Terminatör 4

Yazan: Murat Tolga Şen 31 Mart 2008  
Kategori: Ortaya karışık

Hemen sevinmeyin! yanda gördüğünüz poster sahte! Cameron kesinlikle T4′ü çekmeyi düşünmüyor ama “Terminator Salvation: The Future Begins” adlı yeni Terminator filminin çekimleri duyuruldu ve John Connor rolünü Batman Christian Bale canlandırıyor. Yönetmen ise video kliplerden Holywood’a terfi olan IQ’su düşük “Charlie’s Angels” serisinin de yönetmeni olan MCG (gerçek adı : Joseph McGinty Nichol )

3 Terminatör filmini de sinemada izlemiş ve James Cameron fanı biri olarak, ne acıdırki bu proje beni hiç heyecanlandırmıyor…

T1, düşük bütcesine rağmen hem sinemada hem de video’da patlamış müthiş bir aksiyon pakediydi ve inanılmaz bir distopya öyküsü anlatıyordu…

T2, artık iyice ustalaşmış Cameron’un yönetiminde, oldukca güçlü yeni bir düşman olan ( Robert Patrick’in hayatının rolü ) Civa robot T1000′le ve muhteşem bir John Connor olan Edvard Furlongla iyiden iyiye lezzetlenen, devrimsel özel efektler barındıran sırf buna sırtını dayamakj yerine adrenalin deposu bir hikayeyle tırnaklarımızı yedirten 90′ların kesinlikle en iyi Bilim Kurgu – Aksiyon filmiydi. Linda Hamilton, Sarah Connor rolünde Sinema tarihinin en güçlü ve sert kadın karakterlerinden birini inanılımaz başarıyla oynuyordu ki diğeri kim diye sorarsanız yine bir Cameron kadını olan Aliens’in Ripley’i derim.

T3… Bu film asla çekilmemeliydi. 1. ve 2. filmin öyküsünü kopyalamaktan ileri gitmeyen, Cameron yönetmediği içinde kendi şablonunu dahi uygulayamayan, iyice yaşlanmış ve komikleşmiş bir T800 ve kimsenin hatırlamak istemediği Seksi bir bayan robotla baştan aşağı yanlış bir projeydi. Terminator serisinin testosteronunu düşürmek kimin aklına geldi bilmiyorum ama dişi robot kesinlikle kötü bir fikirdi… John Connor’u bu kadar ezik gören hiç kimse, bu silik tipin Dünyayı makinelereden kurtaracak adam olduğuna inanmamıştır sanırım. Bir kez izledim ve tekrar görmeyi asla istemedim.

Çekilmesi planlanan T4 ise aslında T3′ün çekmesi gereken senaryoya sahip ama Cameron’un sihirli elleri değmedikten sonra çatlat patlat, keçi boynuzu bir aksiyondan daha fazlasını sunabileceğini sanmam! Zaten iyice artan gişe kaygısı yüzünden kansız bir çocuk filmine benzeyeceğini ve asıl derdinin oyuncak satmak olduğuna inandığım bir proje…

Son olarak İnşallah feci şekilde yanılıyorumdur diyor ve meraklı bir ayrıntıya da dikkatinizi çekiyorum. John Connor : Jesus Christ

Murat Tolga Şen

Reblog this post [with Zemanta]

A.R.O.G Kamera arkası

Yazan: Murat Tolga Şen 29 Mart 2008  
Kategori: Ortaya karışık

Cem Yılmaz, Şovlarından kazandığını sinema yaparak harcamaya kararlı. Her Şey Çok Güzel Olacak, G.O.R.A ve Hokkabaz‘dan sonra yeni CEm Yılmaz filmi A.R.O.G’da daha çekilmeden sinemalarda dönen teaser’larıyla heyecan ve merak uyandırdı. Şu an filmin sitesi üzerinden izleyebileceğiniz kamera arkası görüntülerini teknoloji herseyim sitesini yapan arkadaş aynı zamanda youtube’a eklemiş. Şu anda nette dolanıp canı sıkılan ve meraklı birşeyler zlemek isteyenler için bizde buradan bu ilginç kamera arkası videosunu verelim dedik. Senaryosunu Cem Yılmaz’ın yazdığı, Ali Taner Baltacı ve Cem Yılmaz tarafından yönetilen A.R.O.G.’un “ilk 3 dakika”sında Cem Yılmaz, Özge Özberk ve Zafer Algöz rol alıyor. Çekimlerin tamamı İstanbul Film Stüdyolarında hazırlanan özel dekorlarda gerçekleşti. Filmde kullanılan “yaratık” için Anima stüdyolarında pek çok sayıda maket çalışması yapıldı. Animatronic (uzaktan kumanda ile hareketli) hazırlanan yaratığın modellemesi ve üretimi toplam iki ay sürdü.

[kml_flashembed movie="http://www.youtube.com/v/bwOshxOQpag" width="425" height="350" wmode="transparent" /]

http://www.youtube.com/user/teknolojiherseyim

Zemanta Pixie

Kim Korkar Ayhan Işık’dan

Ayhan IŞIK’ın İtalyan Korku Filmleri

http://img443.imageshack.us/img443/2585/lamanochenutrelamortetl9.jpgKlaus Kinski’nin Türkiye’de film çevirdiğini ilk kez birkaç yıl önce duymuştum. Bir tanesinin yıllar önce televizyonda oynadığını ve Ayhan Işık’ın da (!) rol almış olduğunu geçen yıl öğrendiğimde ise kulaklarıma inanamadım ve bu filmleri izleyebilmeyi iyice kafama koydum. Sonunda yalnızca bir zamanlar televizyonda gösterilmiş olanı değil, çekim aşamasında yarım kalmış ve kaybolmuş olduğu sanılan, Türkiye’de hiçbir zaman seyirci karşısına çıkmamış diğerini de buldum. Ve bu mutlu haberi, Radikal gazetesinin Cumartesi ekinde kısa bir haber yazısı ile duyurdum. Evet, Ayhan Işık gerçekten de Türk-İtalyan ortak yapımı korku filmlerinde Klaus Kinski ile birlikte oynamıştı. Bu filmlerin yapılış serüvenlerinin ardındaki gerçekleri ortaya çıkarmak ise filmleri bulmaktan daha da zor olacaktı. Şimdi burada, parçalarını toparlayabildiğim kadarıyla çözmeye çalıştığım bu büyük bulmacayı tüm ayrıntılarıyla aktaracağım.

Ayhan Işık, kariyerinin son döneminde uluslararası ortak yapımlara yönelmişti. İtalya’da yaşayan bir Türk işadamı olan Şakir V. Sözen’in yapımcılığı üstlendiği ve Frank Agrama’nın yönettiği Babanın Arkadaşları / L’Amico del Padrino (1972) adlı filmde Richard Harrison’la başrolleri paylaşıyordu.

Daha sonra yine Sözen’in girişimiyle İtalyan sinemacılar bu kez çok daha ünlü bir oyuncu olan Alman asıllı Klaus Kinski’yi yanlarına alarak Ayhan Işık’ın da rol alacağı iki korku filini çekmek amacıyla İstanbul’a geldiler ve Kanlıca’daki Hidiv Kasrı’nda çekimlere başladılar. Kinski, Werner Herzog’un Aguirre’sindeki (1972) mükemmel oyunu sayesinde bu dönemde ününün doruğundaydı. Ancak çok uyumsuz ve geçimsiz bir oyuncu olan Kinski çekimler sırasında sürekli sorun çıkarıyordu; bu yetmezmiş gibi Kinski ve İtalyan sinemacılar bir gün ortadan kaybolarak Türkiye’den apar topar ayrıldılar: Oynadığı bu filmleri izlemek 1979′da ölen Ayhan Işık’a hiçbir zaman nasip olamadı. Derken 1986′da Yılmaz Duru, bu iki filmden birinin negatiflerini Roma’da görüştüğü Şakir Sözen’den aldı. Duru’nun adını Ölümün Nefesi olarak koyduğu film, göçmen Türk işçileri için yurtdışında video piyasasına sürüldü ve yurtiçinde özel tv kanallarında gösterildi. Ölümün Nefesi, 1 Nisan 1986′da Cumhuriyet gazetesinin kültür-sanat sayfasında “Ayhan Işık’ın yarım kalan filmi 7 yıl sonra tamamlandı” başlıklı bir habere konu oldu. “7 yılın” aslında filmin çekildiği tarihten değil de Ayhan Işık’ın ölümünden itibaren hesaplanmış olması bir yana bu haber çok daha vahim yanlışlar içeriyordu: Haberin bir yerinde, Yılmaz Duru “filmin eksik kalan bölümlerini Hidiv’in Köşkü’nde kendisi çekti” deniliyordu. Devamını oku

Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007)

Çocukluğumdan beri berber koltuklarından korkarım. Özel bir neden yoksa pek berbere de uğramamaya çalışırım. Bunun birinci nedeni havadan sudan konuşmak isteyen berberlerin beni germesi, diğer bir nedeni de pek tanımadığım bir insanın ustura ile boğazıma hamle yapmasının bende yarattığı travmatik etkidir. O ustura boğazıma yaklaştıkça boğazımın kesilebilme ihtimali aklımı kurcalamaktadır. Sürekli yutkunmaya ve terlemeye başlarım. Hatta bazen düşünüyorum acaba önceki hayatımda boğazım kesilerek öldürülmüş olabilir miyim diye. Hamamböceklerinden sonra beni en çok gerek ustura tutmuş bir berberdir.

Sweeney Todd‘u görünce bu korkularımla yüzleşmek zorunda kaldım. Ama bunu düşünen tek kişinin de ben olmadığımı anlayınca, normalmişim gibi sevindim. Demek ki korkumun bir dayanağı varmış hatta müşterilerinin boğazını kesen intikam yeminli berber çok eski bir efsane imiş.

Öncelikle hikayedeki gerçekliğe eksisözlük yardımı ile bir bakalım: Sweeney Todd 1700lerde yaşamış bir seri katildir. uzun yillar boyunca Londra’li bir berberin musterilerinin bogazini kesip, cesetleri de hazirladigi bir duzenekle, dukkaninin altindaki mahzene attigi, sarkilarda, tekerlemelerde, oykulerde yer almis. efsanenin arkasinda bir gercek bulunabilecegini dusunen arastirmacilar yanilmamislar, katilin oykusunu net bir sekilde ortaya cikarmislardir…(Bkz: ccstf3ae, #5069085 nolu entry)

Devamını oku

El Orfanato (2007)

Yazan: Murat Tolga Şen 23 Mart 2008  
Kategori: Korku Filmleri

Bir korku filmine girdiğinizde perdede ne göreceğiniz aşağı yukarı bellidir. Tüm şablonlar çıkarılmış, yıllar içinde kullanılan her yeni korkutma aracı bir klişe haline gelmiştir. yeni yetme yönetmenlerin ille de korku filmi çekerek başlayalım hevesleri yüzünden de başarılı olarak addediğiniz her korku filminin onlarca seyredilemez karbon kopyası her yerde karşınıza çıkarak bu klişeleşme duygusunu iyice güçlendirmiştir. Çocukluğunun acısını sevişgen gençlerden çıkaran sapık katiller, Çılgın bilim adamlarının başarısız deneylerinin ürünü envayi çeşit ucube, Zamanında çok kişiye mezar olmuş içi hayalet kaynayan Tekinsiz evler, Dünyayı ve özellikle ABD’yi yıkmaya and içmiş dev sürüngenler, Allahını şaşırmış vahşi hayvanlar, özellikle de böcekler ve fareler, ruhunu şeytana satmaya ısrarlı güç budalaları… Sizinde ekleyeceğiniz en fazla bir iki şey daha olabilir işte Sinema da yaratılmış korku evreni!

Mary Shelley, Edgar Allan Poe, H.P Lovecraft ve onların modern takipcileri olan Stephen King, Peter Benchley, Dean R. Koontz gibi yazarlar Beyazperde kabuslarının yaratıcısı oldular. Önümüzdeki yıllarda da bu türde devrimsel bir değişiklik beklenmiyor açıkcası “Cloverfield” gibi bazı önemli denemeler mevcut ama ilgili yazımda da belirttiğim üzere “Cloverfield” bir filmden ziyade bir deneyim ve bu türe multimilyon $’lık bütceleri sırtlanabilen Hollywood’dan başka kimse ne heves ne de cesaret edecektir.

Devamını oku