İspanya’dan Müthiş Bir Çöp Klasiği: Bloody Sect (1982)

blankİspanyol korku sinemasını yakın takibe almış sinefillerin bile pek bilmediği, bilip de ulaşabilse bile iyi bir kopyadan izleyemediği Bloody Sect ya da orijinal adıyla Secta Siniestra, kült filmlerle ilgilenenlere artık adını ezberletmeyi başaran Vinegar Syndrome tarafından 2019 yılının Eylül ayında Blu-ray ve DVD formatlarında satışa sunuldu. Bende de yıllar önce edindiğim, artık bir TV yayınından mı kaydedilmiş tam emin olamadığım, neredeyse tamamı karanlık, çamur gibi bir VHS kaydı vardı. Vinegar Syndrome’un elden geçirerek restore ettiği kopyayı izleyince yepyeni bir film izlemiş gibi oldum. Sağolsunlar, artık bu filmi de en azından herhangi bir görüntü problemi olmadan izleyebiliyoruz.

Filme geçmeden önce Vinegar Syndrome hakkında kendi resmi sayfasından aldığım kimi bilgileri paylaşmak istiyorum. Vinegar Syndrome, daha çok 1960’lı yıllarla 1980’li yıllar arasında üretilmiş yüzlerce filmi kataloğuna ekleyip restore eden bir dağıtım şirketidir. Ryan Emerson ve Joe Rubin tarafından 2012 yılında kurulan şirket, birçok kaynak tarafından bağımsız tür filmlerine odaklanan öncü dağıtım şirketlerinden biri olarak gösteriliyor. Bugüne kadar 500’den fazla filmin dijital restorasyonunu gerçekleştirerek korumaya alan şirket, bu alanda birçok bağımsız yapım şirketinin de önüne geçmiştir. OCN Digital Labs ile ortaklıkları sayesinde mümkün olan en yüksek kalitede restore edilen filmlerin birçoğu, büyük ihtimalle zamanla bozulup yok olup gidecekti. Böylece yapım kalitesini önemsemeden bugüne kadar yapılmış hemen her tür filmini görmek isteyen bizler gibi manyakları çamura dönmüş kopyalara mahkûm olmaktan kurtardıkları ve belki de zaman içinde kaybolup gidecek birçok filmi sinemalarda gösterilebilecek görüntü kalitesine ulaştırıp korumaya aldıkları için kendilerine bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

blank

1980’li yılların başında çok da parlak bir dönem geçirmeyen İspanyol korku sinemasında Paul Naschy, Jess Franco ve Jose Ramon Larraz gibi önemli isimlere ait üretimlerin yanına hariçten iliştirilmiş gibi duran bir film dikkat çeker: Ignacio F. Iquino’nun yönettiği Bloody Sect. Dikkat çeken dediysem yanlış anlaşılmasın, ülkesindeki fanatik korkuseverler dışında çok da fazla bilinmeyen bir filmden söz ediyorum. Iquino, 1930’lu yılların sonundan itibaren aklınıza gelebilecek hemen her türde yüze yakın film çekmiş bir yönetmen. Bloody Sect ise onun ilk ve son korku filmi. Yetmiş yaşını geçmiş bir yönetmenin daha önce hiç denemediği bir türde film çekmesinin sebebini tam olarak bilmiyorum ama olaya “dur, bir de buradan yakayım” kafasıyla tamamen ticari sebeplerle yöneldiğini tahmin etmek çok zor olmasa gerek.

Bloody Sect, o dönem dünyanın farklı kıtalarında üretilmiş birçok tür filminin gittiği yolu tercih eden ve Amerikan filmiymiş gibi yaparak ticari şansını arttırmak adına neredeyse bütün ekibin isimlerini Amerikanlaştıran filmlerden bir diğeri. Örneğin yönetmen Iquino’nun ismi Steve McCoy, senaristlerden Juan Bosch’unki John Wood veya yapımcı Juliana San Jose de la Fuente’ninki de Jackie Kelly olarak geçiyor jeneriklerde.

blank

Anlattıklarından eski bir paralı asker olduğu anlaşılan Frederick’in, akli dengesi bozuk olduğu için evin üst katındaki gizli bir odaya hapsettiği(?) karısı Elizabeth ile mutsuz bir evliliği vardır. Yağmurlu bir gece evine gelen sevgilisi Helen ile seviştikten sonra yatakta uyuyakalan Frederick, hizmetçiyi alt edip odasından kaçmayı başaran Elizabeth’in saldırısına uğrar. İki uçlu çatal şeklindeki şömine demirini Frederick’in gözlerine sokan Elizabeth, kocasını kör eder. Elizabeth, (artık akıl hastanesi mi, yoksa hapishane mi tam anlaşılamıyor ama) bir hücreye kapatılır. Frederick ise (herhalde karısından boşandı ki) kendisini kör haliyle de sevmeye devam eden Helen ile evlenir. Helen’in ısrarlarıyla çocuk sahibi olmaya karar verirler ve (bu da tam açıklanmıyor ama sanırım Frederick kısır olduğu için) hastaneye giderler. Suni döllenme yöntemiyle hamile kalan Helen’in dileği gerçekleşmiştir. Fakat bilmedikleri bir şey vardır. Şeytana tapan bir tarikat, (nasıl elde ettiklerini çok merak ettiğim) şeytanın spermini aynı hastanenin sperm bankasına gizlice yerleştirmiş ve benzer yöntemle hamile kalan Helen dâhil üç kadının şeytan tarafından döllenmesini sağlamıştır.

*** Bundan sonraki kısım eser miktarda sürprizbozan (spoiler) barındırır. ***

blank

Bloody Sect, ilk 20-30 dakika sonrasında ilginç olabilecek gelişmelere gebe gibi duran, Avrupa korku sinemasının o dönemki garipliklerinden nasibini almış, orta halli örneklerden biriymiş izlenimi veriyor. Ancak sonrasında ipler öyle bir kopuyor, dizginler öyle bir boşalıyor ki tutabilene aşkolsun! Kalan süresi boyunca sanki o yıla kadar dünya çapında iş yapmış Rosemary’s Baby (1968), The Exorcist (1973), The Omen (1976) ve The Shining (1980) gibi birçok korku filmindeki temalardan, sahnelerden birer tutam alınıp bir araya hoyratça boca edilmiş gibi daldan dala konup duruyor. Bize de olan biteni takip etmekten vazgeçip mantığımızı uzak bir köşeye yerleştirdikten sonra doyasıya eğlenmek kalıyor.

Tartışmasız tam bir çöp klasiği olan Bloody Sect, elbette kötü oyunculuklarıyla da fazlasıyla malzeme veriyor. Her oyuncudan ayrı ayrı bahsedilebilir ama Elizabeth rolündeki Diana Conca’yı mutlaka izlemelisiniz. Gözlerini yuvalarında döndürerek (kendince) akli dengesi bozuk birini bütün azmiyle canlandırdığı (bilhassa yakın çekim) sahnelerde kahkahanızın dozunu ayarlayamayabilirsiniz. Ortalıkta Zıpçıktı Cafer gibi gezinen çocuk oyuncunun filmdeki varlık sebebi ise tam bir muamma.

blank

Bloody Sect, kendisini çok fazla ciddiye alan bir film. Bu denli eğlenceli olmasının baş sebebi de bu. Şiddet, kan ve çıplaklık seviyesi de bir hayli yüksek. Örneğin göz çıkarma ve bıçaklama sahneleri ya da asansör sahnesi çok iyi değil belki ama idare eder deyip geçebileceğiniz düzeyde. Fakat bir yarasa saldırı sahnesi var ki evlere şenlik! Kontrol eden iplerin gözükmesine aldırmadan Frederick’in başının etrafında döndürülen kukla yarasaların basitliği karşısında üzülmekten başka bir şey hissedemiyorsunuz. Şeytanın bebeğinin (antichrist’ın) doğum sahnesiyse başka bir âlem. Hadi o neyse de bebeğin de göründüğü final sahnesinin gerçekten o şekilde çekilmiş olabileceğine inanabilmeniz için muhakkak görmeniz gerekiyor.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

blank

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir