Cadıların Dansı: Suspiria (2018)

Luca Guadagnino’nun yönettiği ve Dakota Johnson, Tilda Swinton, Chloe Grace Moretz ile Mia Goth’in oynadığı Suspiria sonunda gösterime girdi.

Yeniden çekileceğini öğrendiğimde şiddetle karşı çıkmama rağmen bu yılın en beklediğim filmiydi ancak basın gösterimi yapılmadı ama ilk gün ilk gösteriminde izlemekten beni hiçbir şey alıkoyamazdı. Öyle de oldu ancak bir kez daha hevesim kursağımda kaldı. Bugün izlediğim ve alt satırlarda kritiğini okuyacağınız filmin külte zarar vermeden unutulup gitmesini diliyorum.

Şuna artık eminim; eğer sinema gerçekten bir sanatsa, bu dalın başyapıtlarını yeniden üretmekten vazgeçmek gerekiyor. Bir Van Gogh tablosunun yeniden çizildiğini düşünsenize… Ne anlamsız bir çaba! Zaman içinde mayalanarak bir sanat eserine dönüşen filmlerin de asla yeniden çekilmemesi gerekiyor ancak sinema sanat olduğu kadar da ticaret ve kültleşmiş bir filmin ismini sömürmek yapımcılara çok iştah açıcı geliyor.

Klasik/kült korku filmlerine yeniden çevrim (remake) ya da devam filmi (sequel) çekmek gerçekten karlı iş. Çok yakın zamanda izlediğimiz (ve hiç sevmediğim) Halloween devam filminin 10 milyonluk bütçesine karşın 232 milyon dolar hasılat getirdiğini hatırlatmak isterim. Bu şu demek oluyor; tüm zamanların klasik filmleri bir yeniden çevrim furyasında karşımıza çıkmaya devam edecek!

2018 mamulü Suspiria da, izledikten sonra artık buna eminim, böyle bir anlayışın ürünü… Luca Guadagnino belki de doğru bir tercihle Argento’nun vizyonunu takip ve taklit etmek yerine hikayeyi genişletmeye ve alt tabakalar eklemeye çalışmış ancak Suspiria’ya lezzetini veren şeyleri ayıkladığınızda elimize kalan sıradan bir cadı hikayesinden başka bir şey değil. Finalde, festival seyircisini tavlayacak türden bir kan banyosu ritüeli yaşatmanın da etkisi olmuyor çünkü bu kısma kadar her şey yabancı ve sıkıcı…

2018 Suspiria’sı selefinin başarısını nasıl sağladığını unutarak sadece karakter isimlerini alıp bambaşka bir hikaye kurgulamanın peşine düşüyor. Elbette sekans sekans aynısı olsun demiyorum ama o zaman Suspiria remake’i çekmenin ne anlamı kalıyor! Ve yine asıl filmdeki bazı etkileyici karakterler (kör piyanist ve rehber köpeği) ve onların başına gelenlerin yoksunluğu da filmi sıkıcılaştırıyor. Yönetmenin en büyük günahı ise daha önceki filmlerinde de oynattığı Tilda Swinton’a olan hayranlığını abartarak ona üç karakteri birden emanet etmesi oluyor. Tilda Swinton, Madame Blanc, Dr. Josef Klemperer ve Helena Markos olarak karşımızda. Helena Markos finalde karşımıza çıkan ve ağır makyajlı bir oyunculuk. Bu makyaja gerçekten ihtiyaç var ancak Dr. Josef Klemperer’i oynayacak yetenekli bir yaşlı oyuncu bulmak zor değil. Makyajı ne kadar iyi olursa olsun makyaj olduğu belli ve bu kararı kim aldıysa filme büyük zarar vermiş. Tilda’nın fan kulübüne birkaç bin kişi daha kazandırmak için böyle riskler almak çok akılsızca!

Orijinal Suspiria filmi sonradan Argento’nun alameti farikası sayılacak bazı devrimci üslup özelliklerine sahiptir. Film anaformik lenslerle çekildi. Yapım ve sinematografide, başta kırmızı olmak üzere çok canlı temel renkler kullanılarak gerçek dışı, kâbus benzeri bir etki yaratılmaya çalışıldı. Bu etki, Technicolor baskıların üzerine “imbibition” tekniği uygulanarak daha da güçlendirildi. Filmin mekan tasarımı da seyirciyi gerçeküstü bir atmosfere taşır. Filmdeki okul bir tür cadı manastırı olarak şekillenerek karşımıza çıkar. Unutulmazlar arasına giren film müziği, daha sonra Argento’nun başka filmlerinin de müziklerini yapan Goblin tarafından bestelendi.

Bunları yazmamın sebebi şu; yeni Suspiria’da bunların hiçbiri yok, aksine ülkemiz sinemalarının projeksiyonları yüzünden neredeyse izlenemez hale gelen karanlık, sıkıcı bir iş. Tom Yorke tarafından yapılan müziklerin de herhangi etkileyici bir tarafı yok. Hele finaldeki kafa patlatma sekanslarında, PS4 oyunlarındaki ses efektlerine benzeyen ses efektleri de iyice itiyor.

2018 yapımı Suspiria’yı izlemek için çok fazla neden üretemiyorum, beni affedin. Eğer orijinal filmi izleyip sevenlerdenseniz uzak durmanızı bile öneririm ama o filmden haberiniz yoksa bunu başka bir şeymiş gibi izleyebilir, uzun süresine ve sıkıcı karanlığına rağmen sevebilirsiniz. Filmdeki en iyi ama bana göre uzatılmış anlar, okuldan ayrılmak isteyen dansçı Olga’nın feci ölüm sekansı. Luca Guadagnino’nun filme eklediği cadılar okulundaki eşcinsellik iması da bana göre çalışmıyor ancak zamanın ruhuna uygun. Grinin 50 Tonu filmlerinin yıldızı Dakota Johnson’ın bu filmdeki seksapeli daha etkileyici. 2018 Suspiria’sı orijinal filmle alakasız şekilde başlayıp gelişen ve bambaşka bir finalle biten bir yapım. Niyet neydi bilmiyorum ama akıbet pek iyi olmamış. Yine de iyi seyirler…

[email protected]

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir