Maskeli Şeytan (1970)

70’ler fantastik sineması, genel anlamda çizgi roman konseptinden ve Amerikan fantastik dizilerinden pek çok şey ödünç almıştır. Fakat dönemin fantastik Türk sinemasının, en az bu iki yönelim kadar bağlandığı bir nokta daha vardır ki o da, ahlak muhakemesi ve kıssa-hisse çizgisinin tam da üzerine “kaçakçılık” gibi bir yapıyı kondurmasıdır.

Maskeli Şeytan, bu bağlamda aşina olduğumuz pek çok bileşen barındırıyor içerisinde. Her ne kadar tipik bir Yılmaz Atadeniz filmi olsa da, Yedi Kocalı Hürmüz, Kovboy Ali, Tarzan İstanbul’da, Zorro’nun İntikamı ya da Tatlı Melek ile aynı kutuda paketlenmemiştir. Yine de içerisinde barındırdığı karakterler söz konusu olduğunda yer yer nev-i şahsına münhasır bir çizgi de ortaya koymayı başarmıştır. Ağza daha kolay yakışacak bir tabir kullanırsak eğer, Maskeli Şeytan, Atadeniz’in adı telaffuz edildiğinde, ilk etapta aklınıza gelen her şeye yer veriyor.

Dünya sinemasında ya da çizgi roman konseptinde işlendiği şekli ile, yarı adapte yarı alıntı bir yapı sergilemektedir film. İkinci Dünya savaşının hemen sonrasında, mafyanın önünde neredeyse hiçbir güç bulunmaması, filmimizin kasvet sosudur ve bu sosun içerisinde de orijinal kötüler bulunmaktadır. Fakat mafya, yine dönemin acı bir trendi haline gelen “tarihi eser kaçakçılığı”na da el atmak üzeredir.

Filmdeki arkeoloji profesörümüz, daha önce birlikte çalıştığı Panter ile yeniden iş birliği yapmaktadır. Bu birliktelik, daha sonra ucu çorap söküğü gibi gelecek olan küçük çaplı bir kaçakçılık kaosuna dönüşecektir. Aslında Panter karakterini, profesörün İgor’u gibi düşünebilmemiz de mümkün. Altın bir mumyanın peşine düşen profesör, bir altın damarı bulur ve mevcut altınların tamamını da yurt dışına kaçırmaya niyetlenir. Altınlar Londra’ya gönderilir fakat sonrasında gelen haberler hiç de iç açıcı değildir. Nitekim altınlar alıcıların eline ulaşmamıştır.

Daha sonra anlaşılacağı üzere, teslimatı yapacak olan pilot, altınları heybesine tıkarak, profesöre koca bir nanik çekmiştir. Fakat çalıntı altınlarla sürmeye koyulduğu sefa pek uzun vadeli olmaz ve evini basan bir grup maskeli adam tarafından kurşuna dizilir. Pilotun sevgilisi Marilyn ise, çeteden kaçarken Maskeli Şeytan ve Feri tarafından kurtarılır.

Filmin bundan sonraki kısmı ise, maskeli süper kahramanın, mafyaya en hakikisinden okkalı bir ders vermesi çevresinde gelişir. Maskeli Şeytan’ın çizgi roman konseptinden pek çok şey ödünç aldığını belirtmiştim. Bunların en önemlisi de kahramanımızın kimlik gizleme konusunda Clark Kent ya da Peter Parker ile aynı mesleğe (gazetecilik) yönelmesidir. Bununla birlikte belanın olduğu yerde hazır ve nazır bitivermek konusunda batılı meslektaşlarından aşağı kalır bir yanı da yoktur.

Film boyunca kurtarılanlar, kurtaranlar, köteklenenler adeta çok renkli bir resitalin parçalarını oluştururlar. 70’ler fantastik b filmleri söz konusu olduğunda Maskeli Şeytan’ın adı çok sık zikredilmez fakat sinemamızda maskelileri –daha fazla- görmemize vesile olduğunun da altını çizmek gerekir. Yine de garip bir biçimde kendisinden sonra görücüye çıkan Maskeli Beşler’in bir süre gölgesinde kalmıştır.

Yine aynı dönemde, birbiri ile alakası olmayan, farklı çizgi roman kahramanlarını aynı filmde buluşturmak da bir furya halini almıştır. Maskeli Şeytan’ın sürpriz konuğu ise, Sami Hazinses suretinde hayat bulan ve filmin espri lokomotifi görevini üstlenen Red Kit’dir.

Bütün bunlarla birlikte, film daha ziyade sarnıç tepesindeki üçlü dövüş düellosu ile anılmaktadır. Maskeli, Nino ve Marcello’nun birbirine girdiği bu sahne, filmin doruklarına yakın bir kısmı işgal etmektedir adeta! Peki ya doruk noktası? Profesör tarafından bulunan Altın Mumya’yı unuttunuz galiba! Dönemin koşullarında “sürpriz son” anlayışının bir moda olduğundan tabi ki bahsedemeyiz fakat Altın Mumya aracılığı ile izleyiciye sunulan bu sürpriz, mantık hataları üzerine düşünülmediği sürece, keyiflidir aslında…

Maskeli Şeytan, bir taraftan bakıldığında da oldukça karman çormandır. Bunun en önemli sebebi hiç kuşkusuz çok karakterli yapısını toparlamakta zorlanmasıdır. Belçika ve İtalyan çizgi romanlarındaki 98 sayfalık tek macera kalibresini aşacak kadar malzeme vardır içerisinde. Bütün bunlarla birlikte cinsellik ve şiddet konusunda da mümkün mertebe cömert davranılır.

Demir Pençe, Casus Kıran ya da Fantoma gibi kendisine yakın döneminde görücüye çıkan benzerlerinden hiçbir eksiği bulunmamaktadır Maskeli Şeytan’ın…Yine de günümüzde pek çok sinefilin –belki de farkında olmadan- es geçtiği bir Yılmaz Atadeniz inşaası olarak, daha fazla sinemaseverin ilgisine nail olacağı zamanı da sessizce beklemektedir.

Yazar hakkında: Fatih Yürür

İlk sinema deneyimi, bir Stephen King uyarlaması olan “Geri Döndüler” olmuştur. Yazmaya başladığı dönem ise aslen lise yıllarıdır. Saçma sapan korku hikayeleri kaleme almaktadır ve asıl amacı bir gün bunları görselleştirebilmektir. Çeşitli platformlarda oyun incelemeleri ve film eleştirileri yazar. Yaratmış olduğu RüyadaM adında bir animasyon ve çizgi hikaye karakteri bulunmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir