The Grey (2011)

John Ottway, Alaska gibi zorlu doğa şartlarının hüküm sürdüğü yerlerde çalışanlara musallat olan kurtları avlayan bir keskin nişancıdır. Yaşamında büyük bir trajedi saklanmış Ottway’in yaşama devam edebilmek için bildiği tek şeyi, yani kurtları avalmaya devam etmekten başka şansı yoktur. Kendisi gibi yaşamın sillesini yemiş petrolcülerle bindiği uçak kötü hava yüzünden Alaska’nın bilinmeyen bir yerine çakılınca kazadan kurtulan yedi kişi doğaya karşı bir yaşam mücadelesine girişirler ama yaşama şanslarını azaltan ve onları öldürmek isteyen bu defa sadece doğa değildir….

Gri Kurt006Gri kurt, avcının av olma hikayesini bir tür doğa slasher’ına çevirerek aktarıyor. Bir grup, ait olmadıkları yabancı bir ortamda terörize edilerek teker teker avlanıyor ve biz acaba sona kim kalacak diye merak ediyoruz. Aslında merak ediyoruz denemez çünkü hikaye Liam Neeson’un oynadığı Ottway karakterini o kadar öne çıkarıyor ki biz sona kadar gidecek kişinin kim olduğunu biliyoruz. Film konuya giriş itibariyle akılda kalan “yaşam savaşı” filmlerinden Alive’ı hatırlatsa da ilk gece yapılan ve kurtulanlar arasında gülüşmelere sebep olan “ne yani şimdi birbirimizin poposunu mu yiyeceğiz, hani şu Alive filmindeki gibi…” sohbeti Gri Kurt’un bu filmin bir replikası olmayacağını müjdeleyip seyirciyi rahatlatıyor.

Gri Kurt005Gri Kurt şimdiye kadar izlediklerim içinde en çok Charles Bronson’lu White Buffalo filmiyle benzeşiyor. O filmde de bir avcı ve iyice kötücül bir katil olarak tasvir edilmiş bir bufalo vardı. Burada da benzer bir şekilde kurtlar, aç oldukları için avlanan doğa canlılarından çok insan öldürmekten başka bir derdi olmayan şeytani yaratıklar olarak gösteriliyor. Bu hayvanlara ve sosyal yapılarına hayranlık duyan biri olarak, yapılanın ucuz ve eskimiş bir numara olduğunu ve böyle çabaların 70’li yılların “katil hayvanlar” alt türünde kalması gerektiğini düşünüyorum. Sabahlara kadar National Geographic, Animal Planet izleyen bir nesli, kurtların zevk için avlanan yaratıklar olduğuna inandırmak mümkün mü? Ayrıca CGI kurtlar iyi bir fikir değil. Jurassic Park’ın dinozorları gibi milyonlarca yıl önce yaşamış yaratıklara tamam ama kurt? Hollywood bir sürü eğitimli “oyuncu” kurtla doluyken hem de… Tamamen bilgisayar ortamında yaratılmış kurtların varlığı filmin etkileyiciliğine öylesine balta vuruyor ki bazen izlediğiniz şeyi ciddiye almanız zorlaşıyor.

Gri Kurt004Söylemeden geçemeyeceğim, Gri Kurt tam bir ‘erkek filmi’… Filmin başlarında gördüğümüz isimsiz bir hostesten başka hiç kadın karakter göremediğimiz yapımın amaçladığı şey de bu zaten…. Joe Carnahan erkekleri, aileleri için her şeye rağmen hayatta kalmaya ve onları korumaya devam eden savaşçılar olarak tasvirlemiş ve filmin tüm duygusallığı buna hizmet ediyor ve eline geçen her fırsatta babalar için en değerli şeyin çocukları olduğunu, tüm zorluklara onlar için katlandığını kafamıza çakıyor.

O kadar yazdım diye kötü bir film zannetmeyin. Gri Kurt’un söylediği yeni bir şey yok ama bu tür filmlerden hoşlananlar için güçlü bir seyirlik. Sadece elindeki malzemeyi tam olarak kullanamamış. Bir klasik olarak ileride hatırlanacak kadar önemi yok ama hani bir yerde karşınıza çıkınca ille de takılıp kaldığınız filmler vardır ya, işte onlardan biri…

The Grey French Poster

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir