House by the Cemetery (1981)

Lucio Fulci‘nin 1979-1981 yıllarında çektiği ”Mahşerin Dört Atlısı Gibi” diye tabir etmeyi pek sevdiğim dört aşırı vahşet içeren ”doğaüstü korku” filminden biri House by The Cemetry (1981). http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2009/07/house-by-the-cemetery-movie-poster.jpg

Çılgın dahi Fulci’nin diğer filmleri gibi, House by the Cemetry de, döneminin çok ünlü bir (veya birkaç) filminin neredeyse kopyası gibi seyreden bir film. Fulci’nin bu tarzını ve onun zamanında kopyacılıkla suçlanmasını, hatta hor görülmesi ama aslında filmlerini hep bambaşka dünyalara ve uç noktalara taşıdığını daha önceki Fulci yazılarımızda vurgulamıştık.

Bu sefer karşımızda Amityville Horror (1979), Changeling (1980) ve Mario Bava’nın Shock (1977) filmlerinden etkilenerek çekilmiş bir Fulci filmi var. Yeni bir şehre taşınıp, yeni bir eve yerleşecek olan küçük Bob ve anne babası, bu yeni evin barındırdığı korkunç dehşetlere maruz kalacaklar ve bu evin eski sahibi Dr. Freudstein’ın sırrını çözmeye çalışacaklardır. Bu sırada Bob ile psişik bir şekilde iletişim kuran küçük kızıl saçlı kız da, Bob’u o eve gitmemesi için uyarmaktadır. (Burada kişisel bir not olarak belirtmeliyim ki kendi kısa filmim My Grandmother‘da (2008) seçtiğim kızıl saçlı küçük kız oyuncuyu seçerken bu filmdeki kızıl saçlı kız hep kafamın arkasındaydı)

House  by the Cemetry’nin alt metinleri oldukça enteresan. Bunları yazının sonunda filmi izlemiş olanlar için tartışmaya açtım. Filmi izlememiş olanların önce filmi izleyip sonra yazının sonunu okumalarını tavsiye ediyorum. Filmin alt metinlerinin yanında, yüzeysel olarak baktığımızda da çok ama çok aşırı ve Fulci-ye özgün Grand Guignol sahneleri içerdiğini görüyoruz. Film, bu sahnelerle zamanında Video Nasty kara listesine girmiş. Özellikle ölmek bilmeyen yarasa ve üzerinden kanlar akan mezar taşı sahneleri benim favorim ve tabi bir de filmin açılış sekansı var.

Küçük bütçesine rağmen filmin son derece sağlam bir atmosfere sahip olduğunu görüyoruz. Zaten Fulci filmlerinin her zaman en güçlü yönlerinden biri olan atmosfer bu filmde de başrolde. Tekrar tekrar seyirciye sunulan evin ön cephesi, mezarlık ve bodrum kat filmin başlıca mekanları. Bunların yanında tabi bir de kütüphanede geçen sahnelerle, film tam tadını buluyor.

Başrolde Fulci’nin vazgeçemediği, bizlerin de çok sevdiği Catriona MacColl son derece başarılı. Oscar’lık bir performans değilse de, anne rolünde MacColl filmi başarıyla götürüyor. Bob rolündeki sevimli çocuk aktör ise gayet başarılı, ancak Bob’a yapılan rezil dublaj seyircinin epey sinirini bozuyor. (Bu arada bu çocuk aktör şimdi büyümüş koca adam olmuş. Ama hala eski günlerini unutmamış. Buyrun bakın myspace sayfası: http://www.myspace.com/therealgiovannifrezza )

Walter Rizzati’nin müzikleri harika. Özellikle açılış parçası kesinlikle 80’lerin kült İtalyan korku filmi müzikleri arasında en iyilerden. Soundtrack arşivlerinize hemen eklemeniz gerekiyor.

http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2009/07/002-5.jpg

Filmin en önemli ve üzerinde durulması gereken noktası iste filmin sonunda ne olduğu! Gizemli ve zeki olmaktan çok, sanki biraz aceleye gelmiş gibi bir sonu var filmin. Ben de bu filmi ilk defa arkadaşlarımla  4-5 sene önce izlediğimde, hepimiz gülmüş ve çok saçma bulmuştuk. (O zamanlar daha Fulci’yi tanımıyordum ama 80’ler korku filmlerine genel olarak bir sevgim ve ilgim başlamıştı. Bu filmleri hem şaşırarak, hem de gülerek izliyorduk arkadaşlarla… e tabi aslında hala da biraz öyle) Filmin sonunda ne olduğunu çözebilmek için, çok iyi niyetli bir şekilde Dr. Freudstein karakterinin ardında yatan derin manaları keşfe çıkmak gerekiyor.

Dikkat spolier içerir!  Filmi izledikten sonra okuyun!

Filmin sonunda anne ve babası Dr. Freudstein tarafından katledilen Bob’un bodrum katından kızıl saçlı küçük kız May’in yardımıyla kurtulur. Bir anda doğaüstü bir şekilde geçmişte buluruz kendimizi. May’in annesi May’e ”Bir Freudstein gibi davran kızım lütfen. Hadi artık gitme zamanı”. Film bir anda sürreal ve rüya gibi bir kimliğe bürünür. Ardından ”Hiçbir zaman bilemeyeceğiz… Canavarlar çocuk mudurlar? Yoksa çocuklar canavar mı?” gibi absürd bir cümleyle film sona erer. (Bu arada Imdb’de yazana göre Henry James’a ait olduğu idda edilen bu söz aslında Fulci tarafından uydurulmuştur) Buradaki canavar ve çocuk benzetmesi şüphesiz ki bir canavar olan Freudstein ve çocuk Bob için kullanılmıştır. Demek ki film, Bob ve Freudstein ile sembolik bir anlatım içermektedir.

Freudstein’ın Frankenstein’a bir gönderme olduğunu düşünebilir miyiz?http://www.otekisinema.com/wp-content/uploads/2009/07/housebustamae.jpg Acaba Fulci burada, diğer insanları öldürüp Bob’u öldürmeyen Freudstein canavarı ile, istemeden küçük bir kız çocuğunu öldüren Frankenstein canavarı arasında bir bağlantı mı kuruyor. Freudstein’ın kurbanlarından birini öldürürken (emlakçı kadın) canavarın sanki kadının bedeniyle oyun oynarmış gibi yavaşça ve defalarca sivri bir metalle vücudunu deldiğini görüyoruz. Bu sahnede çocuksu bir oyun (bir işkence) söz konusu olabilir mi? Freudstein’ın eli baltayla kesildiği zaman bir köşede oturup ağlaması da yine ona çocuksu bir hususiyet yüklüyor. Bununla beraber film boyunca evden çocuk ağlamalrı yükseliyor. House by the Cemetry çok fazla delil sunmasa da, dikkatli bakınca bu sembolik anlatımı içinde barındırıyor.

Bir de canavarın isminin ilk kısmı, yani Freud var. Burda da Freud-vari, psikanlitik bir çözümlemeye yol açılıyor. Aslında bütün bunların başından beri küçük Bob’un hayal dünyasında kurduğu fantaziler olup olmadığı geliyor insanın aklına. Filmin sonundaki ”yoksa çocuklar mı canavardırlar” sözü de burda geçerli olabilir.

Zaten Fulci’nin filmleri çoğunlukla böyle farklı çözümlemelere ve sürreal bir anlatıma sahip oldukları için, Fulci bu kadar saygı duyulan bir isim. Yoksa sadece aşırı vahşet sahneleri değil Fulci’nin mahareti.

Yazar hakkında: Can Evrenol

2007 yazında tamamen kendi imkanlarıyla, doğup büyüdüğü mahallede, arkadaşlarının da yardımıyla çektiği SANDIK adlı kısa film, ''Fantasia Film Festival'', ''BIFFF'' ve ''Frightfest'' ve dünyanın en önde gelen korku ve fantastik film festivallerine seçildi. Londra’da Middlesex Üniversitesi’nde ''Moving Image'' master'ı yaptı.

2 Yorumlar

  1. Eline sağlık Can!
    Sayende Lucio Fulci Yaşıyor! : )

    “No one will ever know whether the children are monsters or the monsters are children.” (”Hiçbir zaman bilemeyeceğiz… Canavarlar çocuk mudurlar? Yoksa çocuklar canavar mı?”) Bu arada bu söz Vinyan ve/veya Who Can Kill a Child? filmleri için de cuk oturmuyor mu?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: