Rise of Empires: Ottoman – Yiğit Giustiniani vs Diktatör Mehmed!

Netflix’in 6 bölümlük kurmaca belgesel dizisi Rise of Empires: Ottoman’ı bir oturuşta bitirdim. Marifet değil, 45 dakikadan 6 bölümü ara vermeden izlemek 4-5 saat sürüyor. Ulusal kanallarda yayınlanan dizilerimizden biraz daha uzun, o kadar!

Emre Şahin’i tebrik ederim, güzel bir işe imza atmış. Reji ve oyunculuklar dünya standartlarında, bütçeden kaynaklanan kimi sorunlar dışında merakla izlenen temposu yüksek bir yapım bu ama şunu da yazmadan edemeyeceğim, bu dizinin adı Rise of Empires: Ottoman değil, Fall of Empires: Rome olmalıymış!

Sizce de öyle değil mi? Dizide Türklerin kendi aralarında bile İngilizce konuşuyor olmasına takılıp da böyle yazdığımı sanmayın. Netflix’in küresel pazara sunacağı bir iş için böyle bir önlem alması anlaşılabilir ama anlayamadığım şeyler de var.

6 bölümlük dizinin ne kadarı belgesel ne kadarı kurmaca tartışılır ancak konunun uzmanı tarihçilerin araya girdiği sekanslardan anladığım kadarıyla bu iş, kendinin bir belgesel olduğu konusunda da manipüle ediyor. Eğer tarihi filmlerden-dizilerden öğrenenlerdenseniz bu diziden de bir sürü yanlışı doğru bilerek bünyenize alacaksınız.

Dizi, Fatih Sultan Mehmet olarak bilinen Osmanlı İmparatoru II. Mehmet ve İstanbul’un fethini anlatma iddiasıyla yola çıkıp XI. Konstantin’i ve Bizans olarak bilinen Doğu Roma İmparatorluğunun direnişine odaklanıyor. Kara Murat, Battal Gazi filmlerinden ya da Diriliş-Kuruluş gibi dizilerin hamasetinden uzak işleri ben de izlemek istiyorum ancak biz bakış açılı olmaması demek bizim elimizden onlar bakış açılı bir proje yapmak demek değil. Dizi duygusal olarak doğru bir noktada durmuyor. Celal Şengör ve Emrah Safa Gürkan gibi bilim insanlarının danışmanlığında çekilmesi de kıymetli ancak yine empati yapayım derken karşı taraftan özür dileme faslına geçmişiz!

Dizideki bütün kahraman karakterler Bizans tarafında, 700 kişilik özel ordusuyla Konstantinapol’e gelip şehri savunmak için destek veren Giovanni Giustiniani Longo başta olmak üzere…

İmparator Konstantin, Şehzade Orhan’ı Anadolu’ya salmakla tehdit edip rehin akçesini arttıran bir şantajcı değil de, şehrini ve insanlarını kendi canından çok seven demokrat bir lider, Giustiniani para ve şöhret için savaşan bir paralı asker değil de, onurlu ve yiğit bir kumandan olarak resmedilmiş ama Sultan Mehmet kafayı Büyük İskender’e yetişmekle bozmuş hırslı bir diktatör suretinde. Konstantin ve kurmayları her şeyi birlikte tartışarak karara bağlarken Sultan Mehmet sadece buyuruyor! Şehrin savunmasına destek vermek için gelen 4 gemilik filoyu durduramayan Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Paşa’yı neredeyse idam ettirecekken yapmayın-etmeyin yalvarışları yüzünden 100 kırbaç cezası veriyor. Adamcağız gözünü kaybetmiş bizimki intikam peşinde!

Ona devasa toplar yapan ve surları yıkmasına imkan tanıyan Macar top ustası Urban’ı çatlamış bir topu ateşlemeye zorlayarak ölümüne yol açması bile onun hırsının ve tiranlığının altını çiziyor. Bulabildiğim tüm tarih kaynaklarını araştırdım, Urban’ın, Sultan Mehmet’in zorlamasıyla topu ateşlemek zorunda kaldığı ve öldüğü bilgisi yok.

Dizi, asıl eğilmesi gereken meseleleri es geçerek bölümler ilerledikçe kurgudan ibaret bir manipülasyon haline geliyor. Giustiniani’nin olmayan aşk hikayelerini anlatmaktan Osmanlı ordusunda binlerce Hristiyan asker olduğunu, Şehzade Orhan’ın 600 askeriyle Yenikapı surlarında Osmanlı’ya karşı savaştığını ve sürekli kuşatmayı sonlandırmayı teklif eden (bu yüzden de kellesinden olan) Çandarlı Halil Paşa’nın Türk, kuşatmaya devam edilmesi konusunda en hırslı isim olan Zağanos Paşa’nın ise Rum olduğunu söylemiyor. Günümüzdeki ulus milliyetçiliğinden çok uzak zamanlarda olaylar farklı gelişiyor ancak batı bakışlı bir dizinin Türkler vs. Romalılar fikrine ihtiyacı var elbette!

Gelelim savaşan ordulara… Osmanlı ve Doğu Roma karşı karşıya! Osmanlı’nın en diri zamanları, güçlü bir ordusu ve oturmuş bir savaş sistemi var, teknolojiye yatırım yapıyor. Bizans ise 1204 yılındaki Haçlı istilası ve yağmasından sonra belini doğrultamamış, hazinede para yok, şehir nüfusu iyice azalmış vs. Dizide de Halit Ergenç’in dış sesi üç aşağı beş yukarı bunları söylüyor ama gösterdiği şey bambaşka! Son 15 dakikaya kadar muharebelerde Osmanlı askerlerinden başkasının öldüğünü görmedim, hele Giustiniani yok mu, ot biçer gibi doğruyor bizimkileri! Sultan konuşuyor, çevresinde böğürtüler çıkaran Başıbozuklar (bu isimde bir asker sınıfı var). Yahu onların sultanın dibinde ne işi var ama Osmanlı ordusunu başıbozuklardan oluşan düzensiz bir kalabalık gibi göstereceksen öyle yapacaksın tabi. Son saldırıda ise başıbozuklar gidiyor harcanıyorlar keza muvazzaflar da öyle en son Giustiniani yaralanmasa yeniçerileri de tamamen harcayacaklar, koskoca Osmanlı ordusuz kalacak, yersen!

Eğer bu diziye inanırsanız, mutlu mesut yaşayan şirin Bizanslılara saldıran bir Gargamel izleyeceksiniz. Elindeki ordu gücü ve sur yıkan toplara rağmen kehanetler yüzünden kazanılan bir savaşa inanacaksınız. Hadi dizinin adını bir kez daha değiştirelim: Rise of Empires: Ballı Osmanlı!

Sadede gelelim, bazıları “İlber Ortaylı bu dizide neden görev almamış” diye soruyor, izlediğiniz şey sorunun cevabı aslında. İlber Hocanın böyle yanlı ve kurgusal bir anlatımda yeri olmaz, o olsaydı başka bir şey izlerdik. Emrah Safa Gürkan belki bir Youtube videosu çeker de işin aslını öğreniriz. Emre Şahin, eline bütçe verirseniz sağlam bir epik çekebilecek kalitede bir sinemacı ama Mustafa Akkad, Libya halk kahramanı Ömer Muhtar’ı onun gibi anlatsaydı biz o harika film yerine İtalyanların kahramanlıklarını izlerdik. Bakış açısı her şeydir, bilmem anlatabildim mi?

Dizide yapılan vahim hataları tekrar toparlamak gerekirse;

Şahi topları Urban döktü ama Sultan II. Mehmed çizdi, proje ona aittir. Urban gerçekten top atışındaki bir kazada öldü ama Mehmed’in bunda bir dahli yok.

Sultan, elçilerin kellesini keserek Konstantin’e göndermedi, Osmanlı’da böyle bir uygulama yok. Rehin alırlar, falakaya yatırırlar ama kellerini kesip yollamak, yok öyle şeyler!,

Mara Despina’nın rolü abartılmış, Fatih’in akıl hocası falan değildir kendisi…

Fatih, Baltaoğlu’nu askerleri yalvardı diye değil ağır yaralı olduğu için affetti. Görevini sonuna kadar yaptığına kani oldu.

Fatih’e yalvaran Rum kızı Ana diye biri yok, Osmanlı zaten girdiği yerlerdeki halkın canına-malına-dinine dokunmamak adına elinden geleni yapıyordu. Bazı Ortodoksların “Latin külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi” tercih etmeleri de bu yüzden. Şehir asıl eziyeti 1204 yılındaki Haçlı yağması sırasında çekmişti. Fatih’in merhameti kendisine aittir.

Yakın savaşta yeniçeri ezmek bu dizideki kadar kolay değil.

Fatih ve Giustiniani surların önünde karşılaşmadı, “istesem kelleni alırım” muhabbeti hiç olmadı. Giustiniani asla bu kadar yiğit bir kişilik değil, kendisini ispatlamak isteyen, şan peşinde bir paralı asker. Parasını alamayacağını anladığında da çamura yatmıştır, dizide üstünden şöyle bir geçiyorlar.

Bu sefer yapım güzel ama fikir kötü, Türk yönetmen ve oyuncularla böyle bir işe imza atmak tam bir cin fikirlilik. Eğer öyle olmasaydı, gelecek tepkilerin önünü alamazlardı. Adamlar, “siz bile kendi tarihinizi böyle anlattıktan sonra biz ne yapsak az” diyecekler ve dediler bile zaten. Vlad’ın, Fatih Sultan Mehmet’i kendi çadırında katlettiği Dracula fantezisini hatırlarsınız.

Yapım güzel dediysem de o kadar abartmayayım, bundan 107 yıl önce çekilmiş The Fall of Constantinople filminde bile şehre giriş sekansı çok daha gösterişli çekilmiş. Alın size amme hizmeti; filmin tamamı burada!

Uzun lafın kısası; yalan yanlış iş yapma ve kesenin ağzını aç artık be Netflix!

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com /sosyal medya: @murattolga

SEVDİYSEN PAYLAŞ BAŞKALARI DA OKUSUN
Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir