Filmde her şey mevcuttur, fakat hiçbir şey tehlikeli değildir. Evet, Hayır, Belki, tekil bir başarısızlık örneğinden çok, platform çağının romantik komedi anlayışının tipik bir
Gelmiş geçmiş en komik kült filmlerden biri; This is Spinal Tap. Müzik endüstrisini ve özellikle Heavy metal camiasını tiye alan böyle bir film daha yapılmamıştır.
Bu ara bende mi bir problem var bilemiyorum. Ancak büyük bütçe filmlerinin hiçbiri vermesi gereken zevki bana veremedi henüz. İşte bir örnekle daha karşınızdayım. Öncelikle biraz galadan bahsetmek istiyorum. Yıldız savaşları sitesinin davetlisi olarak gittim galaya. Sitedeki arkadaşlara teşekkürler. Ortam gayet hoştu.
Hızlı yaşa, hiç ölme! Vampir olmayı istermiydiniz? Cevabınız hayırsa “THE LOST BOYS”u bir izleyin… Filmin sonunda iyilerin kazanması hiç önemli değil. Motosikletlerle ortada dolaşan, çılgıncasına eğlenen ve asla yaşlanmayan genç vampirleri gördükten sonra kararınız değişebilir. Çünkü tanıtım cümlesinde iddia edildiği gibi; bu
Gece iki sularında evin telefonu çalıyordu. Eşim “Kim bu saatte arayan?” derken teli uyku sersemliği ile açtım. “Hi Masis!” “Hi Kristofer, hi da Türkiye’de saat kaç biliyor musun?” “Kusura bakma dostum, eline düştüm. Buradakiler Dark Knight‘ın Türkiye gişesinden mutsuz, hani dedim sizin
Hazır sitemize bir Stephen King yazısı girmişken, 1992 yapımı bir filmden de bahsetmek istiyorum. Benim gibi bilgisayarla 80’li yıllarda tanışmış insanlar için önemli bir yapıttan: The Lawnmower Man ya da ilk ismiyle Stephen King‘s The Lawnmower Man. Evet filmden Stephen King’in adı
Patrick Süskind‘in ünlü fantastik romanı Das Parfum‘den uyarlanan Perfume’un yapım aşamasında oldukça heyecanlanmıştım. Acaba Süskind’in dünyası filmde nasıl yer bulacaktı kendine? Tom Tykwer‘ın filme aldığı roman çevrimi, ne yazık ki birçok edebiyat çevrimi film gibi aynı başarıyı yakalamaktan uzak ancak kötü bir
Duygu, aşk, heyecan, kin ve nefret olmadan nefes almak bir saat gibidir, tik-tak atar sadece… Son yılların en çok nefret edilen ve en çok sevilen filmlerinden birini tanıtmak istiyorum sizlere. 2002 yılında gösterime çıkan Equilibrium sinema eleştirmenleri tarafından yerin dibine sokulmuş, oysa
Musallat, son dönem sayıları artan korku filmlerimizin samimi bir örneği. Her şeyden önce kendini ciddiye alıyor ve duygusunu seyirciye akıtmak için elinden geleni yapıyor.
Total Recall bilim kurgu sinemasının ilk gerçeklikten kopma, düş ve gerçeği karıştırma filmlerinden biridir ama sırf uçan tekme atan bir Sharon Stone görmek için bile seyredilir.
Aç Kartallar, Polat Alemdar'ın bilgisayar koltuğunu siper ederek 5-10 makinalı tüfeğin ateşinden çizik almadan çıktığı günümüz aksiyonuna göre çok daha aklı başında bir filmdir.
Blog açıp da seyretmekten zevk aldığım filmler hakkında yazmaya başladığım ilk zamanlardan beri yazmak istediğim ama nedense bir türlü kısmet olmamış bir filmden bahsetmek istiyorum: EXCALIBUR. Geçen hafta Digiturk kanallarının birinde ki geç saat gösteriminde yeniden karşıma çıktığında kafamda beliren ilk cümle