağrı’dan (1976) tanıyoruz. Evet, hani şu her Ramazan 2 bölüm halinde defalarca izlediğimiz Çağrı… Ama Moustapha Akkad’ın Hollywood’daki en ünlü eseri bu iki filmden biri değildir. Akkad’ın en ünlü işi, yapımcısı olduğu kült b-korku klasiği Halloween’dir (1978) !!! … vee devam filmleri tabi. Evet, bilmeyenler vardıysa, şüphesiz bir benzerine daha rastlayamayacağınız bir rezümeye sahiptir Moustapha Akkad.

Akkad, malesef 2005 yılında Ürdün’de kaldığı Hyatt Regency’de, bir intihar bombacısının terör saldırısı esnasında hayatını kaybeder. Öldürüldüğünde, başrolünde Sean Connery’nin oynayacağı ve Haçlı’lara karşı savaşmış İslami savaş dehası Selahaddin’i anlatan bir film yapmak üzeredir…

Bugünkü kadar olmasa bile, yine de Müslümanlar’ın terörist damgası yediği ve İslamiyet’in imajının perişan olmaya başladığı zamanlarda çekilmiş bir film, Çöl Aslanı. Hollywood’da filmin çekilmesine karşı sert tepkiler geldiği için Akkad, başka arayışlara yönelmiş ve sonunda dönemin Libya lideri Muammer El-Kaddafi’nin mali desteğini alarak filmi çekebilmiş. 35 milyon dolar bütçeli Çöl Aslanı, finansal olarak Hollywood tarihindeki en büyük çöküşlerden biri olarak, gişede yok olmuş. Büyük zarar etmiş. O günden bugüne de film nerdeyse unutulup gitmiş… Hem de gayet başarılı savaş sahnelerine sahip ve tarihsel olarak isabetli bir film olmasına rağmen.

Başrolde, Omar Mukhtar’ı Anthony Quinn canlandırıyor. Eskimo’dan Yunan’a her role 10 numara uyan Quinn, burda da son derece inandırıcı. Mussolini rolünde Rod Steiger ve tarihte ilk defa çölde tank kullanan general olarak geçen Rodolfo Graziani rolünde ise Oliver Reed çok iyi ve sürükleyici. Sinematografi üst düzeyde. Müzikler Arabistanlı Lawrence’ın (1962) de müziklerini yapan Maurice Jarre tarafından yapılmış. Herkesin İngilizce konuşuyor olması dışında hiç bir problem yok. Savaş sahnelerinde oldukça kanlı bir iki ölüm sahnesi var. Bunlar da filmin ciddiyeti ve dehşeti yansıtması açısından ufak ama güçlü bir destek oluyor. Tankların altında ezilip midesi patlayan askerler…

Film, çıktığı sene İtalya’da yasaklanıyor. Tıpkı bizdeki Arabistanlı Lawrence gibi yasağı gibi… Sebep; dönemin başbakanı Andreotti tarafından ‘filmin İtalyan ordusunun onurunu zedeleyici olması’ olarak açıklanıyor. Filmin İtalyan televizyonlarda gösterim tarihi, inanamayacaksınız ama 2009! Yuh derler adama…

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

4 Yorumlar

  1. Emperyalizmin ,baskının,terörün ve sansürcü anlayışın ulusu ve uygarlığı olmuyor.
    Ama şu bir gerçek ki
    Ömer Muhtar ve Mustafa Akkad düşmanlarından uzun yaşayacaklar

  2. ömer muhtar filmini gündeme getirdiğiniz için teşekkürler.hakikaten gömülü hazine denebilecek ve çok sevdiğim bu filmi güzel özetlemişsiniz.filmin antiemperyalist yönü ,savunduğu libya halkını anlatırken kuru propagandaya düşmemesi,harika bir finale sahip olması gibi pek çok dikkate değer yönü de var bence.umarım sinemaseverlerin dikkatini çeker.

  3. Şahsım adına söyleyebilirim ki bu film her ne kadar tarihi bir şahsiyeti ve mücadelesini konu edinsede; kimi ayrıntıları sayesinde basit bir iyi-kötü mantığından birazcık ta olsa sıyırılıp (Arada doğru olanı yapmaya çalışan bazı İtalyanlar. İtalyanların yaptığı sert yöntemlere rağmen mağlubiyeti kabul edip Muhtar’ı ikna etmeye çalışan Libyalı liderler); herşeyi yapmakta kendini haklı gören bir zihniyete karşı savaşan bir kahramanlık hikayesi sunuyor. Adil Kahraman-Adaletsiz Düşman temasını, işgal-işgalci savaşı arkaplanının elverdiği kadar milletlere yaymamaya çalışmasıyla daha da takdir edilesidir. Filmi, gözümde epik yapan en önemli unsur kanımca da bu.

  4. melahat yılmaz

    keşke ben yazsaydım dediğim bir filmdi. çok çok teşekkürler can evrenol:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: