The Vampire Lovers (1970)

“Kız kardeşimin nasıl öldüğünü, ben Baron Hartog nasıl onun intikamını aldığımı, ayrıntılarıyla yazdım. Peşine düştüğüm düşmanlar sıradan ölümlüler değildi. Mezarların ötesinden gelen katillerdi…”

Baron’un nefret dolu sesi bir kefene beden verip uçuşan bir yaratığı sisli, puslu bir gecede seyrederken kulaklarımıza çalınır. Onun eline aldığı bir kefen görürüz sahnenin en başında ve sonrasında güzeller güzeli bir kadın kollarını ona doğru açarak süzülür. Bu olay kafası kesilmeden önce gördüğümüz son sahnedir.

Sonrasında soluğu 19. yüzyılın ortasında hanımların ve beylerin süzüldüğü bir balo salonunda alırız. Film ilerledikçe görürüz ki güzellik pek çok gizemi perdelemektedir. Buna bir vampirin sivri dişleri ve kan tutkusu da dâhil…

Marcilla, naif yapısı yüzünden uzun süre yolculuk yapamayacak bir genç hanım olarak tanıtılır misafir olduğu evlere, tabii ki değişik isimlerle. Oysaki o, güzelliğe âşık bir kan tutkunudur. Aşkını onların kalbine yakın bir yere kondurduğu buselerle, onları yavaş yavaş öldürerek göstermektedir. Kanın ve aşkın esrik büyüsü beyaz perdeyi aydınlattığında bizde kameranın kadrajına yansıyan bir lezbiyen vampirle tanışırız. Hikâye hızla başlayıp arada soluklanarak devam ederken erotizm, efsane ve çekici kadınlar geçidi 70’lerin mükemmel renkleriyle bizi de büyülemeye başlar.

Güneşli günün keyfini çıkarmak amacıyla bahçeye çıktığı günlerden birinde gördüğü kötü rüyalardan muzdarip olan Emma’ya mürebbiyesinin, hayal gücünün seni ele geçirmesine izin verme demesine inat bu yapımın sizi ele geçirmesine izin veriyorsunuz. The Vampire Lovers, Hammer Film’in son dönemlerinde gerçekleştirdiği yapımlardan biri. Mekân, renkler, dekor ve kostümler göz alıcı… Kullanılan teknik filme masalsı bir tat katmış durumda. Tabii bu masal sizi periler âleminden çok uzaklara ölümün aşkla harmanlandığı bir şatoya götürüyor. Yine de içinde olmak istiyorsunuz.

Film, Sheridan Le Fanu’nun ölümsüz ve birçok edebi esere ilham olan kitabı Carmilla’dan uyarlanmış. Bu eserden uyarlanan diğer yapımların yanında parlamaya devam ediyor. ( Blood And Roses(1960), Crypt Of the Vampire(1964), Lust For A Vampire(1971), Twins Of Evil(1971) gibi)

Filmin yönetmenliğini Roy Ward Baker yapmış. Hikâyenin güzeller güzeli vampirinin ete kemiğe bürünmesini ise tüm ihtişamı ile Ingrad Pitt sağlamış. Ona oyunculukları ile Kate O’mara, Madaline Smith ve George Cole eşlik ediyorlar. Yapımın müziklerine ise Harry Robertson imza atmış.

Günümüz vampirlerine inat Carmilla haçlardan, sarımsak çiçeklerinden uzakta, kurbanlarının kanına doyarak devam ediyor hikâyesine. Kalbine sapladığınız bir kazıkla son buluyor ölümsüzlüğü. Emma’nın deyimiyle; bir kedi geliyor yatağımın başucuna ve bana uzanıyor. Bağırmaya çalışıyorum ama yapamıyorum. Sonra sana dönüşüyor. Ve sen bana sarılıp, öpüyorsun. Birden her şey yoluna giriyor ve ben mutlu oluyorum. Ama beni sımsıkı sardığında bile acı hissediyorum. İğne gibi acıtıyor. Kanımın çekildiğini hayatımın akıp gittiğini hissediyorum. Uyanıyorum, çığlık atıyorum.

Ölümsüzlük bir hayal, kurulması güzel ve bu sözler aşkın tanımı gibi, yaşamayı unutup görüntüye daldığımız şu günlerde. Artık vampirler de, bu kanla karışık acı tutkunu duygu da hayal…

Bu hayali bir kez daha bu naif dokunuşlu yapımla hissetmeniz dileğiyle yazıyor ve yazımı müsaadenizle vampir mitinin üstadı olan Giovanni Scognamillo’ya sonsuz saygılarımla armağan etmek istiyorum. Onunla bizzat tanışmanın bana verdiği onuru da ekleyerek. İyi seyirler…

Yazar hakkında: Melahat Yılmaz Özberk

1981 Ankara doğumlu... Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor. Gölge- e Dergi ve Öteki Sinema’da çeşitli film eleştirileri ve hikâyeler yazıyor. Tek dileği yazacak sözlerinin bitmemesi ve bunları sayfalara dökebilmek…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir