Azap (2015)

Bir Başka Olur Cin Düğünü

Türk Korku Sineması’nın en büyük problemlerinden biri dil sorunudur. Çalakalem yazılmış izlenimi veren diyaloglar, zayıf oyunculuklarla birleşince ortaya inandırıcılıktan uzak karakterler çıkıyor ve bu kartondan karakterlerin izleyenin yüzünde tebessüm oluşturan, günlük konuşma dilimize ait olmayan cümleler sarf ederek konuşmaları, korku filmlerimizin daha en baştan maça bir sıfır yenik başlamalarına neden oluyor. Azap, aşılması kolaymış gibi görünen ama bir türlü aşılamayan bu handikabı elinin tersiyle iterek maça yenik başlamayı reddediyor. İyi yazılmış diyaloglar ve iyi oyunculuklar Azap’ın önemli avantajlarından biri haline dönüşüyor.

İkinci uzun metrajlı filmlerinde tekrar beraber çalışmayı tercih eden Dilek Keser ve Ulaş Güneş Kacargil’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendikleri Azap, genç öğretmen Ayşin’in başından geçen korku dolu macerayı anlatıyor. Kütahya’nın Üyücek Köyü’ne atanan Ayşin, internette yaptığı araştırmada köyün adının cinlerle ilgili haberlere karıştığını öğrenir. Kafası karışan genç kız, bulduklarını en yakın üç kız arkadaşı ile paylaşır. Çıkan tartışmanın ardından cin çağırmaya karar veren dört arkadaş, hatırlamak istemeyecekleri kadar kötü deneyimler yaşar. Ertesi gün yola çıkan Ayşin, köye ancak gece vakti ulaşır ve köyün önde gelenlerinden Fatma Ana’ya misafir olur. Karabasanlarla dolu huzursuz bir uyku sonrasında bir sonraki geceye uyandığını gören genç kız, tedirgin olur. Düğün hazırlığı içinde olduğunu öğrendiği köyde bir şeylerin ters gittiği aşikârdır.

Azap006

Azap, açılış jeneriği öncesinde yer alan cin çağırma sahnesi ile nasıl bir film olacağının tarifini açıkça veriyor aslında. Aynı Long Time Dead’deki (2002) gibi küçük küçük kesilmiş kâğıtların üzerine yazılan harflerle oluşturulmuş ev yapımı cadı tahtasının (witchboard) ortasına yerleştirilen kahve fincanıyla doğu ile batı arasında bir köprü kurmaya çalışıyor. Ayşin’in kaçmaya çalıştığı köye cinlerin zoruyla geri dönerken Ringu’daki (1998) Sadako gibi elleri ve ayakları üzerinde örümcek gibi yürümesi ya da gene Ayşin’in Exorcist’teki (1973) Regan gibi ellerinden ve ayaklarından yatak başlarına bağlanması gibi detaylar ile bu ilişki güçlendiriliyor. Ama yanlış anlaşılma olmasın, çatısını yabancı filmlerden aşırdığı sahneler üzerine kuran bir filmden bahsetmiyorum. Azap, daha önce izlediğimiz cin filmleri gibi sadece yerele saplanıp üç beş dedikodu üzerinden ilerleyen, aslında o bunu seviyormuş da şuna büyü yapmak istemiş de yanlışlıkla buna yapmış gibi izlemekten bıktığımız benzer formüllü tariflerden sıyrılarak, evrensel bir korku kalıbını alıp İslam dünyasına ait cinler âlemiyle ilgili bir öyküye giydirmeyi başarıyor.

Dört arkadaşın cin çağırdıkları gece ile Ayşin’in köyde yaşadıklarını paralel kurgu ile vermeyi tercih eden Azap’ın anlatım biçimi, ilk başlarda saçma gibi görünse de finaldeki sürpriz ile birleştiğinde bütün taşlar yerine oturuyor. Yani Azap, korku sinemasının çok da yabancısı olmadığı, bilindik ama gayet sağlam bir senaryoya sahip. Filmin mekân tasarımı da belli bir çizginin üzerinde; Ayşin’in kaldığı misafir odası ve cin düğününün yapıldığı bahçe üzerinde titizlikle çalışıldığı belli oluyor.

kamera_arkasi (34)

Düşük bütçesinin gayet farkında olan Azap, yerli türdeşleri gibi artık iyice can sıkmaya başlayan ucuz CGI ile korkunç hale getirilmiş yüzlere ve baş ağrıtan ani ses efektlerine sığınmak yerine doğal diyaloglar ile beslenen standart üstü oyunculuklara sarılıyor. Ama yeterince cesur olmayan diyalogların bir parça hayal kırıklığı yarattığını söylemeliyim. Örneğin Ayşin’in ataması ile ilgili olan konuşmalarda “öğretmen” ve “atanma” kelimelerinden itinayla uzak durulmuş gibi. Hâlbuki senaryonun içerisine gayet güzel yedirilmiş bu detay, çok daha iğneleyici cümleler ile desteklenebilirdi.

Korku filmlerimizde görmeyi özlediğimiz sertlikteki okul ve cin düğünü sekansları, korkuseverleri fazlasıyla tatmin edecektir. Yurtdışına baktığımızda düşük bütçeli filmlerin asıl gücünü elini korkak alıştırmayan benzer sertlikteki bu tip sahnelerden aldığını görüyoruz. Ayrıca hocanın bahçeye girdiği sahnenin etkileyiciliği üzerinde biraz daha çalışılabilirmiş. Olay örgüsü içerisinde de çok önemli bir yere oturan sahne, filmin unutulmaz anlarından biri olmalıydı bana kalırsa. Bir de şu kara duman efektini kullanmayı bıraksak artık.

Önümüzdeki hafta gösterime girecek Gassal ile birlikte bu seneki yerli korku gerilim filmlerimizin sayısı 22’yi bulmuş olacak. Başta da belirttiğim gibi doğal diyalogları ve iyi oyunculukları ile öne çıkan Azap, bu senenin korku sinemamız adına en dikkate değer işlerden biri.

Yazar hakkında: Murat Kızılca

1971 İstanbul doğumlu. Aylık online sinema dergisi CineDergi ve aylık kültür sanat dergisi kargamecmua için sinema yazıları kaleme alıyor. 2008 yılından beri katkı sağladığı Öteki Sinema’da bir yandan da editörlük görevini sürdürüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir