Ugetsu (1953)

Bu yazımda bir Japon başyapıtının büyüsüne kapılmanızı istiyorum. Filimin büyüsünü kelimelere dökecek miyim emin değilim. Ama denemeye değer.

Japonya’nın Guy De Maupassant’ı olarak tanınan Akinari Ueda’nın kısa öykülerinden uyarlanmış, tam da Amerikanın Japonyadan çekilmesinden bir yıl sonra filme alındığından savaş sonrası psikozlarını da barındıran, dönemin yıldızları Masayuki Mori ve Machiko Kyo’nun başrollerini paylaştığı,  ilk Japon korku başyapıtlarından, tam adı ile Ugetsu Monogatari 1953 yapımı bir Kenji Mizoguchi filmi. Filmin ismi Türkçeye “Yağmurdan Sonraki Soluk ve Gümüş Ayin Öyküleri” olarak çevrilebilir.

En güzel renkten..
En iyi ipek bile..
Gün gelir solup kaybolur
Tıpkı hayatım gibi…

Japon korku filmi denildiğinde aklınıza Ring, Ju-on ya da Audition gibi bir film gelmesin. Ugetsu son derece naif ve şiirsel bir hayalet filmi. Japon hikaye anlatım ve resim geleneğinin sinemaya aktarılmış hali de diyebiliriz.

1953 yılında Venedik Film Festivalinde Gümüş Aslan ödülü alarak Japon sinemasını Avrupalı seyircilere tanıtan film Kurosawa’nın Rashomon’u ile beraber dönemin en önemli Japon yapımı olarak görülür.

Mizoguchi’nin en belirgin özelliklerinden olan kameranın sahne içinde pan (kayma) yapması ile bir köy ortamında kendimizi buluruz. Çömlekçi Genjuro (Masayuki Mori) ve kardeşi  çiftçi Tobei (Eitaro Ozawa) başıbozuk askerlerin nefesleri enselerinde hayatlarını sürdürmektedirler. Genjuro çömlek satışlarından para kazanmaya başlayınca işi daha da geliştirmek ister. Tobei’nin tek hedefi ise ünlü bir samuray olabilmektir. Karıları ise sadece huzur içinde yaşamak isterler ama ne yaparlarsa yapsınlar kocalarının hırsını dizginleyemezler.

Aşağıda size filmin kısaca bir özetini geçiyorum. Yoğun derecede süprizbozan içerdiğinden okuyup okumamak tamamen sizin insiyatifinizdedir.

Askerlerden kaçan iki aile bir salla karşı kıyıdaki şehre gidip çömleklerini satmayı düşünürler. Ancak gölde korsanlar vardır ve Genjuro ailesini geride bırakmak zorunda kalır. Şehre vardıklarından Genjuro ve Tobei çömleklerin parasını bölüşür ancak Tobei ilk fırsatta karısından kurtulup samuray kıyafetleri alarak yollara düşer. Genjuro ise ilk görüşte tutulduğu güzeller güzeli Lady Wakasa’nın (Rashomon’un da başrolünde oynayan Machiko Kyo) malikanesine sipariş ettiği çömlekleri götürür.

Lady Wakasa köylünün çömleklerini över ve bu yeteneğin bir köyde yok olmamasını ister. Genjuro’dan onunla kalmasını ve ruhunu ona adamasını ister. Aşk ve büyü ile kendinden geçen Genjuro tüm ailesini unutur ve kendini bu yapma cennetin içine bırakır. “Böyle mutlulukların var olduğunu bile bilmezdim” der.

Oysa ki şehre indiğinde bir büyücü onun ölümle yüz yüze olduğunu ve hemen buraları terk edip ailesinin yanına dönmesini tembih eder. Genjuro önce reddetse de Lady Wakasa’nın bir hayalet olduğunu bilmektedir. Kadının onu ölüm diyarlarına çekmek istediğini anlayınca son kozunu oynayıp oradan kurtulur.

Tobei ise savaşta kendini öldüren büyük bir samurayın başını kaçırarak kendisi öldürmüş gibi orduya sunar. Böylece istediği şan ve şöhrete sahip olur. Köye indiğinde askerleri ile bir geneleve girerler. Burada sözde kazandığı zaferleri anlatırken bir anda karısı ile karşılaşır. Hırsı ile gözü döndüğünde geride bıraktığı karısı askerlerin tecavüzüne uğramış ve geneleve düşmüştür.

Genjuro köyüne döner ve karısı ve çocuğunu bulur, son kez karısı ile mutlu bir gece geçirir. Sabah olduğunda köyün efendisi yanına gelir ve ona karısının askeri saldırıda öldüğünü ve çocuğa kendisinin baktığını söyler.

Tobei de tüm ününü geride bırakarak karısını kurtarıp köyüne döner ve kardeşi ile birlikte huzurlu bir yaşam sürmeye çalışırlar.

İki erkeğin hırslarına yenik düşmesini ve gerçek mutluluğu yaşadıklarını ancak onu kaybettiklerinde anladıklarını gösteren bir hikayedir Ugetsu. Sinema açısından birçok devrimi de beraberinde getirmiştir. Mizoguchi’nin (1898-1956) kayan kamerası sıcak suya giren sevgililerin sıçrattığı suyu takip eder ve estetik bir şekilde sevgililerin piknik yaptığı sahnede son bulur. Bu akıcı kamera tekniği, ışık oyunları ve özellikle sal sahnesindeki efektler ile Ugetsu, arthouse sinemanın öncü filmlerinden ve bir devrimin başlangıçlarındandır.

Rivayete göre film Mizoguchi’nin geçmişinin de bir dışavurumudur. Daha 7 yaşındayken babası hırsına yenik düşer, bir işe girerek batar ve fakir bir köy hayatı sürmeye başlarlar. Ablası da para bulsunlar diye bir geyşa evine satılır. Bu travmaları Mizoguchi iki ana erkek karakterine yedirir.

Mizoguchi 1923 yılında başlayan kariyerinde “Life of Oharu” (1952), “Sansho the Bailiff” (1954) ve “Street of Shame” (1955) gibi birçok başyapıta imza atmıştır.

Ugetsu ayrıca uzak doğu ile batı hayalet hikayelerinin farkını da ortaya koyması bakımından önemlidir. Daha ilk gördüğümüzde Lady Wakasa’nın yaşayanlar arasında olmadığı bellidir, ancak bu durum seyirciye baştan kabul ettirilerek hayalet bir korku öğesi olmaktan çıkarılır. Hatta Lady Wakasa’nın dramı da ayrıca anlatılacaktır. Zaten filmin ikinci hayaleti olan Genjuro’nun karısı da koruyucu olarak geldiğini belli eder. Kocasının geç de olsa doğru yolu bulduğuna sevinir ve huzur içinde öte dünyaya döner.

16. yüzyılda geçen bir dönem filmi olarak da Ugetsu her ayrıntısı düşünülmüş planlar içerir. Seyirciye II. Dünya Savaşı sonrası yıkıma uğramış Japonya ile paralellikler sunar. Film tıpkı bir fabl gibi noktalanır ve bize gerçekten yaşanmış bir hikayeyi izlemiş olup olmadığımıza dair bir belirsizliğe sokar.

Ugetsu yeni nesil seyirciye ne derece izlenebilir gelir bilemem, ancak ileriki dönemde etkisi altına aldığı filmlere bir yapı taşı olduğundan görülmesi gereken bir filmdir. Eğer Kurosawa’nın filmlerini seyrederken zevk alıyorsanız en büyük rakibi Mizoguchi’nin Ugetsu’sunu da beğeneceğinizi söyleyebilirim.

Yazar hakkında: Masis Üşenmez

1979 İstanbul doğumlu yazar ilk sinema deneyimini Superman ve Star Wars’la yaşayıp kendini çizgi roman ve bilim kurgu dünyasına atar. 2006 yılında "Öteki Sinema" kadrosuna katılır ve sitenin gelişiminde önemli rol üstlenir. Halen Öteki Sinema'da editörlük ve Cinedergi'de yazarlık yapmaktadır.

Bir yorum var

  1. Çok iyi bir yazı. Korku öğelerinin doğu ve batı için farklarını güzel işaret eden bir inceleme olmuş. Elinize sağlık. Bilahare film için ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Arayıp, bulunacak bir film değimiş, zira. Japon sinemasını sevenler hususiyetle filmi izlemeli.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: