“Kısa Filmin Öyküsü”: Asfalt (2016)

Öteki Sinema olarak Kısa Filmin Öyküsü isimli yeni bir yazı dizisiyle karşınızdayız. Bu yazı dizisinde kısa film yönetmenleri kendi filmlerinin yapım sürecini anlatacaklar. Fikir aşamasından festival sürecinin sonuna kadar geçen zamandaki deneyimlerini, yaşadıkları zorlukları bu zorlukların nasıl üstesinden geldiklerini okuyacaksınız.

Ben bu yazı dizisinin çok faydalı olacağını düşünüyorum. Film yapmanın formülünün olmadığını, her filmin kendi dinamikleri olduğunu bu yazı dizisiyle daha iyi anladım.

Filmin yönetmeni Süleyman Demirel’in ve senaristi Recai Rize’nin kaleminden Asfalt’ın yapım hikayesi.

Uzun zamandır birlikte kısa film ve çeşitli video işleri yapıyoruz. Asfalt’ı (20016) yapana kadar deneysel filmler yapmıştık. Kurmaca bir film yapmak istiyorduk. Aslında film yapma işine ilk girdiğimizde uzun metraj kurmaca bir film yapmak istiyorduk. Daha doğrusu filme merak saldığımızda deneysel diye bir film kategorisi olduğunu bilmiyorduk.  İlk kısa filmimiz olan Normal’i (2010) yaparken kurmaca diye yola çıkmıştık. Filmin senaryosunu oluştururken, çekerken ve sonrasında kurguda film yavaş yavaş deneysele evrildi. – Ayrıca Normal filminin danışmanı olan ve çok iyi kurmaca ve deneysel kısa filmlerin yönetmeni olan M. Önder Özlem’den azımsanamayacak yardımlar aldık. (Bu filmlerden birisi de Hiç adlı kısa filmdir). Kendisine sonsuz teşekkürlerimizi buradan da iletelim efenim.- Nihayetinde deneysel film yapmayı yaparken öğrendik. Deneyselin zihninizdekileri yansıtma adına inanılmaz bir gücü var. Deneyseli sevdik. Sonrasında yine deneysel bir kısa film olan Müphem’i (2013) yaptık. Müphem, Normal’den farklı olarak biraz daha az saf deneysel diyelim. Ama saf deneysel değil derken daha az değerli değil. Dış dünyayı içine biraz daha geçiren ve kendi içinde sindiren bir film. Daha bir insan yaşıyor içinde.

Tabi yukarıda bahsi geçen iki filmi yaparken sevdiklerimizden yardımlar aldık. Bu filmlerde senaryo aşamasında bize fikirler sunan, çekimlerde kafa ve kol güçlerini, manevi desteklerini esirgemeyen, oyunculuk yapan, kurgu aşamasında saatlerini filmin teknik sorunlarına ayıran ve bunları yaparken bizden bir kuruş para almayan ve kendi ceplerinden para veren, filmlerin elde ettiği başarılarla beraberce sevindiğimiz sevdiklerimizin çok büyük yardımlarını aldık diyelim.

Gel gelelim bir uzun metraj yapmak istiyorduk, hala istiyoruz. Senaryoya oturduk. Anka isimli bir uzun metraj film senaryosu yazdık. Daha doğrusu filmi yazılı bir senaryo metnine dökmedik ama filmde sekans sekans görsel olarak ne olacağını ve atmosferin nasıl olacağını çıkardık. Çıkan senaryo, birbirini tamamlayan, iç içe geçen ve kaynaşan deneysel ve kurmaca öğeleri barındıran bir senaryo oldu. Senaryonun ismini de Anka koyduk. Senaryoyu filme çevirmek için para gerekiyor. Bu sebeple tretman, sinopsis, yönetmen görüşü gibi filmin nasıl olacağını insanlara anlatmanıza yardımcı olan dokümanları oluşturduk. Önceden tahmin ettiğimiz ve yaşayarak da öğrendiğimiz şu oldu: Daha önce uzun film çekmediyseniz ve/veya sonu film yapımcılarına giden bağlantılarınız yoksa projeniz için fon bulmanız hayli zor oluyor. Elinizdeki materyali okutmak için uğraşıyorsunuz. Biz de bu zorluğu aşmak için bir yol düşündük. Bu yol hem işlevsel bir yol, hem de kendimizi bir sanat eseri ortaya çıkarma konusunda ilerletmemizi, öğrenmemizi sağlayacak bir yoldu. Uzun film senaryosundan bir sekansı kısa filme uyarlamaya karar verdik. Bu kararımızın işlevsel boyutu, elimize filmin nasıl olacağına dair bir görsel materyal vermesiydi. Uzun film yapımında fon sağlayacak insanların bizim nasıl bir film yapmak istediğimizi/yapabileceğimizi görüp bizimle beraber yapım sürecine girebileceğini düşündük. Sanat eseri oluşturma konusunda ilerlememizi sağlayacak boyutu ise Asfalt’ın kurmaca filmi yaparak öğrenmemizi sağlayacak olmasıydı. Bizim kurmaca filmimiz neye benzer onu görecektik.

Uzunun senaryosu yirmi civarında sekans barındırıyordu. Seçmek gerekti. Sekanslar arasından filmin hikayesini kapsayan, atmosferi yansıtan bir tanesini seçmek iyi bir fikir olsa diye düşündük. Bu sekanslardan çok vardı. Seçim işini hislerimiz yaptı sonunda. Senaryo tartışırken, bazen öyle şeyler buluyorsunuz ki, bu şeylerden bahsederken heyecandan oturduğunuz yerde duramıyorsunuz. Bu bulduğunuz başka şeyler bulmanızı tetikliyor. Aklınıza geleni söylerken cümlenin ne olduğunu yarıda unutacaksınız diye heyecanlanıyorsunuz. Hızlı hızlı tahtaya notlar alınıyor, tahta çok yararlı. Oluşturduğunuz şeyi sürekli değiştiriyorsunuz. O şey yansıtmak istediğiniz eksen üzerinde dönüyor, siz de bir topacı çevirir gibi ona yön ve hız veren küçük darbeler vuruyorsunuz. Ortada durup devinen o nesneye dönüşüyorsunuz ya da o size dönüşüyor ya da her ikisi birden. Asfalt’a uyarladığımız bu sekansın kendisiydi. Uyarladık. Değiştirdik. Senaryo işi kağıt üstünde bitti.

Asfalt’ı, Birinci Asfalt, İkinci Asfalt ve Üçüncü Asfalt olarak ele alabiliriz.

Birinci Asfalt

Asfalt’ı yapmak için de para gerekiyordu. Kültür Bakanlığının Kısa Film Yapım Desteğine başvurduk. Fon çıkmadı. Biz de elimizdeki bin lira ile çekmeye karar verdik. (Aciliyetler ve başka sebeplerle fazladan bizim ve sevdiklerimizden cebinden de yine bu miktara yakın bir para gitmiştir.) Önceki iki filmi yine bu miktara yakın paralarla çekmiştik. Fakat bu filmi aynı miktara çekemeyeceğimizi gösteren sebepleri yaşaya yaşaya öğrendik. Önceki filmlerimiz stüdyoda geçiyordu. Çoğu durum ideal olamasa da bir nebze kontrolümüz altındaydı. Biz Asfalt için kendi aramızda “her şeye birden kamikaze daldık” diyoruz.

Asfalt şöyle bir film. Hikayesi dışarıda geçiyor. Bir araba yolda ilerliyor. Arabayı süren bir adam ve onun eşi hastaneye doğru yol alıyorlar. Bu iki insan toplum örf ve adetlerinin öğrettiğince ve/veya dayatmasıyla istekleri pek önemsenmeden evlendirilmişler. Kadın hamile. Çocuğun düşük tehlikesi var.  Doktor kontrolüne gidiyorlar. Kamera arka koltuktan ikisini izliyor. Görüntün tam ortasında dikiz aynasına asılı bir kar küresi var. Kar küresinin içinde de küçük bir süs ev, arabanın sarsıntısının yarattığı etkiyle minik kar fırtınası içinde kaybolup kaybolup tekrar görünüyor. Adamın telefonu çalıyor. Arayan adamın babası ve adamın karısı hakkında beceriksiz olduğuna dair hakaret içeren şeyler söylüyor. Telefon kapanıyor. Kamera sola doğru dönmeye başlıyor. Görüntüden kadın çıkıp adamın ensesi ve sol arka cam kalana kadar dönüyor ve duruyor. Önceden hafif yağmur yemiş buğulu sol arka camdan dış dünyayı görüyoruz. Gördüğümüz dış dünya aslında ensesi görüntüde bulunan adamın iç dünyası. Dışarıda doğanın yegane döngüsü olan doğum ve ölümün doğum kısmını görüyor yanından geçiyoruz. Birkaç çiftçi ekin ekiyor. Çiftçilerin yanından geçiyoruz. İnekler yavrularıyla birlikte otluyorlar. İnekler geçiyor. Birkaç kişi kocaman bir ağacın yanında yeni fidanlar dikiyorlar. Fidanlar ve fidan dikenleri geçiyoruz. Büyük bir ateş yanıyor. Ateş de görüntüden çıkıyor. Kamera yavaş yavaş eski yerine dönüp yine arabayı ortalıyor. İleride meyveleri toplanmakta olan bir ağaç görüyoruz. Bir süre sonra araba hastaneye varıyor. İki kişi arabadan iniyor. Kamera öne doğru, dikiz aynasına doğru yaklaşıyor. İyice yaklaşınca içinde ev bulunan kar küresi düşüp kırılıyor. Bu sırada hastanedeki kontrol ne kadar sürdüyse -yarım saat, bir saat vb.- önemsemiyoruz. Görüntüyü kesmiyoruz. Arabanın içinde on beş-yirmi saniye geçiyor. Çift arabaya dönüyor ve dönüş yolu başlıyor. Kamera uzaklaşıp tekrar iki kişiyi arkalarından görüntüye alıyor. Bir süre ilerledikten sonra, kamera bu sefer sağa dönmeye başlıyor. Görüntüden adam çıkıp kadının ensesi ve sağ arka cam kalana kadar dönüyor ve duruyor. Önceden hafif yağmur yemiş buğulu sağ arka camdan dış dünyayı görüyoruz. Gördüğümüz dış dünya aslında ensesi görüntüde bulunan kadının iç dünyası. Bu sefer, dışarıda, doğanın yegane döngüsü olan doğum ve ölümün ölüm kısmını görüyoruz. Yanmakta olan ateşin sönmüş olduğunu ve duman çıkarmakta olduğunu görüyoruz. Duman görüntüden çıkıyor. Gelirken gördüğümüz ağaç yıkılıyor. Yıkılmış ağaç görüntüden çıkıyor. Otlayan ineklerin bulunduğu yerde insanlar kurban kesiyor. Onlar da çıkıyor görüntüden. Buğday ekilen tarlanın yanındaki bir mezarlık giriyor görüntüye. Bu sırada mezarlığın ait olduğu köyden sela sesi geliyor. Kamera tekrar öne doğru dönüp iki kişiyi görüntüye alıyor. İleride daha önce meyve toplanan ağaç görünüyor, fakat kameranın odağı değişiyor ve ön cama odaklanıyor. Ön cama çarparak ölen sinekleri görüyoruz. Adamın telefonu çalmaya başlıyor. Telefonu sessize aldığı için titreme sesini duyuyoruz. Sela sesi, telefonunun sesi ve sinekleri silmek için çalışan sileceklerin sesi ile film bitiyor.

Şimdi. Bu film tek plan (neredeyse). Görüntü hiç kesilmiyor. Arabanın içinde oyunculuk, kar küresinin düşmesi vb. şeylerin ve dışındaki ağacın düşmesi, ateşin sönmesi vb. şeylerin istediğimiz sırayla ve tam istediğimiz anlarda gerçekleşmesi gerekiyordu. Biraz silkindik. Arabanın içinin ve dışının aynı anda gerçekleşemeyeceğini anladık. Arabanın dışını ayrı, içini ayrı çekmeye karar verdik. Arabanın etrafını yeşil perde ile çevirip içeriyi çekelim, sonra da dışarıdan aldığımız görüntüyü kurguda camlara yerleştirelim dedik. Yeterince silkinmemişiz.

Kendimize yer seçmek için Samsun’un Ladik ilçesine gittik. Yeri seçmemizde en belirli şey yıkılan ağaç oldu. Diğer öğelerin yerini değiştirebilirdik ama ağacı kaldırıp götüremezdik. Etrafında başka ağacın bulunmadığı, uzaklığı görüntümüz için uygun olan ve tabi ölmüş olan, yani kesilmesi uygun olan bir ağaç gerekiyordu. Üç gün civarı ağaç aradık. Şu an Türkiye’de ismini bildiğimiz ilçe sayısı, Ladik’te ağaç ararken öğrendiğimiz köylerin isminin sayısından az olabilir. Ağaçlar genelde iki tarlanın arasına dikildiği için iki tarla komşusunu anlaştırmanız gerekiyor. Tarlanın birisin sahibi birkaç kardeşse kardeşlerin arasını bulmanız gerekiyor. Tabi oradaki insanlar kameralarla gezdiğinizi de görüyor. Üçüncü bulduğumuz ağaçta tarafları anlaşmaya vardırdık. Orman şefliğinden de iznimizi aldık. Filmdeki diğer öğeleri ağacın olduğu yere göre konumlandırdık. Bu öğelerin ağaç kadar olmasa da zorlukları oldu. Kameraların hazırlığını yaptık. Satın aldığımız cam vantuzları bir arabanın ön kaportasına bir düzenek ileriye ve bir düzenek yana dönük olacak şekilde yapıştırdık. Bu iki düzeneğin üzerine biri ileri diğeri yana bakan iki eş kamera yerleştirdik. Bu kameraların gördüğü görüntünün tam şöyle olması gerekiyordu. İleri bakan kameranın görüntüsünün solda bittiği yer ile yana bakan kameranın görüntüsünün sağda bittiği yerin hiç boşluk kalmadan ve yüksekliği aynı hizada olmak üzere kesişmesi gerekiyordu. Çünkü arabanın içindeki çekimde kamera hareket ettiği için ve ön camın ve yan camın düzlemi farklı olduğu için, camlarda görünen görüntüye üç boyutlu hissi vermek gerekiyordu. Zaman aldı ama ayarlamayı başardık. Bunlardan ayrı olarak havanın kapalı ve tercihen yağmur sonrası biraz sisli olması gerekiyordu. Çekim başladı. Kameralarla ilgili çıkan sorunları çözebildik. Fakat dış dünyadaki öğeler bize olanak sınırlarını gösterdi. Tahmin edileceği üzere hiçbir öğe istediğimiz anda ve sırayla gerçekleşmedi. Araba ile sahnelerimizin yanında geçerken şu gibi olaylar oldu. Buğday ekenleri çektik, ama inekler kadrajda durmadı. Ateş tam yanamadı, sonradan yanası geldi. Her şeyden önemlisi ağacın düşmesini çekemedik. Arabanın dışındaki çekimler yatınca içindeki çekimler de yenik sayıldı. Birinci Asfalt bize çok şey öğretti.

İkinci Asfalt

Aradan bir yıl geçti. Kendi cebimizdeki para ile çekebileceğimiz Görünmez Adam adlı bir filmin senaryosu üzerinde çalışıyorduk. Asfalt’ın senaryosu ile çeşitli fonlara başvurmaya devam ediyorduk. Biz Görünmez Adam’ın senaryosu üzerinde çalıştığımız sırada Asfalt’a 9.000 TL tutarında Kültür Bakanlığı Kısa Film Yapım Desteği çıktı. (Bu desteğin bin lira kadarını direk vergi ve muvafakatname noter onayı gibi giderlerle geri verdik). Asfalt’ı çekmek için tekrar Ladik’e gittik. Önceki sene yaptığımız hazırlıkları tekrar yapmamız gerekti. Ağaç bulmak yine çok büyük sıkıntı oldu.

Bu sefer dışarıdaki kamera ile yanından geçtiğimiz öğeleri ayrı ayrı çekip bunları kurgu aşamasında birleştirmeye karar verdik. Yani derinliği farklı olan ve hareket eden görüntüleri birleştirmeye karar verdik. Bazılarını tek başlarına çekebildik. Bazılarını çekemedik. Çekemediklerimizi sabit çekip kurguda hareket eden görüntünün üzerine onunla birlikte hareket edecek şekilde yerleştirmeye karar verdik. Tekrar ağacı anlatmak durumundayız. Biz garanti olsun diye ağacı hem arabanın üzerindeki hareket eden kameralarla, hem tripod üzerinde sabit kurulu bir kamerayla, hem de iyi kalitede video çeken bir cep telefonuyla aynı anda çekmeye karar verdik. Ağacın, arabanın hareket edeceği yönde düşmesi gerekiyordu. Ağacı kesen hızarcı, ağacın istediğimiz yönde düşmeyeceğini söyledi. Biz de sola bakan kamerayı söküp sağa bakacak şekilde baştan ayarladık. Adam ağacın ne zaman düşeceğini bize önceden söyleyeceğini söyledi. Görüntüyü alamadık. Görüntüyü alamamamıza sebep olan bazı şeyler: Adam birden “düşüyor çabuk!” diye bağırdı. Araba ile hareket edenler birden düşen ağaca yetişmek için hareket etti. Adam bağırmadan en fazla on beş saniye önce birden sağanak yağmur başlamıştı. Böyle olunca birimiz tripod üzerinde sabit olan kameranın üzerini kapattı. Ağaç düşerken kameranın üzerini açıp kayda girene kadar ağaç düşmesini yarıladı. Yani yerdeki kamera 45 dereceye kadar yıkılmış bir ağacın yıkılmaya devam etmesini çekti. Telefonla çeken arkadaş ise ağacın belli bir açıya kadar düşmesini çekip, ağacın tam düşmesini beklemeden telefonu yere attı. Telefonun yere atılmasının sebebine gelelim. Ağacın düşeceği yönün tam tersi yönünde Tansu Pınar ve Cemal Rize isimli, ekibimizden arkadaşlarımız bulunuyordu. Ağaç yanlış yöne, bu iki arkadaşın üzerine doğru düştü. Telefonu elinde tutan arkadaş kaçın diye bağırarak ağaca doğru koştu. Arkadaşlarımız ağacın düştüğü ekseni doksan derece kesecek şekilde koştular ve perspektiften dolayı arkasında kayboldular. Arkadaşlarımıza hiçbir şey olmadı. Hepimiz çok etkilendik bu durumdan. Çekimlere ara verdik. Ekibin bir kısmı Ankara’ya döndü. Birkaç gün sonra kalan sahneleri de çektik ve Ankara’ya döndük.

Arabanın iç çekimlerini yapmak hazırlıkları ile beraber bir haftamızı aldı.  Arabanın etrafını açık alanda yeşil perdeler ile kapladık. Bu perdeleri düzgün ışık alacak şekilde yerleştirmek epeyce zor oldu. Çekimler bitti. Kurguya oturduk. Dış görüntüleri yerleştirmeye başladığımızda istediğimiz hissiyatı tam veremediğimizi fark ettik. Çünkü kamera oyuncuların enselerine bakıyordu. Yüz ifadesi görmüyorduk. Bu durumu senaryo aşamasındayken fark etmiştik ama oyuncuları enseden görmemiz fikir bazında hoşumuza gitmişti. Görüntü farklı sonuç verdi. Bu sorun Üçüncü Asfalt’a yol açtı.

Üçüncü Asfalt

Üçüncü ve son Asfalt’ta oyuncuların önden görünmesi gerekiyordu. Kameranın, Birinci Asfalt’ta yaptığı hareketi arabanın içinde önden başlayarak yapması gerekiyordu. Ön koltukta oturan iki kişinin daha ilerisine ikisini de görüntüye alacak bir kamera koymak fiziken imkansızdı. Arka koltuğa otursunlar, önden çekelim dedik. Arabayı süren kimse yoktu. Taksici sürsün dedik. Bu işlevsel çözüm bize anlatı olarak da bir şey kattı. Taksici yabancı bir insan olduğu için çiftin durumunu biraz daha net şekilde gösterebiliyorduk. Arabayı kullanan yabancı, bir anlamda toplumun küçük bir temsiliydi. Taksicinin kendisini görmüyoruz. Sadece yolcuların kurban bayramlarını kutlarken sesini duyuyoruz. Yola çıkıyorlar. Bu yöntem değişikliğine göre bir sürü şeyi tersine çevirdik. Kar küresini arka cama yapıştırdık. Ön camdan gördüğümüz görüntüleri zamansal olarak tersine çevirip arka cama koymaya karar verdik.  Bir de dışarıda gördüğümüz ölüm doğum döngüsünün iki kısmını da kadının penceresinden görmeye karar verdik. Hastaneye varana kadar arka solda oturan kadın dönüşte arka sağa oturacaktı böylece önce doğumu sonra ölümü kadının zihninde yaşayacaktık. Çekim hazırlıklarını yaptık. İkinci Asfalt’ı çekerken, dışarıda ışığın sorun olduğunu gördüğümüz için çekimde kullandığımız arabayı bu sefer stüdyoya soktuk. Kamera öne yerleşince arkaya doğru yapması gereken hareketini yapamıyordu. Ön koltuklar bu harekete engel oluyordu. Ön koltukları söktük. Tek plan çekimlerimizi aldık. Oyunculuk konusunda hiç sıkıntı çekmedik. Güldestan Yüce ve Ozan Dağara gerçekten mükemmel oyuncular. Oyunculuk yüzünden hiç kesmek zorunda kalmadık. Hazırlığı iki gün olmak üzere bu çekimleri üç günde bitirdik.

Kurgu

Kurguya girdiğimizde kendimizi kaybolmuş gibi hissettik: Hareket eden dış görüntüler art arda birbirine geçecek, kimi sabit görüntüler kesilip biçilip hareket eden görüntülere birlikte düzgün hareket edecek şekilde yerleştirilecek, ağaç dijital olarak düşürülecek, ön cama yapışan sinekler dijital olarak yapılacak, bu görüntüler dış camlara yerleştirildikten sonra kameranın hareketine göre üç boyutlu düzlemde mantıklı şekilde kamera ile beraber hareket ettirilecek, kar küresi dijital olarak düşürülecek, arabanın camlarına dijital olarak buğular eklenecek ve bunların da üç boyutlu düzlemde camla beraber hareket ettirilmesi gerekecek. Bu hatırlayabildiğimiz büyük sorunlardan bazıları. Asfaltın kurgusu bir yıla yakın sürdü. Zaman zaman umudumuz kesildi ara verdik. Sonra tekrar dönüp zorlayabildiğimiz şeyleri zorladık. Bize kurguda yardımcı olan insanların zamanlarını aldık. İnatlaştık. Umutsuzluğa kapıldık. Umutlandık. İnatlaştık. Oldurduk. Film bitti.

Film bitince festivallere göndermeye başladık. Bir önceki kısa filmimiz olan Müphem’i yurtdışında birçok festivale göndermiştik. Bu film birçok ödül aldı. Fakat bu ödüllerin uzun film için fon bulmamız konusunda pek yararı olmadı. Asfalt’ı, filmin ilk gösteriminin kendi bünyesinde yapılmasını isteyen, ismi çokça duyulmuş, önde gelen (Cannes vb.) festivallere yolladık. Yani çok fazla yurt dışına yollamadık. Bir geri dönüş olmadı. Yurt içinde ise birçok festivalden ödül aldık. Bu festivallerden ödül almanız şöyle işlere yarıyor. Diğer kısa filmcilerle tanışıyorsunuz, uzun filmcilerle tanışıyorsunuz, yeni filmler izliyorsunuz, yani yoğun bir etkileşimde bulunuyorsunuz. Film yapma konusunda ilerlemeniz için çok önemli noktalardan biri. Fakat Türkiye’de kısa filmlere verilen önem hep olması gerektiğinden daha azdı. Kimi zaman ödül aldığınız festival sizin masraflarınızı karşılamıyor veya bir kısmını karşılıyor ama festival sonrasında çok da alakası olamayan insanlarla after party verebiliyor. Kısa filmcileri ve uzun filmcileri ayrı otellere yerleştirebiliyor. Şimdi durum biraz daha iyileşmiş gibi. Ama hala yeterli düzeyde değil gibi. Yurt içindeki festivallere filmi göndermeyi sürdüreceğiz. Yurt dışındaki birçok festivale de göndermeye başlayacağız gibi duruyor.

Süleyman Demirel Kimdir?

1988 Kırıkkale doğumlu. 2009’dan beri kısa film ile uğraşmakta. 2010 yılında ODTÜ İngilizce Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. Şu anda Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Anabilim Dalında yüksek lisans yapmakta ve ODTÜ-Gisam’da (Görsel ve İşitsel Sistemler Araştırma ve Uygulama Merkezi) çalışmaktadır.

Asfalt’ın Katıldığı ve Ödül Aldığı Festivaller

http://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/suleymandemirel.html

Not: Sizler de festivallere katılan filmlerinizin yapım hikayesini bu yazı dizisine eklemek isterseniz [email protected] adresi üzerinden iletişim kurabilirsiniz.

Filmin online izleme linki: https://vimeo.com/222800349

Loading...

Yazar hakkında: Sidar Serdar Karakaş

Çok küçükken kiralık VHS’lerden dayısıyla birlikte zombi filmleri izledi. Zombilerden çok korktu. Büyüyünce o filmleri George A. Romero’nun yaptığını öğrendi. Üstada hayran oldu. Sinema öğrencisiyken Andrzej Zulawksi filmlerini keşfetti. Zulawksi filmleri ona her zaman güç verdi. En zor anlarında kurtarıcı filmi Possession (1981) oldu. 2006 yılında Öteki Sinema’yı düzenli okumaya başladı. Korku filmlerini ve B Filmleri burada sevdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir