Takeshi Kitano’nun ilk yönetmenlik denemesi olan Violent Cop (1989), hem büyük bir yönetmenin doğuşunu müjdeleyen bir yapım hem de yeni Japon sinemasının çıkış noktasını belirleyen filmlerden biri.
Flow, büyük küçük herkesin anlayıp sevebileceği sınırsız bir erişilebilirlik içeriyor, konusu cesur ve mistik, hatta kaybettiğin bir şeyi bulmakla ilgili minik bir keşif anı bile içeriyor!
Guillermo del Toro’nun yönettiği Marvel uyarlaması Blade II (2002) en az ilki kadar iyi bir devam filmi çünkü ilk filmde çalışan unsurları muhafaza edip bir miktar geliştirmekle kalmıyor, hikâyeye yeni ve özgün bir boyut da katmayı başarıyor.
Karakter çatışmaları iyi yazılmış, iyi oynanmış keyifli bir yolculuk filmi Paul (2011), üstelik bir hayli komik. Müzikler, görüntü çalışması ve Paul’u seslendiren Seth Rogen’in katkısıyla harika bir seyirlik deneyimi sunuyor. Uçuk komedi sevenlere tavsiye ederim.
The Mighty Quinn (1989) kelimelere dökmesi hayli güç bir biçim ve atmosfer filmi. Sadece açılış sahnesini izlerseniz ne dediğimi anlarsınız, içeriği aşan bir biçim ve hava söz konusu.
Aydınlık-karanlık, iyilik-kötülük, beyaz-siyah, ışık (nûr), bilgi (hakikatin bilgisi) ve gökkuşağı… Edward Berger’in Conclave’i (2024), bu kavramların temsil ettiği şeyleri yeni Papa’nın seçilme süreci üzerinden tartışan şahane bir film.
Wishman’in afişine bakınca, Müjdat Gezen’in değeri bilinmeyen eşsiz filmindeki ağlak sesli, muşmula suratlı Homoti’yi anımsatan bir yaratık görecek, acaba onun gibi olabilir mi diye heyecanlanacaksınız.
Bazı filmler “neden çekildi?” sorusunu sordurtur. Smile 2 işte tam olarak o film. İlk Smile, şüphesiz başarılıydı: tüyleri diken diken eden atmosfer, psikolojik derinlik ve ürkütücü bir konsept. Peki bu film ne yapıyor? Bu mirası yerlere seriyor. Açık konuşalım: Smile 2, korku
Netflix’te karşıma çıkan Buy Now: Shopping Conspiracy belgeseli tam bir zihin açıcı oldu. Dünyanın en büyük markalarının arka planını sorgulayan bu yapım, bizi nasıl bir satın alma döngüsüne hapsettiklerini gözler önüne seriyor.
Lucio Fulci’nin 1984 tarihli filmi “Murder Rock”, 80’lerin parıltılı disco dünyasını ve giallo türünün karanlık cinayet gizemlerini aynı potada eritmeyi amaçlayan ilginç bir deney.
Ridley Scott’ın Gladiator 2 ile beyazperdeye dönüşü, sinemaseverler için büyük bir olaydı. İkonik bir filmin ardından 20 yılı aşkın süre sonra gelen bu devam filmi, beklentileri karşılamak yerine hayal kırıklığına uğrattı.
Her filminde farklı konulara hatta bazen de farklı türlere atlamayı seven Erik Poppe, bu filminde ceza, arınma, intikam ve affetme kavramları üstüne kafa yormuş. Troubled Water, filmografisindeki en iyi filmlerden biri.
Joel Bakan’ın aynı isimli kitabından uyarlanan The Corporation, şirket kavramının ne anlama geldiğini, nasıl icat edildiğini, nasıl büyütüldüğünü ve günümüzde neye tekabül ettiğini anlatan kıymetli bir belgesel.
Louie Psihoyos’un yönettiği The Cove, Uluslararası Balina Komisyonu (IWC) tarafından yasaklanmış olmasına karşın yunus ve balina avcılığına izin veren hatta bunu teşvik eden ancak inkâr eden Japon hükümetinin sebep olduğu katliamı gözler önüne seren bir belgesel.
Evcilik, Antalya’da, Altın Portakal'da izlemekten en keyif aldığım film oldu. Ümit Ünal’ın ustalığı, hikayeyi sanki bir satranç oyunu gibi kurguluyor. Her hamle, bir sonraki çatışmaya zemin hazırlıyor. Yönetmeni ben olsaydım, finalde daha karanlık bir köşeye sapmayı tercih ederdim ama ben bu filmin
Eroğlu Kızlar Orkestrası’nın zamanla unutulmaya yüz tutmuş hikayesini yeniden gün ışığına çıkaran Musa Ak ve Hasan Basri Özdemir, "Bir Orkestranın İzinde" adlı belgeselle izleyiciyi geçmişe doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor.
İzlediğim en iyi belgesellerden biri olan ve “Öğrendiklerimiz moda konusundaki düşünme şeklimizi değiştirdi, umarım sizin üzerinizde de aynı etkiyi yapar” diyen The True Cost'un bu temennisini yinelemek ister ve izleyen herkes üzerinde aynı etkiyi yapmasını dilerim.
Ceylan Özgün Özçelik, yönetmenliğini üstlendiği On Saniye ile elindeki malzemeyi, malzemenin de izin verdiği oranda kullanmayı başarıyor. Ancak film boyunca vaat edilen gerçek anlamda bir gerilim ve çatışma beklentisi karşılanamıyor ve anlatının derinleşemeyen hali, biraz hayal kırıklığı yaratıyor.
"Hakkı," Ege'de, dünya mirası listesinde yer alan antik bir kentin kalıntıları üzerine kurulu küçük bir kasabada, mütevazı bir hayat süren Hakkı’nın hikayesini anlatıyor.
Şurası bir gerçek ki Nuri Akıncı, farklı bir motivasyonla da olsa, bir filme iki ilki; hem ilk westernimizi hem de ilk Decameron uyarlamamızı sığdırmayı başarmış!
Cowspiracy (2014) belgeselinin devamı olarak görebileceğimiz Seaspiracy (2021), okyanuslara en büyük zararın balıkçılık endüstrisi tarafından verildiğini iddia ederken, bu sorunu görmezden gelen sözde çevre örgütlerini de itham etmekten çekinmiyor.