Değeri Bilinmemiş Bir Film: Cennetin Çocukları (1977)

Sinemamıza onlarca film kazandırmış, Yeşilçam adının markalaşmasına zemin hazırlamış özel bir okuldur Arzu Film. Dile kolay, Münir Özkul, Tarık Akan, Kemal Sunal, Şener Şen, Kartal Tibet, Yavuz Turgul gibi nice sinemacıların geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlamış bir değerden bahsediyoruz. Tabii Arzu Film ve dolasıyla da Ertem Eğilmez adı zikredildiğinde akıllara aile filmleri ve o ele avuca sığmaz komediler geliyor. Ancak işinin ehli bir yapımcı olan Ertem Eğilmez’in kimi zaman farklı tonda işlere imza attığı gerçeğiyle de yüzleşmek mümkün. Bunlardan biri de Cennetin Çocukları. Münir Özkul, Ekrem Bora, Ahmet Sezerel ve Itır Esen’in başrolleri paylaştığı, Kartal Tibet’in ise yönetmen koltuğunda oturduğu film, gerek döneminde gerekse sonrasında pek fazla rağbet görmese de ayakları yere sağlam basan dramasıyla fazlasıyla konuşulmaya değer.

Eğer ki Arzu Film’den çıkmış bir yapımdan bahsediyorsak, şüphesiz ki merkeze Ertem Eğilmez’i yerleştirmek gerekir. Nitekim o, Arzu Film imzalı tüm yapımlarda söz sahibi olan ve sinemamızda da “dahi” yakıştırmasını hakkıyla taşıyacak isimlerden… 1961 yapımı Yaman Gazeteci filmiyle sinemaya merhaba diyen, akabinde ise 1964 yılında “rejisöre verecek paramız yok” gerekçesiyle Fatoş’un Fendi Tayfur’u Yendi ile yönetmenliğe ilk adımını atan Eğilmez, savaşçı ruhlu bir sinemacı. O, daima en iyisini yapmak için çabalayan ve böylelikle dahiyane zekasını dosta düşmana kanıtlayan bir isim. Tabii Ertem Eğilmez ismini böylesine önemli kılan husus ise asla yeni şeyler denemekten vazgeçmeyişi. Keza o denemelerin sonucu değil midir meşhur aile filmleriyle bizi buluşturan? Yalnızca 70’li yıllara değil, Türk Sineması’na da damga vuran ve sinemamızın çehresini değiştiren işler bunlar. Gülen Gözler, Mavi Boncuk, Bizim Aile, Neşeli Günler, Sev Kardeşim ve daha nicesi… Malum, ortada bir deha varsa, daha iyisini yapmak için canhıraş çabalayan bir beyin de var demektir. Aynı Ertem Eğilmez’in her yaptığı işi bir adım öteye götürmeye çalıştığı gibi… Esasen Cennetin Çocukları da tam olarak bu tarz bir denemenin eseri. Yeni hikayeler anlatmaktan çekinmeyen ve farklı kavramlar üzerine yoğunlaşmayı her daim seven Ertem Eğilmez’in drama denemesi tam anlamıyla bununla alakalı. Bakın, Hakan Güngör, “Biz Güzel Bir Aileyiz” kitabında filmin doğuşuna dair neler diyor:

 “Aile Şerefi’nde eline silah alan Münir Özkul, Cennetin Çocukları’nda da silaha sarılacak, bu hali afişte yer alacaktı. Eğilmez yine bir tür “doz arttırma” yöntemi kullanmış ancak bu sefer hesaplar tutmamıştır.”

Hakan Güngör’ün de dediği gibi, Ertem Eğilmez pozitif dönüşler alan yapımların ertesinde her daim doz arttırmayı yeğleyen ve izleyicisine talep ettiğinden daha fazlasını vermek için çabalayan bir sinemacı. Bu bir komedi filmi yaparken de böyle, drama tasarlarken de… Git gide bir aile trajedisine dönüşen Aile Şerefi sonrası, izleyicinden gelen pozitif geri dönüşler ve komedisi minimize edilmiş bir filmde Münir Özkul’a tanıklık etmek, şüphesiz ki Ertem Eğilmez’in kafasındaki yeni kıvılcımların da çakmasına sebebiyet veren en önemli olgu. Ancak gelgelelim ki Arzu Film’in alışılagelmiş nahif yapımlarının fersah fersah uzağında olan ve fazlasıyla sert bir yapıyla izleyicisini selamlayan Cennetin Çocukları, Ertem Eğilmez’i o dönem gişede hayal kırıklığın uğratmakla kalmamış, akabinde de hiçbir zaman hak ettiği ilgiyi görmemiştir. YouTube’da her gün binlerce tıklanan, görüntülenme sayıları milyonları geçen Arzu Film yapımları içerisinde 150 bin izlenme ile en az ilgi çeken filmlerden.

Film, her ne kadar seyirci nezdinde ilgiyle karşılanmasa da, merkezine aldığı konuyu vurucu bir şekilde ele alışı ve ajiteden uzak bir şekilde dramasını resmetmesiyle fazlasıyla kıymetli bir iş. Üstüne üstlük, dinamik kurgusunun, anlatının ritmine birebir katkı sağlaması da cabası! Eğri oturup doğru konuşalım. Cennetin Çocukları ne özgün bir senaryoya sahip, ne de fazlasıyla sıra dışı bir öyküye. Düşman iki ailenin, birbirine aşık olan çocuklarını, zengin kız-fakir oğlan çatışması altında sunan film, her ne kadar klişeler silsilesi gibi gözükse de spesifik detayları ile muadillerinden ayrılmayı biliyor. İki farklı zaman diliminde yaşananları ele alan ve bu iki farklı zaman dilimini kadercilik olgusuyla birbirine bağlayan anlatı, aynı zamanda pozitif bilimlerin yuvası olarak adlandırılan üniversiteyi merkezine yerleştirerek de gelenek ve moderniteyi başarıyla harmanlıyor. Nitekim film, bir yandan kan davası ve intikam gibi ilkel duyguları izleyicisine aktarırken, öte yandan üniversitenin sanatla bezeli dünyasına eşit sürede yer vererek hem Cennetin Çocukları’nın katmanlı yapısını güçlendiriyor hem de senaryoyu basitlikten uzaklaştırıyor.

Cennetin Çocukları’nı farklı kılan ana etmen ise hiç kuşku yok ki tıkır tıkır çalışan Arzu Film fabrikasından çıkması. Evet, izlediğimiz bir dram. Ama unutmamak lazım ki Ertem Eğilmez tedrisatından geçmiş bir dram… Bu da demek oluyor ki, eğer Arzu Film işin içindeyse, sevgi de muhakkak ki oralarda bir yerlerdedir. Film, ikinci bölümünden sonra Ahmet ile Zehra’nın imkânsız aşkına odaklanırken, esasen izleyicisine bu güç aşktan daha fazlasını vadediyor. Sevgi, her şeyin üstesinden gelebilecek kadar kutsal mıdır? İnsana tüm geçmişi unutturacak kadar değerli ve geleceği sıkı sıkı kucaklatacak kadar sihirli? Cennetin Çocukları’nın final anında sunduklarına bakarsak neden olmasın! İki aşığın, ölümün ayırdığı iki düşman aileyi birleştirmesine tanıklık ettiren final, gerçekçiliği tartışma konusu olsa da Arzu Film’den alışılagelmiş bir şekilde tebessümle noktayı koyması açından kıymetli. Nitekim böyle bir finalle Ertem Eğilmez hem Aile Şerefi’nin ardından doz arttırmayı denemiş hem de kendi sinema dilini terk etmemiş bir şekilde izleyicisini selamlamayı başarmıştır. Bu da Arzu Film’in, 70’li yıllardaki tutarlı çizgisini bir kez daha gözle görülür kılmaya yeten bir detay olarak öne çıkmaktadır.

Dönemin popüler şarkılarını ya da birlikteliği simgeleyen söz öbeklerini film ismi olarak kullanmayı seçen eden Arzu Film’in, Cennetin Çocukları tercihi de hayli ilginç. Ancak bu isim öyle alelade seçilmiş bir isim değil. Aksine filmin gireceği yola dair ipuçlarını da kucağımıza bırakan ve mutlu sonu işaret eden oldukça işlevsel bir ad… Evet, film her ne kadar Ahmet ile Zehra’nın imkansız aşkını ele alıyormuş gibi gözükse de esasen Hasan ile Davut Ağa’nın travma ve günahlar etrafına kurulu savaşını izleyicisine aktarıyor. Yeryüzündeyken kendi cehennemine hapsolan iki babanın, adım adım cennete geçiş hikâyesi aslında bu. Tüm hücrelerini saran kinden kurtulma ve mutlak sevgiye çaresizce teslim oluşlarının anlatısı… Nitekim Sadık Şendil imzalı senaryoda, ölüm pahasına olsa bile ayrılığa meydan okuyan iki aşığın, cennetin kapılarını, babaları için ardına kadar açmaları ve nefret dolu bu iki kalbi sevgi ile tekrardan hayata döndürmeleri, böylesine karanlık geçen bir filmin finalini de ziyadesiyle optimist hale getiriyor ve Cennetin Çocukları ismini daha anlamlı kılıyor. Evet, Ahmet ile Zehra hapsoldukları cehennemden babalarını kurtaran ve nihayetinde yeryüzündeki cenneti onlara armağan eden iki sevgi dolu yürek; bir başka deyişle cennetin çocukları!

Filme dair övgü dolu sözcükleri sıralarken, negatif yönlerine de temas etmeden geçmek olmaz. Cennetin Çocukları, yaptığı sert açılışın ardından izleyicinin adrenalin dozajını yükseltse de hemen ardından ritim kaybediyor ve özellikle zaman atlaması ile birlikte açık bir şekilde tökezliyor. Bu noktada Zehra ve Ahmet arasında filizlenen aşkı temellendirmede de sorunlar yaşayan film, ikilinin “ölüme meydan okuyan” aşkını da inandırıcı kılmaktan uzak bir görüntü çiziyor. Bu da haliyle, filmin Hasan ve Davut tarafında gelişen vuruculuğunu baltalayan ve Cennetin Çocukları’nın gerçekçiliğine negatif etki eden bir unsur olarak göze çarpıyor.

Alışılagelmiş Arzu Film yapımlarından çok farklı bir noktada duran ve hiçbir zaman yeterli ilgiye mazhar olamayan Cennetin Çocukları, buna rağmen dokunaklı yapısı ve dozunda dramıyla vuruculuğunu taçlandıran bir iş. Melih Kibar imzalı müzikleriyle ritmini anbean arttıran, Münir Özkul ile Ekrem Bora’nın müthiş uyumuyla hayranlık uyandıran ve dönemin İstanbul’undan, üniversitelere kadar dikkat çekici manzaralar sunan film, farklı ama bir o kadar da değerli bir Arzu Film yapımı olarak dikkat çekiyor.

Öteki Sinema için yazan: Polat Öziş

Yazar hakkında: Polat Öziş

1992 İzmit doğumlu… Küçük yaşlarda tanıştığı Yeşilçam filmleri sayesinde sinema en büyük tutkusu oldu. Sonrasında ilginç bir şekilde Muğla’ya İktisat okumaya gitse de tutkusundan vazgeçemedi ve sinemayla ilgili çalışmalar ortaya koymaya başladı. İzledi, düşündü, çekti. Sonunda ise filmler hakkında yazmaya başladı. Film Arası Dergisi, Film Hafızası ve Öteki Sinema’da çok sevdiği filmler hakkında yazmaya devam ediyor.

Bak bunu da seversin...

İnsanlık Dışı Bir Kanun: Madde 438 (1990)

Yaşanmış bir olaydan yola çıkan Madde 438, biçim olarak zayıf olsa da dikkat çekmeye çalıştığı konu neticesiyle oldukça değerli bir film.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir