Kumun Tadı (2014) 1 – 12032154014 b7fd9359f3 z

Kumun Tadı (2014)

27 Aralık 2015

13774434575_4251e2201c_zHamit (Timuçin Esen), İstanbul’un tekinsiz mahalleleriyle, şehirden çok uzak olmayan Karadeniz sahilindeki yoksul bir sınır kasabası arasında gidip gelmektedir. Kömür tüccarı olan ve insan kaçakçılığı yapan Ali (Mustafa Uzunyılmaz) için çalışan Hamit, kamyonetiyle kömür götürürken dönüşte kaçak göçmenler getirmektedir. Hamit’in tek tesellisi, yurt dışından bir araştırma projesi için çalışmaya gelmiş, botanik bilimci Denise’dir (Mira Furlan). Hamit ve Denise, geceleri denizin kenarında, ıssız bir kulübede gizlice buluşurlar. Yeni bir grup mültecinin kasabaya gelişi ve mahsur kalmasıyla beraber gerilim daha da artarken ikilinin ilişkileri kırılmaya başlar.

Genellikle yazdığım kritiklerde filmin konusundan pek bahsetmem, kritik yazmak filmin konusunu yazıp altına üç-beş satır eklemekten daha ötesidir ancak bazen de buna şiddetle ihtiyaç duyuyorum. Kumun Tadı örneğinde olduğu gibi… Çünkü, bir stil denemesi ve filmin yönetmen Melisa Önel’ın kendi tanımlamasıyla “atmosfer filmi” olan Kumun Tadı’nın hikayesi filmi izlerken değil, yukarıdaki satırları okurken anlaşılabiliyor.

Screen International yazarı Vladan Petkovic filme dair kaleme aldığı eleştiri yazısında, Kumun Tadı’nı karanlık ve kasvetli bir yapıt olarak tanımlıyor. Görüntü yönetmenleri Meryem Yavuz ve Julian Atanassov’un tekniğinin de filmin karanlık hikayesine gerilimli bir atmosfer eklediğini; başroller Timuçin Esen ve Mira Furlan’ın performanslarının yoğunluğunun ise filmi güçlü bir duygusal gerilime dönüştürdüğünü ekliyor.

Adı-soyadı Vladan Petkoviç olan birinin Kumun Tadı’ndan bu denli etkilenmesi beni şaşırtmadı ancak büyük oranda Kültür Bakanlığı desteği ile çekilen ve 51. Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal yarışma kısmında jüri karşısına çıkan filmin, bir ‘Türk/iye filmi’ olduğunu varsayarak bu satırlarda yazan şeyi izlediğimi söyleyemem. Evet, film biçimsel olarak karanlık-tedirgin edici ve umutsuz olmayı deniyor, görüntü yönetmenleri, kimi yanlış seçimlerle de olsa, bunu sağlamak için ellerinden geleni yapıyor ancak Feride Çiçekoğlu’nun yazdığı senaryo ya da Melisa Önel’ın yönetmenlik tercihlerinden olsa gerek; film kendi yarattığı karakterlere o kadar yabancı ve mesafeli duruyor ki seyircinin herhangi bir duygusal eziyet yaşaması mümkün değil. Sadece Ahmet Rıfat Şungar’ın oynadığı karakterle ya da göçmen ana-kız ile bir duygusal etkileşim içine girmek mümkün.

Kumun Tadı, yönetmen Melisa Önel’in ilk uzun metrajlı filmi, “ilk filmlerin günahı olmaz” derler ama her yıl bir sürü ilk film üreten ve sonrasında o sinemacıların yeni bir film yapabilmesine imkan vermeyen sektör şartlarında, tüm sinemacıları ortaya koyduğu eserle değerlendirmekle mükellefim.

Kumun Tadı, kendi varoluşuna inanmayan, güvenmeyen bir stil denemesi ancak filmin yaratmak istediği etkinin bu ülkede çok az alıcısı var. Ülke sinemasının üzerine sinen Doğu Avrupa romantizminin yeni bir örneği daha… Keşke Melisa Önel hazır bu kadar çok destekten de faydalanmışken “kaçak göçmenler” sorununu odağa alan bir film çekseymiş. Oldukça kişisel bir hikayeyi aktarırken fona mühim meseleleri koyan, sonra da filmin PR’ını bunun üzerinden tanıtan/yürüten anlayışı çok benimsemiyorum. Evet, bu filmde Türkiye üzerinden başka ülkelere geçmek isteyen göçmenler var ama bu bir mülteci filmi değil.

Filmi görmeden önce bazı eleştirmen arkadaşlarım, başlangıç ve final sekansındaki görüntü yönetmenliğini övmüştü ancak orada da Vimeo’da izlediğim kısa filmlerde gördüklerimden daha fazlasını bulamadım. Filmin ismini beğendim çünkü izledikten sonra ağzınızda gerçekten öyle bir tat bırakmayı başarıyor ancak sırf bu etki için 2 saatlik bir film çekmek olmaz! Ortada orijinal bir şey yok, aradım ama bulamadım. Senaryo hali etkileyici sayılabilir ancak ortaya çıkan sonuç oldukça ‘etkilenmiş’ bir biçim denemesinden ibaret.

1 milyon TL bütçeli Kumun Tadı, ülke sinemasında cama nefes verdiğinizde oluşan buhar kadar etki yapıp sonrasında yok olacak/unutulacak bir film. Altın Portakal jürisinden de eli boş döndü. Haftanın en zayıf seçimlerinden biri olacaktır, ancak iflah olmaz derecede festival filmlerine düşkün olanlara önerebilirim.

blank

Murat Tolga Şen

6 Kasım 1973 doğumlu ve tipik bir Akrep burcu olan Murat Tolga Şen, 2005 yılında Öteki Sinema'yı kurarak yayın yönetmenliğini üstlenmiştir.

OFCS (Online Film Critics Society) üyesidir. 2010 yılından bu yana Beyazperde sitesinde yazarlık yapmaktadır. 2012-2023 yılları arasında Medyaradar sitesinde TV sektörüne dair eleştiriler kaleme aldı. 2014-2016 sezonunda Okan Bayülgen’in Dada Dandinista adlı programının yazı grubunu yönetti.

2017-2019 yılları arasında Antalya Sinema Derneği’nin danışmanlığını yaptı. 2014-2023 yılları arasında Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’nda oyunculuk yaptı. Bir Notanın Hikayesi adlı belgeselin senaryo yazarıdır ve Agatha'da Cinayet adlı tiyatro oyununu yazmıştır.

Ayrıca, Bir İz - Madımak belgeselinin danışmanlığını üstlenmiştir. Yazılarına Beyazperde ve Öteki Sinema'da devam etmektedir. Veteran bir yelkenci olan Murat Tolga Şen, 2021'den bu yana ressam Yalçın Gökçebağ'ın sanat menajerliğini yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

blank

Öteki'den Haber Al

Buna da Bir Bak!

Şah Mat (1989) ve Stefan Zweig'in "Satranç"ı 2 – şahmat

Şah Mat (1989) ve Stefan Zweig’in “Satranç”ı

Aynı evde yaşayan iki arkadaş olan Nedim ile Ferhat arasındaki
Lorenzo’s Oil (1992) 3 – lorenzo1

Lorenzo’s Oil (1992)

“Hayat sadece mücadele ile anlam bulur. Zafer ve yenilgi sadece