Picnic at Hanging Rock, “her şey başlar ve biter” ve “gördüklerimizi sandığımız rüya içinde bir rüya” diyerek sonu olan yaşamın hüznünü duyumsatır süresi boyunca.
Kahramanlarına kazanırken kaybettiren, esas oğlanla esas kızı öpüştürmeyen, karanlık bir Yıldız Savaşları filmi bu. Yan hikâye dediklerine de bakmayın, Yıldız Savaşları filmi olduğunu Güç Uyanıyor’dan çok daha fazla hissettiriyor.
Post Apokaliptik bir ortamda geçen ve Asimov’un yarattığının dışında bir robot mitolojisi içeren, Hollywood harici bir film arıyorsanız Automata'ya şans verebilirsiniz.
Kültür endüstrisi ürünlerinden olan ve bir kurtarıcının zorunlu olduğunu işleyen The Matrix, kitlelerin bağlı oldukları zincirin farkına varmamaları, varsa da kurtuluş yolunu bulamamaları için bu zincire büyük bir halka daha eklemiştir.
Siyah istismar sineması (blaxploitation) akımının en önemli örneklerinden biri olarak kabul ettiğim "Across 110th Street" (Kirli Sokaklar) kelimenin tam anlamıyla bir kült film.
Predestination, zamanda yolculuk filmlerini sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken film, anlattığı insan hikâyesiyle türe yabancı olanların bile ilgisini çekebilir.
Time Out’un deyişiyle “korku döneminin hâlâ en iyilerinden biri” olan The Most Dangerous Game kaçmaz. Bir adada geçen insan avı filmi izlenmez de ne yapılır!