Welt am Draht / World on a Wire (1973)

Teknolojiyi yönetme olarak başlayan bir sürecin, daha sonra teknolojinin tamamen hayatımızda söz sahibi olduğu bir sürece evrilmesi, neresinden bakılırsa bakılsın çağımızın en uzun soluklu paranoyalarının doğmasına sebep olmuştur. Sinema tarihi bu paranoyalardan beslenen tonlarca yapımı da beyazperdeye konuk etmekten çekinmemiştir.

Kanımca Rainer Werner Fassbinder’ın en ilgi çekici yapımlarından biri olan Welt Am Draht, misafir koltuğunu TV karşısında kuran fakat bu gün bile pek çok bilimkurgu filminin beslendiği noktalara parmak basan temiz bir bilimkurgu örneği… Son zamanlarda “Matrix’in onlarca babası arasında en eskilerinden biri” olarak pazarlanan Welt Am Draht, hali hazırda bilimkurgu-distopya ana hattının sıkı yolcuları tarafından keşfedilmeyi beklemekte…

Sibernetik, kavramının sosyal hayatımıza yeni yeni girmeye başladığı bir dönemdeyiz (60’lar sonu 70’ler ortaları). Sibernetik ve Gelecek Araştırmaları Enstütüsü adı verilen kurum, Simülacron 1 adında, sibernetik sosyal bir denetim programı hazırlıyor. Öyle ki Simülacron 1 sayesinde, toplumsal olaylar, bilim, teknoloji gerçekmiş gibi tahmin edilebilir hale geliyor. Simülacron 1 ile kurulmuş olan bu düzenin asıl amacı, toplumsal olaylardan ziyade, insan hayatını ve tercihlerini kilit altına alabilmek. Bu sebeple, insanlara gerçekmiş gibi sunulan bir sanal dünya anlayışı geliştiriliyor. Pratik aşamasına henüz geçilen bu sektör, elbette ki iyi ve kötü savaşını başlatacak bir çıkar çatışmasına dönüyor.

Projenin ana yöneticisi olan Vollmer, sektördeki bir karışıklık sebebi ile gizemli bir şekilde intihar ettikten sonra, projeyi Dr. Stiller ele alıyor. Fakat sektör sebebi ile Stiller’da da benzer semptomlar görülmeye başlıyor. Vollmer’dan devaraldığı bu görev, Stiller’a bazı şeylerin göründüğü gibi olmadığını öğretiyor. Simülacron 1, bir süre sonra tıpkı Vollmer’ı ele geçirdiği gibi Stiller’a da sanal bir dünya yaratıyor ve gerçeklik ile sanallık arasında bir yerlerde Stiller’da yolunu kaybetmeye başlıyor. Stiller, oyunun kurallarını bildiği halde, Simülacron zamanla kendisini bir şizofren gibi görmesine sebep olur.

Fassbinder’ın bu televizyon projesi, Daniel Galouye’nin 1964 yilinda yayinlanan Counterfeit World (Simülacron 3) adlı kitabından uyarlanmıştır. Galouye’nin aynı kitabı 1999 yılında (ki türün şaha kalktığı dönem olarak da düşünülebilir) The Thirteen Floor olarak yeniden filme cekilmistir. Bu bağlamda, bu çok kirişli türün, değeri anlaşılmamış önemli yapı taşlarından biridir Welt Am Draht… Bu sebeple değerinin yıllar sonra anlaşılması, The Matrix, Dark city, The Thirteen Floor gibi filmler ile türün kendi mitolojisini yeniden gözden geçirme sürecine tekabul etmesi de oldukça doğal. Fakat işin daha garip kısmı, Welt Am Draht’ın yeni jenerasyon tarafından son 1-2 yıl içerisinde yeniden hortlatılması. Neticede Fassbinder’ın distopik güzellemesi(!) her dönemin kültlerinden biri olma yolunda da emin adımlarla ilerliyor.

Netice itibari ile Welt am Draht için rahatlıkla “yıllandıkça değeri altan, şarap kıvamında bir distopya” klişesini kullanabiliriz. Revize edilmiş hali ile geçtiğimiz haftalarda İstanbul Modern’deki gösteriminde, kervanına kattığı yeni hayran kitlesi de bunun bir nevi kanıtı diyebiliriz. Kim bilir belki de her çağın kültü derken fazla abartmıyoruzdur…

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir