Troll 2 (1990)

Yazan: 24 Mart 2012  
Kategori: Fantastik, Film İncelemeleri, Korku Filmleri

The Room ve Birdemic’ten sonra geceyarısı gösterimi fenomenine dönüşmüş kült “iyi kötü filmler” serimiz Troll 2 ile sonuçlanıyor. Neyseki Troll 2, The Room ve Birdemic gibi mekanım San Francisco’da geçmiyor, “Koydaki şehir” yerine Utah’ın çölle kaplı kasabalarından birinde çekilmiş.

Öteki Sinema için yazan: Oktay Ege Kozak

1990 yılında vizyona girdiğinden beri Troll 2’nin dünya çapında tonlarca hayranı var ve her geçen yıl popülaritesi büyüyor. Günümüzde bile Amerika başta olmak üzere dünyanın her köşesinde geceyarısı gösterimleri devam ediyor. Her geceyarısı filminde olduğu gibi hayranları en favori karakterleri (Veya konu Troll 2 olunca en favori goblinleri) olarak giyinip beyazperdeye filmin gülünesi repliklerini bağıra çağıra tekrarlayıp rastgele plastik eşyalar fırlatıyor.

Troll 2’den önce ve sonra senaryo yazarı eşi ile toplam 23 film yönetmiş İtalyan korku “auteur”ü Claudio Fragasso’nun imzasını taşıyan Troll 2, ismine rağmen aslında ilk Troll filmi ile uzaktan yakında alakası olmayan bir felaket. Aslına bakarsanız filmdeki şaka dükkanından alınmış maskelerle şuursuzca sağa sola koşan cücelerin canlandırdığı yaratıklar troll bile değil, hikayeye göre vejeteryan goblinler (Evet, doğru okudunuz).

Sinemanın en uyuz veletlerinden biri olan Joshua (Dünyanın en kötü çocuk oyuncusu Michael Stephenson), ölü dedesinin hayaleti tarafından ailesinin Nilbog isimli (Goblin’in tersten yazılmışı, Fragasso gerzek seyirci için uzun uzun açıklıyor sonradan) esrarengiz bir kasabaya taşınmamasını, kasabanın vejeteryan goblinlerle dolu olduğunu uyarır. Devamını oku

The Grey / Gri Kurt (2011)

Yazan: 23 Mart 2012  
Kategori: Felaket Filmleri, Film İncelemeleri

Hayatta kalmanın sanat olduğu mekanlarda geçen öykülerde genelde insan kendi savaşını doğaya karşı vermez. Âdemoğlu, medeniyeti önüne sığınak alarak vahşi doğadan kendini olabildiğince korumaya çalıştığından beri dile getirilen bir gerçektir: ‘Biz artık doğayla yaşayamayız.’

Öteki Sinema için yazan: Tolga Aydın

Her ne kadar ‘doğa, çevre’ gibi kavramlardan, uzaklaşma lüksümüz varmış gibi, onlar bizden ayrı varlıklar olarak soyutlamak kesinlikle mantıksız. Ancak çok uzun zamandır kendi hayatımız için limitlerde süren bir yaşam mücadelesi vermiyoruz, artık çocuklarımızı hazırladığımız varoluş Darwinist bir ‘hayatta kal’ mücadelesinden çok, tüketim kültüründe ayaklarını yere ne kadar sağlam basabilecekleri gerçeğine dayanıyor.

Gelelim olayı bağladığımız kısma; The Grey konuya daha önceki ağabeylerinin ve kardeşlerinin aksine babalarının bakışına yakın bir yerden bakmayı seçiyor ki, burada parantez açmak önemli filmin ana meselesi insanın doğadaki yeri değil. Film bir Vertical Limit veya The Edge değil de Deliverance’ın derinliğine ulaşmaya çalışıyor. Burada filmin ayakları yere basan bir duruş sergilediğini söylemek abartı olsa da sıradan ‘canavar bizi avlar bizde kaçarız’ tarzı old man-slasher’larından biri değil(Bu terim de vatana millete hayırlı olsun).

The Grey’in ana karakteri John Ottway’i tanımaya başladığımız ilk dakikada alttürün klişelerinden dünyanın yükünü omuzlayan bitik bir ruhu izleyeceğimizi anlıyoruz. Burada Ottway karakteriyle ilgili en önemli etken adamımızın Liam Neeson olması sanırım. Son yıllarda mücadeleyi asla bırakmayan kederli baba, eş dost rollerinde görmekten bu hikayede de karaktere karşı bayık bir aşinalık hissi verse de kanı Neeson’a kaynamış yönetmen Carnahan’ın akıllı oyuncu yönetimi, karakteri o aşinalığın dışına çekip orijinal bir noktaya taşıyor. Neeson’ın öyküye oyunculuğuyla kattığı derinlik ve gerçekçilik filmin en önemli kozlarından. Devamını oku

Birdemic: Shock and Terror (2010)

Neredeyse on yıldır San Francisco ve Oakland’ı da kapsamına alan Bay Area bölgesinde yaşıyorum. Nedense son dönemin kült statüsüne dönüşmüş “en eğlenceli en kötü film” rezaletleri Bay Area’dan çıkmaya başladı.

Öteki Sinema için yazan: Oktay Ege Kozak

İlk olarak nereden geldiği belirsiz Tommy Wiseau’nun nereden bulduğu bilinmeyen 6 milyon dolarla 2003 yılında çektiği The Room’un kült statüsü her geçen yıl büyüyor. Bizim ayda bir yapılan geceyarısı gösterimlerine gittiğimiz 2009-2010 döneminden beri sadece Bay Area’da geceyarısı gösterimleri ayda 3-4 kere yapılmaya başlandı. New York, Londra, Sydney, Toronto gibi dünyanın dört bir yanında bu gösterimler halen devam ediyor.

The Room kadar ünlü ve kişilikli olmasa bile bilgisayar tamirciliğinden gelen “yönetmen” James Nguyen’in 10.000 doları bir araya getirip çektiği Birdemic, en kötü film standartlarını bile zorlayan kötülükte bir film. Hatta kötü filmler için hep kullanılan bir klişedir ama Birdemic’e film demek zor.

Nguyen’in nedense dört yıl süren çekimlerden sonra 2008 yılında bitirdiği film de The Room gibi Bay Area’da geçiyor. Bay Area’lılar olarak gelişmekte olan bu “Geceyarısı Gösterimleri Yapılan Bay Area En Kötü Filmleri” alt-türünü hak etmek için ne yaptık bilmiyorum ama ufukta bir kaç adet daha şaheserin görünmesi muhtemel.

Nguyen, Birdemic ile romantik korku filmi türünü yarattığını iddia ediyor filmin fragmanında. Hitchcock’un Kuşlar şaheserini bir bakıma yeniden çekmeye yeltenen film (Hitchcock mezarında kaç takla atıyordur kim bilir?), Kuşlar’da olduğu gibi bilinmeyen bir sebepten insanlara saldıran kuşların terörünü betimliyor.

Filmin ilk yarısı katil kuşlara girmeyerek insanımsı yaratıklar Rod ve Nathalie’nin romansını gösteriyor. İkinci yarıda ise Rod ve Nathalie’nin aralarında nasıl olup ta yere dalınca patladığını bilmediğimiz “kamikaze”kuşların da bulunduğu katil kuşlar ordusundan kaçışını izliyoruz. Evet, konu bu kadar basit… Devamını oku

La Terza Madre (2007)

Yazan: 21 Şubat 2012  
Kategori: Eurohorror, Film İncelemeleri, Gothic Korku

İnilti, karanlık ve şimdi de gözyaşı

Dario Argento, 1977’de “Suspiria” ile başlatıp 1980’de “Inferno” ile devam ettiği “Three Mothers” üçlemesini “La Terza Madre” ile tamamlıyor.

Bundan yaklaşık 30 sene öncesine gidersek Mater Suspiriorum, Freiburg’da cadılık uygulamalarıyla dolu senelerini geçirirken, o sırada kendi hakkında anlatılan bütün hikayelerin önüne geçebilecek bir mitoloji başlıyordu. Üzerinden hiçbir zaman mor, yeşil ve kırmızının eksik olmadığı dans öğrencisi Suzy Bannion’ın sanatçı kişiliği, Argento’nun onun için yarattığı muazzam dünyada korkan fakat hayranlığını gizlemeyen bakışlarıyla iyice ortaya çıkmıştı. 3 yıl sonra, haritada alınan uzun bir yol bizi New York’a götürdüğünde ise kayıp kız kardeşini ararken tehlikeli sulara yelken açan Mark Elliot’la tanışıyorduk. Bu ilk tanışma kadar dizleri titreten bir tecrübe değildi. Ne Mater Tenebrarum ne alşimist Varelli ödümüzü kopartabiliyor, ne de renk cümbüşü havadaki çiğlik duygusunu yok edebiliyordu. Bu içerideki seslere kulak vermemize ve fısıldayan adamın sesiyle kendimizi ‘Suspiria’nın melodisine bırakmamıza neden oldu. Paranoyak bir şekilde sağı solu kontrol ederek girilen, rahat olmayan bir uykuya dalındı. 27 senelik, pek de kısa sayılmayacak bir uyku… Devamını oku

Happythankyoumoreplease (2010)

Yazan: 13 Şubat 2012  
Kategori: Film İncelemeleri

Tüm dünyada ilgiyle izlenen How I Met Your Mother dizisinin Ted Mosby’si Josh Radnor’un ilk yönetmenlik ve senaristlik deneyimi olan “Happythankyoumoreplease”, iyi kotarılmış senaryosu, başarılı oyuncu seçimi ve bir ilk film için hiç de fena olmayan yönetimi ile 2010 yılında eleştirmenler tarafından bolca övgü aldı. Filmde dibe vurmuş bir yazarın ve çevresindekilerin yaşamlarından kesitler paralel olarak ele alınıyor. Josh Radnor’ın başrolü üstlendiği yapımda aktöre Malin Akerman ve Kate Mara eşlik ediyor.

Aktörlük kariyerine yirmili yaşlarının sonunda başlayan Radnor bazı önemli dizilerde yan roller aldıktan sonra asıl şöhrete 2005 yılında izleyiciyle buluşan ve 7 sezondur başarısını koruyan How I Met Your Mother dizisiyle kavuştu. Dizideki rol arkadaşlarının aksine kendi filmini yapma hayallerini hayata geçirmeye çalışan Radnor 2010 yılında bağımsız bir yapım olan Happythankyoumoreplease ile izleyicinin karşısına çıktı. Film ABD’de büyük bir gişe başarısı yakalayamasa da bağımsız sinemaya verdiği destekle bilinen saygın Sundance Film Festivali’nden bir ödül ve bir adaylıkla dönmeyi başardı. Devamını oku

« Önceki sayfaSonraki sayfa »