Sinema Salonlarının Sonu mu Geliyor?

Sinema salonları, konser ve tiyatro gibi toplu alanlarda uygulanan PCR testi zorunluluğunun gişede yüzde 40’a yakın kayıplara sebep olduğunu iddia eden sinema (salonu) yatırımcıları bakanlıkla görüşecekmiş.

2019 yılında yapımcılarla yaşanan sorunların ardından sektörün toparlanamadığını söyleyen, Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği (SİSAY) Genel Sekreteri Fevzi Genç, “Bakanlıkla acil tedbirler için bir toplantımız olacak. Aşı ve PCR zorunluluğu belimizi büktü, buna bir çözüm geliştirmezsek ülke geneli bir kapatma eylemi gerçekleştirebiliriz. Perdelerimizi karartabiliriz” demiş.

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre (TÜİK) pandemi ile birlikte ilk kapanan yerlerden birisi olan sinema salonlarında seyirci sayısı yüzde 69,5 azaldı.

Sinema salonu sayısı ise yüzde 4,5 azalarak 2 bin 698 oldu. Ben bu kapanmaların hızlanarak artacağını ve önümüzdeki2-3 yıl içinde mevcut salonların yarısını kaybedeceğimizi düşünüyorum.

Suçlu Coronavirüs mü?

SİSAY günah keçisini bulmuş gibi görünüyor; HES Kodu Uygulaması! Derneğin Genel Sekreteri Fevzi Genç, “PCR zorunluluğu belimizi büktü, buna bir çözüm geliştirmezsek ülke geneli bir kapatma eylemi gerçekleştirebiliriz. Talebimiz HES kodu olmadan sinemalara girilebilmesi. Sinemalar zaten risksiz. Müşteri sayısı yüzde 50’ye düştü. Herkese maske zorunluluğu var. Kafelere, berberlere, birçok restorana HES kodu sorulmadan girilebiliyor. Sinemalar bu ortamlara göre çok daha risksiz bir ortamdır. Üyelerimiz, talebimizin kabul edilmemesi halinde ülkede perdeleri karatabileceklerini söylüyor” diyor ama… Ama’sı var işte!

Fevzi Genç, “ABD sineması eski rakamlarını yakaladı ama biz yakalayamadık. Tam biz toparlanırken PCR testi zorunluluğu geldi bu da bizi etkiledi. Yüzde 30 civarında gişeden dönüş var, yüzde 10 civarında da hiç gelmeyen seyircimiz olduğunu düşünüyoruz.” diyor.

Bakın, bu “ABD yakaladı ama biz yakalayamadık” cümlesi/itirafı suçlunun coronavirüs olmadığını işaretliyor ve meseleyi tartışmamızı gerektiriyor. Türkiye’de insanlar sinemada film izlemekten neden vazgeçti?

Salonların Pandemi boyunca kapalı kalması hata mı?

Pandemi boyunca, salonların kapalı kalmasının felaketle sonuçlanacağını, seyircinin ayağının hele de dijital platformlar yükselirken sinemadan kesilmesinin sonuçlarının salonları yitirmek olacağını defalarca yazı konusu ettim. Şimdi de SİSAY’ın asıl mücadeleyi vermesi gereken noktaları madde madde işaretleyeceğim.

1- Pandemide seyirci sinemaya gitme alışkanlığını yitirdi. SİSAY salonlar açılsın diye savaşmalıydı.

2- Salonlar açıldığında seyirciyi çekecek film çok azdı. Hala öyle… Ülkemiz seyircisi yerli film izlemeyi seviyor, gişenin balinaları belli; Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz, Ahmet Kural – Murat Cemcir ikilisi, Tolga Çevik, Şafak Sezer… Bu isimlerden film gelmediği sürece gişe kendine gelemez ancak onlar da ortalık düzelsin de biz o zaman film çekip gösterelim derdindeler. Mısır savaşlarında en önde koşturan bu cengaverlerin şu ara hiç sesi çıkmıyor.

3- Ülkede kriz varken bilet fiyatları uçtu. Bir kişinin sinemaya gidip film izleyip biraz patlamış mısır ve meşrubat tüketmesinin bedeli 100 TL’ye dayandı. Bu para ile 3 aylık Netflix 6 aylık BluTV ya da yıllık Amazon Prime üyeliği alabilirsiniz.

4- Dijital platformlar ortalama seyirci beklentisini karşılıyor. Herkes Squid Game’i konuşuyor. Son James Bond filmi ve bu hafta yayınlanacak Dune dışında heyecan verici bir sinema işi yok. Üstelik “ev sineması” durduğu yerde durmuyor, salonlar 80’ler video kaset zamanlarında, VHS çözünürlüğü ve 55 ekran tüplü televizyonlarla rekabet ediyorlardı oysa şimdi 4K çözünürlüğe sahip dev boyutlu Led TV’ler, müthiş ses sistemleri, gayet alınabilir fiyata full HD projeksiyon cihazları var.

5- Salonda gösterilen film neredeyse aynı hafta (bazen daha bile önce) illegal izleme sitelerinin kütüphanesine giriyor. Sinema çekimi de değil, gayet izlenir kalitede… Bunun önüne nasıl geçerler ya da neden geçmiyorlar bilmiyorum. Torrent’le uğraşılmaz ama illegal film izleme siteleri neden engellenemiyor? Almanya bu konuda çok başarılı ve bu sonuç bilet satışına yansıyor.

6- Koltuklar rahat ama teknik sıkıntılı. Seyirci soluk projeksiyonla yansıtılmış kapkaranlık filmler izlemek istemiyor. Biri bana Dune’un 720p screener görüntüsünün ev projeksiyonunda nasıl olup da İstinyepark’taki IMAX salondan daha canlı, net, kontrastlı olduğunu açıklayabilir mi? Bu yüzden sinemaya gitmekten vazgeçen çok insan var.

7- Filmden önce gösterilen reklamlar can sıkıcı, insanlar para verip reklam izlemek istemiyor. Bu reklam meselesi yıllardır çözülemedi. Sinemacıların derdi de salonlarla bu parayı bölüşmek, seyirci kimsenin umurunda değil.

8- Büyükşehir trafiği çıldırtıyor. Eve giren çıkmak istemiyor. Özellikle İstanbul’da ev insanlar için bir sığınağa dönüştü. Kaldı ki sinema seyircisinin çoğu bu şehirde yaşıyor.

9- Gişe sineması belli bir yaş aralığının beklentisi ve beğenisi üzerine şekillendi. Salonlar orta yaş ve üstüne bilet satamıyor. Seyirciye o kadar süper kahraman filmini dayamanın bir sonucu olacaktı. Martin Scorsese’yi ciddiye almalıydık!

10- AVM sinemaları, dijital afişler vb. seyircinin filmle kurduğu bağı eksiltti. Sinemada olmak eskisi kadar özel değil. Afişler güzeldir, insanları filme bağlar, anı üretir. Olur da sevdiğiniz bir filmin afişine sahip olursanız, çerçeveletir evinizin duvarına asarsınız bile… Afiş sanatı tükendi, kâğıt afişler bitti. Hepsi birbirinin aynısı tasarımlara sahip zincir salonlar seyircinin aidiyet hissini umursamadılar. Sinema, filmden ibaret değildir. Sektör, bu maliyet endişeli yaklaşımlarla kendine ihanet ediyor.

Sinemaya gitmeyi, filmleri sinemada izlemeyi seviyoruz ama salonların kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Suçu virüse ya da virüsle mücadeleye atıp, kapatabiliriz diye bakanlığı tehdit etmek kimseye bir şey kazandırmayacak, seyirciyi salona zorla getiremezsiniz. Sinema biletleri ucuz olmalı, salonlarda iyi filmler gösterilmeli, projeksiyonlar elden geçirilmeli. Bunu yapan birkaç salon var ve ne hikmetse bunlar müstakil salonlar… Ankara’daki Büyülü Fener ya da İstanbul’daki Kadıköy Sineması gibi…

SİSAY’ın bu yazıdan faydalanmasını isterim. Başka türlü kurtuluş yok, kapanır hepsi.

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

1973 yılında doğdu. Öteki Sinema'yı 2005 yılında kurdu ve yayın yönetmenliğini üstlendi. OFCS üyesi olan yazar, 2010’da Beyazperde’de yazmaya başladı. 2014-2016 sezonunda Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı programının yazı grubunu yönetti. 2017-2019 yılları arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. Aynı zamanda Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’nda oyunculuk yapan Murat Tolga Şen, Öteki Sinema, Beyazperde ve Medyaradar'da da eleştirmenlik yapıyor.

Bir yorum var

  1. blank

    Sinemada en son gittiğim film hızlı ve öfkeli 9 idi. Pandemiden dolayı sinemaya gelen yasağın kalkması o kadar sevindiriciydi ki F9 gibi saçma bir film bile keyifli vakit geçirmemi sağlamıştı. Sinemanın büyüsü işte, umarım sinemanın değeri unutulmaz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir