Aal (2010)

Van – İran film günleri için Van’da olduğum sırada karşıma çıktı Aal. İran İslam Cumhuriyetinin gönderdiği “izinli” filmlerden biriydi ve afişiyle de konusu hakkında pek bir fikir vermiyordu. Filmin başrol oyuncusu Mustafa Zamani’nin (Hani şu TV’de gösterilen Hz. Yusuf dizisinde Yusuf’u oynayan aktör) katılımıyla filmin Türkiye galası yapıldı ama gösterime girer mi bilinmez!

Hal böyle olunca film başladıktan beş dakika sonra anladım ki hayatımda  ilk kez İran yapımı bir korku filmi izleyeceğim. En kötüsüne bile dayanabilen sağlam bir “fantastik sinema izleyicisi” bünyesine sahip olduğumdan Cinevan sinemasının rahat koltuklarına gömülüp kendimi filme bıraktım.

Doğu mitlerinden beslenen film kendisine korkutma ikonu olarak, hamile kadınlara dadanıp onların bebeklerini çalan ve öldüren “Alkarısı”nı seçmiş. Tahranda çalışan bir mühendis olan Sina (Mustafa Zamani) bir görev için Ermenistan’a gidiyor ama bu aslında eski sevgilisi olan patronunun onunla yalnız kalabilmek için hazırladığı bir tuzak. Gel gör ki, Sina karnı burnunda hamile olan eşini de Erivan’a getirmiş. Tabi bu duruma epey bozulan patron-sevgili kadından kurtulmak ve Sina’yı tekrar kendisine aşık etmek için şeytani bir plan yaparak, doğaüstü kötülüklerden yardım istiyor.

Yönetmenliğini Bahram Azimi‘nin yaptığı Aal güçlü bir fantastik sinema örneği değil ama bu kadar dar alandan zaten böyle bir film çıkmasına da imkan yok. İran sinemasının kendine has kısıtlamaları mevcut. Mesela asla bir kadınla, erkeğin, evli olsalar bile, tensel temasını gösteremiyorsunuz. Hal böyle olunca bir dokunuşla özetlenecek kimi olayları açıklamak için karakterler epey bir dil döküyorlar.

Ayrıca bir Elm Sokağı Kabusu bölümünden daha çok rüya sahnesi içeren film bu yüzden bir süre sonra asap bozucu bir komediye dönüşüyor. Güzel planlar ve temiz bir kurgusu olmasına rağmen bu da 802lerin Hong Kong aksiyonlarındakine benzer abartılı oyunculuklarla zedeleniyor. İran’da filmlerin hala sesli çekilmiyor olması da ayrı bir ilginçlik. Filmde benim en çok dikkatimi çeken Sina’nın patronunu oynayan İran’lı oyuncu Ana Nemati oldu. İran sinemasının kadın yüzleri kesinlikle çok etkileyici…

Efekt, makyaj bakımından da fakir bir film Aal. Karşınıza bir şekilde çıkarsa göz atabilirsiniz ama özellikle arayıp bulacağınız bir iş değil. İran’dan gelen protest dalganın dışında, fantastik bir sinema örneği olduğu için dikkatimi çekti ve yazıp, paylaşmak istedim. Bunun dışında bir önemi yok.

Hazır fırsat bulmuşken İran sinemasının en büyük yıldızı ile de fotoğraf çektirdik. Biz adamın çok farkında değiliz ama kendi ülkesinde epey bir tanınıyor. Oyunculuğu fena değil aslında… 70’lerde olduğu gibi bizim sinemamıza transfer bile olabilir belki. (bknz: Cihangir Gaffari)

Not: “Alkarısı” bizim kültürümüze de çok uzak bir fenomen değil, biz de de bunun  “Albasması” şeklinde bir karşılığı var aslında… Tüm Orta Asya halklarını besleyen bir mit bu ve internet üzerinden biraz araştırdığımızda karşımıza şu çıkıyor:

“Al basması (Albastı), bütün Türk boylarında ortak bir kötü ruh inancıdır. Yörelere ve tarihin akışına göre -birbirine benzer olmak üzere- şu sözcüklerle adlandırılmıştır: Abası, Al, Albas, Albastı, Albıs, Albız, Alkarası, Alkarısı, Almıs. Doğum sırasında ve sonrasında gerek ana için, gerek çocuk için çok büyük bir tehlike olan Albastı ve bu ruhla ilgili inançlar Türkler’in çok eski devirlerinden günümüze dek gelen, halâ Anadolu ve Anadolu dışı Türkler arasında yaşayan önemli bir mitolojik unsurdur.

Karakteristik bir Türk motifi olan Al, Albastı ruhu, Orta ve Batı Türklerinde Albastı, Alkarısı; Osmanlı metinlerinde Albız; Uranha-Tuba Türklerinde Albıs; Altay Türklerinde Almıs; Saha (Yakut) Türklerinde Abası olarak bilinir. Kumuk Türklerinde Al karısı’nın adı “bastırık”tır; al basmasına da “bastırık basa” derler. Bu inanç Dağıstan halklarından Avarlarda da vardır. Kam’lar (baksı, şaman), Albastı’yı genellikle keçi suretinde görürler. Bu inançla ilgili olarak yapılan törenlerde Albastı, ana ve çocuktan uzaklaştırılmaya çalışılır. Saptanmış böyle bir törende baksı bir yandan ilahi/efsun okur, öte yandan bir koyun ciğerini lohusanın ciğeri yerine Albastı’ya verir. Çünkü Albastı lohusanın ciğerini alıp kaçar ve suya atar. Ciğer suya düşerse lohusa ölür. Bir baksı ilahisi/efsunu şöyledir:

“Ey şeytanlar, şeytanlar
Bu ciğeri alın
Buna kanaat edin
Bu kadını öldürmeyin
Zarar dokundurmayın.
Koyun ciğeri size yetmez mi?
Bu koyun ciğerini ciğer saymıyor musunuz?
Öyle ise elime kılıç alırım
Hesapsız ruhlarımla Size saldırırım.”

Yazar hakkında: Murat Tolga Şen

Çocukluğu Samsun'da eniştesinin müdürü olduğu sinemada film izleyerek, film parçalarına oyuncak merceğinde bakarak geçti. 2005 yılının sonunda "Öteki Sinema" yı kurdu. Beyazperde, Cinedergi ve Medyaradar'da yazıyor. Motor, yelken ve fotoğraf tutkunu... Film izlemeyi ve filmler hakkında yazmayı herşeyden daha çok seviyor.

10 Yorumlar

  1. Masis Üşenmez

    Sırf Erivan sahnelerini merak ettiğimden filmi seyretmek istedim şimdi. Murat bir kopya kapmışsındır inşallah:)

  2. Aslında yazıda buna da değinmek gerekirdi çünkü filmin neredeyse tamamı Erivan’da geçiyor. Mesela eli kılıçlı “Ana Ermenistan” heykelinin önünde epey bir muhabbet çevirdiler, Sina karakteri “bu heykeli bir yerden hatırlıyorum” falan dedi ama o olay herhangi bir yere bağlanmadan kaldı. Erivan güzel yermiş, film de dış mekan çekimlerine özenerek bunu iyi vermiş.

    Film 35mm’den gösterildiği için herhangi bir kopyasını istememe rağmen alamadım Masis’im.

  3. AL KARISI NEDİR
    Prof. Dr. Esma Şimşek
    Fırat Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı

    Lohusa hanımların korkulu rüyası olan alkarısı, Çin Seddinden Akdeniz kıyılarına; Buz denizinden Hind’e kadar yayılmış bir inanıştır. Bütün Türk Boylarında bilinen alkarısı; al bastı, al albıs, albis, almış, almiş, gibi isimlerle anılır. Bu inanış sisteminin geçmişi, çok eskilere dayanmaktadır. Türklerin, İslamiyetten önceki dinleri olan Şamanizm’de, alkarısı ve al basması olarak nitelendirilen “kötü ruhla” ilgili birçok inanışlar vardır. Yakutlarda, Kırgızlarda, Kazaklarda, Özbeklerde, Kazanlarda, vs. lohusa hanımı, “al karısından korumak için değişik çarelere baş vurulur.

    Al karısı, Kırgız – Kazak Türklerinin inanışına göre iki kısımdır:

    Kara Albastı:Ciddi ve ağırbaşlı bir ruhtur.

    Sarı Albasıtı: Doğum yapan kadının ve çocuğun ciğerini söküp suya atar.

    Hoca veya Baksı (Şaman)ların okumasıyla giderler. Sarışın bir kadın suretindedir. Bazen, keçi veya tilki suretlerine de girer. Baksı veya Ocaklı adamlar, “Albastı “yi yakaladıkları zaman :”Ey al bastı, zalim, Koy ciğerini yerine, Zavallının canın iade et. Sözümü tutmazsan, Bana hürmet etmezsen, Gözlerini çıkarırım” şeklindeki efsunu söylerler.Genel olarak al karısı, lohusa hanımlara ve atlara musallat olan korkunç bir yaratıktır. Uzun boylu, uzun parmaklı ve uzun tırnaklıdır. Çok çirkin ve iğrenç bir suratı vardır. Bedeni yağlı, uzun ve siyah saçlıdır. Saçları, aynı zamanda darma-dağınıktır ve kocaman bir başa sahiptir. Dişlere at dişi gibi iri ve seyrek, ayakları ise terstir. Bunlar lohusa kadınların ve yeni doğan çocukların ciğerlerini yiyerek beslenirler. Daha çok kırmızı elbise giyerler; su başında ve ağaçlık yerlerde yaşarlar.

    Gagauzlarda ise, insanlara kötülük yapan fene ruhlar olarak “Rusaliler”, “Çarşamba karısı / Babası”, “Cuma karısı/Babası” ve “Devler” vardır. Devlerin fiziki yapıları anlatılırken,bunların tepelerinde bir tek gözlerinin olduğu söylenir. Dede Korkut Hikayelerinde de, Oğuz Boyunun başına bela olan bir “Tepegöz” vardır. Bu vücuduna, hiç bir silahın tesir etmediği olağanüstü özelliklere sahip bir yaratıktır ve insanla perinin evliliğinden dünyaya gelmiştir. Tepegöz, her gün çok sayıda hayvan ve iki insan yer. Biz biliyoruz ki, al karısı da, periler taifesindendir. O halde Tepegözün annesinin bir peri kızı olmasını ve Gagauzlar’da kötü ruhların temsilcisi olan devlerin tek gözlerinin olması sebebiyle aralarında, rahatlıkla bir bağ kurabiliriz. Bazı araştırıcılara göre, albastı, Türklere Cermenlerden geçmiştir. Eski Cermenlerin Alp Ruhu ile, albastı aynı kaynaktan gelmektedir. Yani, “al bastı” aslında “Alp+bastı”dır. Zamanla değişikliğe uğranarak, bu hale gelmiştir.Cahit Öztelli ise, “al karısı” ile ateş arasında bir bağ kurar.

    Hiç şüphesiz, alkarısınm varlığına inanılan her yerde, aynı zamanda bundan korunmak için de değişik çarelere başvurulmuştur. Bunlardan bir kaçı şu şekildedir: Kars’ta; özellikle geceleri, lohusa hanımı yalnız bırakmazlar, geceleri ışığı sürekli yakarlar, hasta yalnız kaldığı zamanlarda ise, ağzına sakız vererek onun uyumasına engel olurlar. Elazığ’da; Lohusanın başucuna su, süpürge ve Kur’an-ı Kerim koyulur, yakasına iğne türü bir şey takılır ve yanında sürekli bir erkek (eşi veya yakın akrabalarından bir erkek) bekler. Elazığ’ın diğer bölgelerinde ise kadının başına soğan, demir çubuk ve Kur’an-ı Kerim konur.

    Andolu’nun bir çok bölgesinde; lohusanın başına beyaz yaşmak ve kırmızı tül bağlarlar. Kırmızı altın takarlar ve hastaya kırmızı şeker hediye ederler. Çünkü, al karısı, kırmızı rengi hiç savmez. Manisa/Karacaoğlanlı köyünde ise, kapının ağzına kazma kürek konur. Bir şişin üzerine, elma, portakal, üzerlik, çörek otu ve mavi boncuk, kırmızı bir kordelayla bağlanıp, lohusanın başına bırakılır.
    Çukurova bölgesinde de buna benzer tedbirler alınır. Çocuğun veya lohusanın yastığının altına soğan, ayna, tarak,ekmek, bıçak, hamayli koyarlar, yüzünü kırmızı bir örtü ile kapatıp, yatağına da bir iğne takarlar. Ayrıcı lohusanın bulunduğu yerdeki bütün suların ağzını kapatırlar. Çünkü, al karısı,bazen de kuş şeklinde gelip, suya boncuk atar ve o esnada çocuk ölür. Bu tedbirler alınmadığı taktirde, alkarısı, lohusanın yanına gelerek, onu rahatsız eder. Bu durum bölgelere göre, hıbilik, kekoz, pispatik karakura, kuşboğması, vs. gibi isimlerle anılır.

    Alkarısı, lohusanın yanına, değişik suretlerle gelir. Bazen, yakın bir akrabanın sıfatında, bazen çirkin bir kadın, bazen de kedi, köpek, keçi, kelle, vs. gibi şekillerde görünür, Alkarısı, daha kapıdan içeriye girer girmez, lohusanın üzerine bir ağırlık çöker. Hasta, o anda, aniden kalkıp dua okursa, alkarısı kaçar. Ama, hiç bir şey yapamaz, bağırmak istediği halde bağıramaz, al karısına yenik düşerse de, ya ölür, ya da büyük bir hastalığa maruz kalır.

    Buraya kadar, hep, lohusa hanımlara musallat olan al karılarından bahsettik. Ancak, bunların dışında, erkeklere, genç kızlara ve atlara gelen alkarıları da vardır. Çukurova insanın inanışına göre, kim şalvarını veya siyah renkteki bir kıyafetini, yastığının altına koyup yatarsa onu al basar. Elazığ’da, bu yaratığa Kekoz, Malatya’da ise Hıbilik adları verilir. Ama bunlar, alkarısı şeklinde değildir, daha değişik varlıklardır. Çünkü, alkarısı, erkeklerden korkar. Ancak, Erzurum’da bir kaynak şahıstan aldığımız bilgiye göre, kendisini al basmıştır ve o al karısını görmüştür. Al karısı, çirkin, koca kafalı ve dağınık saçlı bir yaratıktır. Genç kızlara musallat olan alkarısı ise “albıs” adı verilir. Bu, evlenmeyen bir kızdan türemiştir. Genç kızların yanına giderek, onların hastalanmasına sebep olur. Al karısı aynı zamanda kısraklarında yanına gider. Ahıra giden al karısı, atı iyice yorduktan sonra, yelelerini de örerek kaybolur.

    Buraya kadar olan kısımda, “alkarısını” folklorik açıdan inceleyerek, onu, bir inanış sistemi içerisinde ele aldık. Ancak, al karısının efsaneler içerisinde de ayrı bir yeri vardır. Konuları bakımından, değişik şekillerde tasnif edilen efsanelerin bir bölümü de, “olağanüstü varlıklar”la ilgilidir. İşte bu olağanüstü varlıklar arasında, alkarısı ile ilgili olarak da çok sayıda efsane anlatılır.Halkın inanışına göre, lohusanın veya bebeğin ciğerini yemeye gelen alkarısı, bir takım hilelerle yakalanıp, göğsüne bir iğne saplanırsa, tekrar eski yerine dönemez, o aileye hizmet edermiş. Konuyla ilgili olarak, Kars’ta, Erzurum’da, Erzincan’da, Gümüşhane’de, Diyarbakır’da, Bingöl’de, Elazığ’da ve Malatya’da, birbirine yakın efsaneler anlatılmaktadır. Bu efsanelerin bir benzeri ise, Çukurova bölgesinde, şu şekildedir.

    Hanımı yeni doğum olan bir adam, odaya giren al karısını görür. Al karısı, lohusanın ciğerini çıkartmak için uğraşırken, bir iğne bulup, bunun göğsüne saplar. İnsan şekline dönüşen al karısı, göğsündeki iğneyi çıkartması için adama yalvarır. Çünkü, kendisi iğneyi çıkaramaz ve çıkaramadığı için de, kendi taifesine dönemez. Al karısı, o ailenin işini yapmaya başlar. Bu, çok güzel hızlı bir iş yapar. Evin bereketi, gün geçtikçe artar. Birgün, ev sahipleri ile ekmek yapmaya başlayan al karısı, su getirmek için kuyu başına gider. Orada oynayançocuklardan birine, göğsündeki iğneyi çıkarması için yalvarır. Çocuk iğneyi çıkarınca, kadın yedi yıl hizmet ettiği eve doğru; “Evinizde hiç su bulunmasın; paranızın sayısını hiç bilmeyesiniz ve yaz-kış, evinizden odun ekmeksiz olmasın” der, sonra da çocuklara; suya atlayacağını, eğer suyun üzeri kan olursa, yakınlarının kendisini öldürmüş olabileceğini söyler. Al karısı suya atlayınca, suyun üzeri kanla dolar. O günden sonra da, bu ailenin evine hiç su bulunmaz, paralarının sayısını bir türlü öğrenemezler ve yaz-kış odunları hiç eksik olmaz.

    Bu efsanenin benzeri, al karısı inancının hakim olduğu, hemen hemen her bölgede anlatılmaktadır. Malatya’da Elazığ’da Erzincan’da, Kars ‘ta Diyarbakır’da, Bingöl’de, vs.hep aynı efsaneler biraz değiştirilerek, hikaye edilmektedir.Mesela, Elazığ’da anlatılan bir efsanede: İsmail Ağa adında bir kişi, uzaktan gördüğü ateşe doğru ilerler.(35) Oraya vardığında, bir al karısını ciğer pişirerek çocuklarına yedirdiğini görür. Çocuklar, doymadıklarını belirtince, al karısı; “Yarın da, İsmail Ağa’nın gelini doğum yapacak, oraya gidip, o üçüncü lokmasını alırken, kıl şeklinde ağzına girip ciğerini alarak size getiririm” der. Gerçekten de, ertesi gün, İsmail Ağa’nın gelini doğum yapar. İsmail Ağa, bunun yanında bekleyip, yemek yerken, üçüncü lokmayı gelinin ağzına vermeyip, yanında getirdiği ayran tuluğunun içerisine atar. Tuluk şişmeye başlar. Sonra, tuluğun içerisindeki kıl, alkarısı şeklini alınca,bunun göğsüne iğne saplayıp, evlerinde çalıştırmaya başlarlar. Al karısı 1-2 yıl bu aileye hizmek eder, ancak hep söylenenlerin tersini yapar. Sonra, onların sülalesine dokunmayacağına söz vererek, kendi taifesine dönmek için bir suya atlar. Fakat, periler taifesi, bunu kabul etmeyerek öldürürler. Köylüler, daha sonra, bu al karısının kanlı cesedini, gölde bulurlar.

    Al karısı, bazen de lohusanın yanına, bir kuş şekline girerek gelir. Buna, “Kuş boğması” adı verilir. Halkın inanışına göre, al; kocaman bir kuştur, buna “al kuşu” denir. Al kuşu, lohusanın yanındaki bebeğe basarak, onu öldürür. Bu, eve girerken, ağzı açık bir su kabı arar, bunun içerisine bir boncuk atar ve sırada etrafa bir ışık saçılır. Kuş, bu ışıktan faydalanarak bebeği öldürür. Suya atılan boncuğu, birisi görüp de eline alırsa, kuş kaçamaz ve oradakiler tarafından yakalanır . Bununla ilgili olarak, Çukurova bölgesinde, şöyle bir efsane anlatılmaktadır:

    Lohusanın bulunduğu odaya, al kuşu gelip de oradaki bir su kalıbına boncuk atınca, bunu, orada bulunan bir adam hemen alır. Boncuk alınınca, al kuşu, bir kadın şeklinde göze görünür ve buna yalvarmaya başlar. Adam, bir daha, ailesine ve sülalesine dokunmamak şartıyla boncuğu geri verir.

    Bu efsanenin benzerine, diğer bölgelerde rastlayamadık, ancak, bazı bölgelerde, sebebi belirtilmeksizin, lohusanın yanında ağzı açık su kabının bulundurulmasının iyi olmayacağını belirtmişlerdir.

    Al basması, erkeklerde daha farklıdır. Bunlar, daha çok gece uyurken, bir sesle uyanırlar. Gaipten gelen ses, bunları çok uzaklara, tehlikeli yerlere kadar götürerek orada bırakır. Bazen de, kedi, köpek, sırtlan, merkeb, gibi hayvan şekillerine girerler. Elazığ’da bu yaratığa, “Kapos”, Bingöl’de, “Harparik”, Malatya’da “Kıbilik veya Hıbilik”, Diyarbakır’da ise “Kepoz” adları verilir. Çukurova bölgesinde ise, bu durum “Kırk Basması” adı ile bilinmektedir ve umumiyetle, erkekler, yastıklarının altına şalvar koydukları vakit olur. Şu anda hayatta olan bir şahsımız, başından geçen “Kırkbasmasını” şuşekilde anlatmaktadır:

    “Gece, üzerimde büyük bir ağırlık hissettim, gözlerimi açtığımda, yanımda kısa kısa boyları olan kırk adamla karşılaştım. Bunlar, beni götürmek için uğraşıyorlardı.Kimi kolumdan çekiliyor, kimi bacağımdan, kimisi üzerime çıkıp, beni boğmaya çalışıyordu. O sırada, bazı akrabalarımı da gördüm, ancak hiç birisi bana yardım etmedi. Bir ara, dua okuyarak, biraz kendime geldim, o sırada baktım ki, gerçekten yatağın dışına çıkmışım, sanki beni birisi tutup çekmiş.Gözlerimi kapadığımda yine aynı kişilerle karşılaştım, yatağımı değiştirip başka bir odaya gittim, ama kırk adam da arkadan geldi. Neticede, bu durum sabaha kadar devam etti. Olanları anneme anlattığımda, annem ; “Şalvarını yastığının altına koyduğun için seni kırk basmış” dedi. Ancak, bu adamlar beni çekerken, ayağımı da ters tarafa doğru büktükleri için, bir hafta aksalarak yürüdüm ve ağrıyı hissettim”

    Bazen, lohusa ve erkeklerin dışında, genç kızları da al bastığını, daha önce zikretmiştik. Bugün, bu inanış unutularak, çoğu bölgelerde anlatılmaz olmuştur. Ancak, Adana’nın Osmaniye ilçesinde ikamet etmekte olan bir kaynak şahsımız, kendisini sık sık al bastığını belirtmiştir. İstemediği halde, bir gençle nişanlanan kaynak şahsıg ece rüyasında al basar. Yanına gelen kişi ise sevmediği nişanlısıdır. Adam, bunun yanına yaklaşınca, buna bir ağırlıkçöker, bağırma istediği halde hiç sesi çıkmaz, ellerini tutmak ister, yine tutamaz. Adam, olduğundan daha iridir, öyle ki upuzun kolları vardır, her bir tırnağı, 25 – 30 cm. boyundadır. Adam, kızı parçalayarak öldürmek ister. Neticede, bu kız nişanlısından ayrılır, fakat, al basmasından bir türlü kurtulamaz. Bunu sık sık al basar ve :”Bizimle geleceksin” diye kızı zorla götürmek ister. Kız, uyandığında, kendisini çok yorgun ve halsiz hisseder Halkın inanışına göre, periler de, bazen insanlara aşık olurmuş. İşte, o zaman, aşık oldukları kızın başkasıyla evlenmesine razı olmayıp, bunu yanlarına almak isterlermiş. O kıza da bir peri aşık olmuştur ve kendiyle gelmesi için, her gece zorlamaktadır. Bu durum, ünlü masal araştırıcısı Stith Thomsun’ın /Motif Indeks’inde de “F300. Perilerle irtibat kurma veya onlarla evlenme” şeklinde görülmektedir.

    Netice olarak diyebiliriz ki :

    a) Alkarısı ve albasması, insanlığın var oluşundan beri devam eden inanış sistemidir. Ayrıca bu, sadece bir halk inanışı olmayıp, aynı zamanda efsane tipidir. Değişik konuları ihtiva eden efsanelerin, “Olağanüstü Varlıklarla İlgili Olan Efsaneler” kısmında yer almaktadır.

    b) Bu efsaneler, yurdumuzun hemen hemen her yöresinde, birbirlerine benzer şekillerde anlatılmaktadır.

    c) Al basması, sadece lohusa hanımlarda değil, erkeklerde, genç kızlarda ve kısraklarda görülür.

    ç) Efsanelerin dini ve inandırıcı bir özelliği vardır, aynı şeyler, al karısı içinde söylenebilir. Bugüne kadar, birçok araştırıcı, al karısını veya al bastıyı bir inanış sistemi olarak değerlendirmiştir. Fakat biz, bu inanışların, zamanla nesilden nesile aktarılırken, inandırıcılık, kısa ve nesir şeklinde olma özellikleri ile efsaneleştiğini görüyoruz. Bunu da normal karışılamamız gerekir. Çünkü, hemen hemen her efsanelerin bir gerçeklik payıvardır.

    Bu güne kadar, Çukurova ve çevresindeki al karısı ile ilgili derlemeler, daha çok folklorik bir değer taşımakta olup, bu durumdan kurtulma çareleri üzerinde durulmuştur. Bizim birkaç yıllık yeni derlemelerimizde, erkekleri ve gençkızları da al basabileceğinin tespit edilmesi, derlemenin önemini göstermektedir. 4-5 satırlık bir al karısı efsanesi veya inanışı, Anadolu ve bütün Türk boylarında bilinmektedir. Bu da bize, Türk Kültür birliğinin bir ispatıdır.

  4. yaaa ben bu filmi nasıl izleye bilirimmm..murat..?

  5. evet bu filmi nasıl izleyebilirz. e_mail ile bize cvp verir misiiniz?

  6. Bu filmi çok uzun zamandir arıyorum, yardım eder misiniz izlemek istiyorum.

  7. Arkadaşlar, bu filmi geçtiğimiz Mayıs ayında Van’da düzenlenen Van -İran Film Günleri sırasında başrol oyuncusu Mustafa Zamani ile birlikte izledim. Açıkcası aktörün ülkemizde bu kadar hayranı olduğunu bilsem birlikte vakit geçirdiğimiz 3 gün zarfında sizler için bol bol fotoğrafını çekerdim.

    Filmi nasıl izleyeceğiniz konusunda hiç bir fikrim yok maalesef. İran büyükelçiliği bu etkinliğin hamilerinden olduğu için belki onlardan yardım istenebilir.

  8. Açıkcası biz ilk önce bu film’in çok tutulduğunu duymuştuk. Çok konuşulmuş diyorlardı.Film’in yorumunu bir türkten almak güzel ancak şaşırdım doğrusu. Özellikle Mostafa bu filmde oynadığı ve Yapımcı Ali Moallemle yakın olduğu için eleştirilmiş İranda. İlginç..
    Sizinde dediğiniz gibi keşke daha önce haberleşebilseydik belki bizim için bir iki soru sorardınız? :) Peki siz konuştunuz mu bilmiyorum ama tekrar Türkiyeye gelmeyi düşünür gibi bir hali varmıydı?

  9. bu filmi internetden bulamiyorum nasil izleye bilirim internetden ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: