İyilikler ve Karşılıkları: Borç (2018)

Festival filmlerini sever misiniz? Daha doğrusu festivallerde yarışan filmleri bilir misiniz? Bir zamanlar buralar hep bostandı demeyeceğim ama festivallerde yarışan filmler, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz, Reha Erdem, Derviş Zaim ve Reis Çelik gibi, 90’lar sonu-2000’ler başı eser vermeye başlayan yeni-yetenekli sinemacı kuşağının da etkisiyle biçimsel olarak aynılaşmaya başladı. Sıradan karakterlerin toplumdan iyi gizlenmiş arızalarının ortaya çıkış hikayelerini izledik ardı ardına…

Eleştirmen için de seyirci için de giderek sıkıcılaşan bu seyir serüveninde en çok dikkatimi çeken şey karakter tasarımları olmuştur. Örneğin, Tayfun Pirselimoğlu’nun Saç filminde karşımıza çıkardığı Hamdi (Ayberk Pekcan) karakteri… Tarlabaşı’nda bir peruk dükkanı ve en büyük hayali Brezilya’ya gitmek olan, bu yüzden de sürekli neşeli Brezilya şarkıları dinleyen kanser hastası Hamdi… Kağıt üstünde epey ilginç ama yaşamayan biri. Böyle karakterlerle dolu onlarca film ismi sayabilirim. ¨Sanatın anlamı sahicilik değildir ama sahiciliğin ifadesi olmalıdır¨ der ünlü fotoğrafçı Brassai. Ve ben sahiciymiş gibi görünen ama yaşamayan karakterler-diller ve mekanlarla dolu filmlerden çok sıkıldım!

İşte genç sinemacı Vuslat Saraçoğlu’nun daha ilk (uzun metrajlı) filmiyle başardığı en önemli şey bu. Borç benim için oldukça kıymetli bir eser çünkü Serdar Orçin’in yeteneklerini iyice ortaya çıkarttığı bir karakterle, Tufan’la tanıştırıyor bizi. Tufan yaşayan biri, herhangi bir yerde, metrobüs durağında ya da sokak üstü çaycısında hatta bir ganyan bayiinde rastlayabileceğiniz türden, sıradan bir adam. Rafine hiçbir zevki, alışkanlığı yok. Özel efekt bombası vurdulu kırdılı filmlerden, nargileyi fokurdatarak içmekten keyif alıyor. Kendine sakladığı bir gizemi-arızası mevcut değil. Eski model ama modifiyeli arabasında cisimleşen ergen hevesleri var. Floresan lambaların kabak gibi aydınlattığı bir evin, ruhunun her parçası görünen insanı o…

Ama gerçeklikte ya da kurguda herkesin öyle ya da böyle bir sınavı vardır. Festivallerde gördüğümüz filmlerde nadiren karşımıza çıkan ¨iyi¨ karakterlerden biri olan Tufan da sıradan hayatının içinde bazı sıradışı durumlar yaşıyor. Vicdanen güçlü bir yerde duran bu karakterin sınanması ise iki muhtaç canlı üzerinden gerçekleşiyor. Sokakta buldukları ve adını kızlarının önerisiyle Atom koydukları karga ve bakımını üstlendikleri yaşlı Huriye Hanım…

Uzun metrajın en büyük acemiliği oyuncu yönetiminden gelir. Açıkçası, Serdar Orçin’in harika oynadığı Eve Dönüş: Sarıkamış 1915’in yanında, ¨benim ne işim var burada¨ der gibi kameraya baktığı filmler de (İz-Reç) izledim. Burada senaryoyu ve ekibi çok sevdiği ve elinde olanın hepsini verdiği ortada… Filmin diğer oyuncuları da en az onun kadar başarılı (ve doğal). Hikaye Tufan karakterine odaklanmasına rağmen perdede ondan daha az görünenlerin varlığını da güçlü bir şekilde hissettiriyor. İpek Türktan, Rüçhan Çalışkur, Beyti Engin… Hepsi kendi sahnelerini izletmeyi başaran güçlü performanslarla karşımızdalar.

Vuslat Saraçoğlu’nun yazıp yönettiği Borç, hikayesine başından sonuna sahip çıkan, kısa film öyküsüymüş gibi hissettirmeyen yani sünmeyen, basit ama etkili bir biçim oluşturmayı başaran bir sinema eseri. Esen en hafif rüzgârda bile sallanan İncecik ağaçlar gibi küçük hayatların biraz sarsılınca bile toprağın üstüne çıkan kirli köklerini gösteriyor ve bunu da alengirli numaralar yapmadan başarıyor. Yapılan iyilikler, şartlar değişip ruhun gezindiği odalar darlaşınca karşılık beklenen hizmetlere, iyilik yapılanlar ise safraya dönüşüyor ama en azından Tufan’ın karakterindeki erozyonun sürekli olmayacağına dair bir umudu da var filmin. Finaldeki sahne bunun en büyük göstergesi.

Filmin notalarının sürekli değişmesini sevdim. Tufan’ın ruh halinin evde bakılan karga üzerinden seyirciye geçirilmiş olması, insan ve doğanın kadim canlılarından birinin kurduğu özdeşlik bu filmde çalışan bir fikir olmuş. Çalışmayan hali de mi var derseniz, Şarkı Söyleyen Kadınlar der geçerim. Ayrıca Borç, taşrada geçen ama taşra sıkıntısından nemalanmayan bir film oluşuyla da takdirimi topladı. İyi seyirler…

Son bir cümle: Eskişehir’de çekilen filme verilen irili ufaklı sponsorluk destekleri bu şehrin sinemacılığımıza ilgisinin festivallerle sınırlı kalmadığını gösteriyor. Umarım devamı da gelir.

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Yazmaya 2003 yılında DivxTR’de başladı ve halefi olan Divx Planet forumlarında “Raven” takma adıyla devam etti. Divx Planet'te bir forum köşesi olarak başlayan Öteki Sinema'yı, 2005 yılında blog olarak devam ettirdi. 2010 yılının başında Beyazperde.com sitesinin eleştirmen kadrosuna katıldı. Aynı dönemde Yeni Harman ve Fotografya dergileri için sinema makaleleri kaleme aldı, online sinema dergisi Cinedergi için dosyalar hazırladı. 2012’de Medyaradar sitesinin sinema yazarlığı ve TV eleştirmenliği görevini üstlendi. Aynı zamanda lisanslı bir yelken sporcusu olan yazar, bir dönem TYF (Türkiye Yelken Federasyonu) yarış fotoğrafçılığı görevini yaptı. 2014 yılında Sinemerkez Akademi’de eğitmenlik yaptı ve akademinin Kocaeli yapılanmasının direktörlüğünü üstlendi. 2014-2016 yılları arasında Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı TV programının yazı grubunu yönetti. Okan Bayülgen’in yönettiği Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası adlı tiyatro oyununda rol aldı. 2017-2018 arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. OFCS (Online Film Critics Society) topluluğuna üye olan yazar, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da yazmaya, Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası'nda oynamaya ve davet edildiği okullarda sinema üzerine seminerler vermeye devam ediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir