Gerçek ile Kurmaca Arasında: Amarga Navidad (2026)

Pedro Almodovar’ın Münih Film Festivali’ndeki Amarga Navidad (Bitter Christmas) gösterimi, yeni bir filmin prömiyerinden çok, uzun yıllardır tanıdığını düşündüğünüz biriyle ilk kez aynı salonda karşılaşmaya benziyordu. Belki de auteur sinemasının en ayırt edici yanı tam da bu tanışıklık hissi. Seyircinin yönetmenle kurduğu tanışıklık, kişisel bir yakınlıktan gelmiyor, filmler boyunca tekrar eden estetik tercihlerden, karakterlerden, duygulanım biçimlerinden ve anlatı evreninden besleniyor. Film başlamadan önce birlikte beklediğim arkadaşlarımdan biri, “On sekiz yaşımdan beri Almodovar’ı izliyorum. Onunla büyüdüm. Burada olmak benim için tarihi bir an” dedi. Ben de kırmızı elbisemle, kendimce Almodovar’ın sinema evrenine küçük bir selam vererek salondaki yerimi aldım. Salondaki atmosfer de bu ortak duyguyu taşıyordu. Gösterim öncesindeki söyleşide moderatörün, “Filmlerini izleyince sanki seni tanıyormuşuz gibi hissediyoruz” demesi de salondaki ortak duyguyu dile getiriyordu. Üstelik söyleşi için hazırlanan sahnedeki koltuklar bile Almodovar sinemasının alametifarikası haline gelen kırmızı renkteydi. Neredeyse her cevabının ardından yeniden alkış yükseldi. Yaklaşık 1500 seyircinin dakikalarca ayakta alkışladığı kişi yalnızca yeni filmini tanıtan bir yönetmen değildi; kırk yılı aşkın süredir seyircisiyle kurduğu yaratıcı ilişkinin görünür hale gelmiş biçimiydi.

blank

Gösterim öncesindeki bu söyleşide Almodovar’ın en çok üzerinde durduğu konu, yaratım süreciydi. Bunun nedeni filmin merkezinde bu meselenin yer almasıydı. Amarga Navidad, yazdığı senaryo aracılığıyla kendi yaşamıyla kurmaca arasındaki sınırların silikleştiği bir yönetmeni merkezine alıyor. Bu nedenle söyleşide Almodovar’ın yaratım üzerine söyledikleri, doğrudan filmin tartıştığı meselelerle ilişkileniyordu. Almodovar, ilham anını “ilhamın kendisi kadar gizemli” diye tanımladı. Ona göre yaratıcı süreç bütünüyle denetlenebilen bir şey değil. Bazen insanın kendi içinden, bazen duyduğu tek bir cümleden ya da gördüğü sıradan bir görüntüden doğuyor. Sanatçının yapabileceği tek şey, bu karşılaşmalara açık kalmak.

Yeni filmini açıkça “autofiction” (otokurmaca) olarak tanımlayan yönetmen, bunun kendi hayatını birebir anlattığı anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Filmin asıl ilgisinin, yaratımın hayatla kurduğu ilişki olduğunu söylerken, ilham ile yaşamı birbirinden ayırmadığını, ikisini aynı madalyonun iki yüzü gibi düşündüğünü ifade etti. Söyleşinin en dikkat çekici bölümlerinden biri de otokurmacanın etik sınırları üzerineydi. Almodovar, yalnızca Dolor y gloria’da (Acı ve Zafer) kendisini doğrudan bir yönetmen olarak temsil ettiğini, diğer filmlerinde ise kendi hayatının farklı karakterlere dağıldığını anlattı. Yakın çevreden beslenmenin başkalarını da incitebilecek hassas bir mesele olduğunu kabul etti. Ancak ilham geldiği anda yazarın artık esin kaynağı olan kişiyi değil, yalnızca hikayeyi düşündüğünü, bu nedenle yazarlığın kaçınılmaz biçimde bencil bir uğraş olduğunu sözlerine ekledi.

Amarga Navidad, iç içe geçen iki anlatı düzlemi ve birbirini yansıtan iki yönetmen figürü etrafında kuruluyor. Filmin merkezinde, yıllar sonra yeniden film çekmeye hazırlanan ve Amarga Navidad adlı senaryosu üzerinde çalışan yönetmen Raul yer alıyor. Raul’un yazdığı senaryo ise bir başka yönetmen olan Elsa’yı takip ediyor. Bir dönem yalnızca sınırlı bir izleyiciye ulaşan ama o izleyici tarafından kült statüsüne taşınan filmler çekmiş olan Elsa, artık reklam sektöründe çalışıyor. Annesinin ölümünün ardından yaşadığı ruhsal sarsıntıyla Lanzarote’ye giderek bir arkadaşıyla birlikte yeni senaryosu üzerinde çalışmaya başlıyor. Raul’un yaratım süreci ilerledikçe, yazdıklarıyla gerçek yaşam arasındaki sınırlar giderek belirsizleşiyor. Film, bu iç içe geçiş üzerinden yaratıcı üretimin etik sınırlarını tartışmaya açıyor. Başkasına ait bir deneyim ne zaman kurmacanın malzemesine dönüşür? Bir hayat, yazının içine girdiğinde kime ait kalır?

blank

Ne var ki filmin asıl açmazı da tam burada ortaya çıkıyor. Almodovar, söyleşide yaratımın karmaşıklığını büyük bir açıklıkla tarif ediyor; film ise aynı karmaşıklığı çoğu zaman fikir düzeyinde bırakıyor. Gerçek ile kurmaca arasındaki geçişler ilgi çekici olsa da, karakterlerin yaşadığı etik ve duygusal gerilim aynı yoğunlukta derinleşmiyor. Bu nedenle anlatı, yaratım sürecini seyirciye deneyimletmekten çok, onun üzerine kurulmuş bir düşünceyi temsil ediyor.

Filmin dramatik ağırlığını, hayatın farklı evrelerinde bulunan dört kadın karakter taşıyor. Almodovar’ın söyleşide özellikle bu karakterlerle gurur duyduğunu söylemesi de boşuna değil. Onların kurduğu ilişki ağı, filmin en canlı ve en inandırıcı tarafını oluşturuyor. Biçimsel düzlemde de Almodovar’ın sinema dili hala çok güçlü. Renk dramaturjisi, geometrik bir titizlik taşıyan kadrajları ve müziği anlatının duygusal ritmine dönüştürme becerisi, filmin en güçlü yanları arasında yer alıyor. Buna rağmen bütün bu biçimsel incelik, filmin merkezindeki yaratım meselesini aynı ölçüde derinleştirmeye yetmiyor.

Salondan ayrılırken filmin bende beklediğim düşünsel ve duygusal karşılığı tam olarak bırakmadığını hissediyordum. Yine de bazı festival akşamları, izlediğiniz filmden bağımsız olarak hafızanızda yer eder. Pedro Almodovar’ı Münih’te aynı salonda dinlemiş, onu dakikalarca ayakta alkışlayan kalabalığın içinde yer almış olmak, sinema hafızamda filmin kendisinden bağımsız bir anı olarak kalacak.

Zehra Yiğit

Zehra Yiğit

Zehra Yiğit, Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo TV Sinema bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktora eğitimine Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde devam etti. Oxford Üniversitesi ve Novisad Üniversitesi'ne Visiting Researcher olarak giden Yiğit, İtalya, Portekiz, Sırbistan, Gürcistan, İngiltere gibi pek çok ülkede ders ve seminer verdi, proje ortaklığı yaptı. Yiğit, şu an Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon Bölüm Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

blank

Öteki'den Haber Al

Buna da Bir Bak!

blank

The Conjuring / Korku Seansı (2013)

Korku Seansı, yeni nesil korku filmi meraklıları için gerçek bir

Dellamorte Dellamore (1994)

Michale Soavi’nin Dellamorte Dellamore filmi alışıla gelmiş Zombi filmlerinden ziyade