Yakın Tarihli Sağlam Gerilim Arayanlara Öneri Listesi 6

ABD dışı ülkelerin gerilim filmlerinden oluşan “yakın tarihli sağlam gerilim arayanlara öneri listesi” serimiz, okurlarımızdan büyük ilgi gördü. “Devam etsin” ortak paydasındaki yoğun talebe karşılık vermemek olmaz diyerek, izlediğim gerilimlerden ilgi çekici olanları not almaya devam ettim, ediyorum. Seriye dâhil olsun istediğim filmler, yeterli sayıya ulaştığında da sizlerle paylaşıyorum. Sanırım bu seri, uygun nitelikteki filmlere denk geldiğim müddetçe devam edecek. Aşağıdaki giriş kısmında her zaman olduğu gibi herhangi bir değişiklik yapmadım, öncekilerde okuduysanız direkt seçkiye geçebilirsiniz.

blank

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Eleştirmenlerce biraz “hafif” bir tür olarak değerlendirilen gerilim, sıklıkla diğer türlerle ilişkiye geçerek birbirinden farklı melez yapılanmalara gider ama ana yapısı çok da fazla değişkenlik göstermez. Sonuçta ana amaç, seyircide yoğun heyecan, şüphe, yüksek seviyede beklenti, belirsizlik, endişe ve sinirleri bozacak denli gerginlik gibi belli başı adrenalin salgılatan duyguları uyandırmak ve bu duyguları finale kadar canlı tutmaktır. Seyirciyi ve/veya başkarakteri asıl önemli olan mevzudan uzaklaştırmak için ortaya atılan yemler, ana gidişatı değiştiren şaşırtıcı sürprizler ve bomba etkisinde bir final, sağlam bir gerilimin olmazsa olmazlarıdır.

Aşağıdaki listede yakın zamanda izlediklerim arasından seçtiğim, ABD dışındaki ülkelerden, biraz daha kıyıda köşede kalmış, yakın tarihli gerilimleri bir araya getirdim. Sizler de yorumlar kısmına benzer gerilimleri ekleyerek listeyi genişletebilirsiniz.

Not: Filmler yapım tarihlerine göre sıraya dizilmiştir.

Disorder (2015)

blank

Fransız Özel Kuvvetleri askeri Vincent, Afganistan’dan yeni dönmüştür ve travma sonrası stres bozukluğundan (PTSD) muzdariptir. Sivilde para kazanmak için diğer eski asker arkadaşları gibi çeşitli güvenlik işleri almaktadır. Alice Winocour imzalı, Fransa / Belçika ortak yapımı Disorder, Vincent’ın silah kaçakçılığı yapan Lübnanlı bir işadamının eşi ve oğlunu koruma görevi almasından sonra yaşanan birkaç günü anlatıyor. Aslında ana yapı olarak bilindik bir gerilim kalıbını seçen film, ne işadamının etrafında dönen dolaplara, ne de kalıbın doğal getirisi olan abartı aksiyona yüz veriyor. Filme de adını veren hastalığa ve hastalığın Vincent’ın günlük yaşamı, diğer insanlarla ilişkileri ve işi üzerindeki etkilerine odaklanıyor. Genele hâkim ağır tempo, kimi aksiyon sahnelerinde yükselse de film, ana eksenini asla kaybetmiyor. Matthias Schoenaerts ve Diane Kruger’ın karşılıklı döktürdüğü filmin, “aslında böyle bir film de olabilirdim” diye biraz da The Bodyguard’a (1992) nanik yapan final sahnesi ise ayrı güzellikte.

The Scythian Lamb (2017)

blank

Hapishanelerdeki yoğunluğun mali yükünden şikâyetçi bir hükümet ile büyük şehre göç nedeniyle nüfusu günbegün eriyen bir sahil kasabası. Nerden geldiği belli olmayan dâhiyane proje kapsamında hüküm süreleri devam eden altı mahkûmun, kimseye haber vermeden birer eve ve işe yerleştirilerek kasaba halkının arasına karıştırılması istenir ve işin başına da genç bir belediye çalışanı olan Tsukisue konur. Mahkûmların geldiği günün ertesi sabahı limanda bir ceset bulunur. Tarihi boyunca çok ciddi bir suçun işlenmediği kasabada meydana gelen zamanı manidar olay, Tsukisue’yi şüpheye düşürür. Japonya yapımı The Scythian Lamb, menfi ya da müspet önyargıları kurcalayan bir film. Yer yer kara mizaha kayan anlatımı ile merkeze yerleştirdiği cinayet serisiyle yaratmayı hedeflediği gerilimi dengelemeye çalışırken bir parça yetersiz kalıyor ama yine de ilgi çekici olmayı başarıyor.

Dode Hoek / Blind Spot (2017)

blank

Nabil Ben Yadir’in yönettiği Belçika yapımı Dode Hoek, Antwerp emniyet teşkilatı uyuşturucu bürosu komiseri Jan Verbeeck’in yaşadığı gerilim dolu üç günü anlatıyor. Irkçılığa varan sonuç odaklı faşizan yönetim tarzıyla kimi kesimlerden övgüler alan, kimilerinin de tepkisini çeken Verbeeck, seçimlerden hemen önce komiserlikten istifa edip aşırı milliyetçi partinin adayı olarak politikaya atılmaya karar verir. İstifanın yürürlüğe gireceği akşam, uzun zamandır peşinde olduğu Özgür isimli suçlunun, büyük bir uyuşturucu laboratuvarında olacağı yönünde ihbar gelir. Hırsının kurbanı olan Verbeeck, teşkilattan ayrılmadan önce son bir operasyon düzenlemeye karar verir ve kalan hayatını kökünden değiştirecek üç günlük süreç başlar. Belçika’daki ırkçılık konusunda hayli sert eleştirilerde bulunan film, Verbeeck-Dries-Axel üçgenindeki ilişki üzerinden de azınlıkların alması gereken pozisyon hakkındaki duruşunu net biçimde ortaya koyuyor.

The Pool (2018)

blank

Genç bir adam kendine gelmeye çalışıyor, belli ki başına bir şey gelmiş de bayılmış. O da ne, bu adam suyu boşaltılmış altı metre derinliğindeki bir havuzun zemininde yatıyor. Ayağı kırılmış sanırım, kırık bir demir parçasıyla turnike yapılmış. Asıl bomba şimdi geliyor; karşısında da üzerine doğru gelen bir timsah var. Evet, yanlış okumadınız, hem de ağzının açıklığından niyeti belli bir timsah. Böyle “n’oluyor lan” bir sahneyle başlayan Tayland yapımı The Pool, başından sonuna kadar bir dolu saçmalığın art arda dizildiği, “hadi canım, bu kadar da olmaz” dedirtecek abuklukların gırla gittiği bir gerilim. Ancak nereden bakarsanız bakın, tıkır tıkır işleyen senaryosu ve dinmek bilmeyen temposu ile takdiri hak ediyor. Saçmalıklara kafayı takmak yerine onlarla eğlenebilenlere…

A Good Woman Is Hard to Find (2019)

blank

İngiltere’den artık ezbere bildiğimiz bir intikam öyküsünü başköşeye yerleştiren tipik bir gerilim filmi. Kocası yakın zamanda faili meçhul bir cinayete kurban giden ve iki küçük çocuğuyla beraber yaşayan Sarah, geçim sıkıntısı çekmektedir. Bir dizi tesadüf sonucu kendini garip bir çıkmazın içinde bulan genç kadın, çocuklarını korumak ve her şeyden önce hayatta kalabilmek için olmadık yollara başvurmak zorunda kalır. Abner Pastoll’un yönettiği film, iyi çekilmiş ve iyi oynanmış bir gerilim. Evet, filmde daha önce görmediğimiz hiçbir şey olmuyor, doğru ama müthiş bir dönüşüm geçiren Sarah karakterini inandırıcı kılan Sarah Bolger’ın oyunculuğu görülmeye değer. Bir de minik uyarı; filmin gidişatı hiç çaktırmıyor ama bazı şiddet sahnelerindeki aşırılık kimilerine fazla gelebilir.

Time to Hunt (2020)

blank

Yoon Sung-hyun’un yazıp yönettiği Time to Hunt, yakın gelecekte geçiyor. Ancak öyle post apokaliptik filmlerin alıştırdığı gibi sistemin büyük bir felaket sonrasında iflas ettiği bir distopya değil tasavvur edilen. Net olarak açıklanmıyor belki ama birçok diyalogdan anlaşıldığı üzere ekonomik krizin sebep olduğu bir kıyamet senaryosu bu. Ne yalan söyleyeyim, bu haliyle çok daha olası ve bu yüzden çok daha dehşet verici bir distopya kurgusu. Güney Kore yapımı film, kapitalizmin çöktüğü, çökerken alt ve orta sınıfları da yanında götürdüğü yokluk dünyasında ütopyalarının peşinde koşan dört arkadaşın ölümle dans eden macerasını anlatıyor. Netflix’te yakın tarihli olup da “iyi” olan nadir filmlerden.

Devam Edebilir…

SEVDİYSEN PAYLAŞ BAŞKALARI DA OKUSUN
Share

2 Yorumlar

  1. blank

    Harika, devam etsin lütfen, çok teşekkürler.

  2. blank
    CELAL TARKAN REEL

    yayınladığınız filmleri not aldım, mutlaka izleyeceğim. Filmleri tanıtmaya devam edin lütfen, teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir