Gölge e-Dergi 13.Sayı
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Eylül 2008
Kategori: Ortaya karışık
Gölge e-Dergi Ekim sayısı, 1. yaşını dolduran derginin uğursuz 13. sayısına denk gelemedi. Yine bütün işler yolunda. Bir senedir her aybaşı olduğu gibi söz verdiğimiz vakitte masa üstünüzde yerini alıyor.
Gölge e-Dergi hikâye sayfalarında bu ay Mert Yanıkoğlu’ndan Arabacı Celal Efendi ve Oğuz Özteker’in yazdığı Film Sinemada İzlenir öykülerini bulabilirsiniz.
Gölge’nin bu ayki çizgi roman sayfalarını Şükrü Bağcı’nın yazıp çizdiği Canlı Bomba, Cengiz Bostan’ın yazıp çizdiği Kıran Kırana, Rıdvan Şoray’ın yazıp çizdiği Paronayak ve Emrah Çıldır’ın yazıp çizdiği Zahiri’nin 4. bölümü oluşturuyor.
Ümit Kireççi’nin yazdığı Sosyal Sorunlar ve Comics Alemi, Masis Üşenmez’in yazdığı Heroes; Hepimizin İçinde Bir Kahraman Gen Yatar, Hasan Nadir Derin’in yazdığı Küllerinden Doğan Denir Adam ve Barış saydam’ın El Violin incelemeleri bu ay Gölge’nin sayfalarında.
Ve karikatürist yazar Behiç Ak son romanı “Uyku Şehir” Üzerine “yazarının kaleminden” yazısı ile Gölge’ye konuk oluyor.
Gölge e-Dergi’yi pdf okumak için
Gölge e-Dergi’yi flash olarak okumak için
Gölge e-Dergi için alternatif linkimiz
“Hadi Ucuz Bir Film Çekelim”
Yazan: Murat Tolga Şen 28 Eylül 2008
Kategori: Ortaya karışık
Meksika’da küçük bir kasabada yedi bin dolarlık bir bütçeyle çektiği ilk film “El Mariachi” ile Hollywood’a transfer olan ROBERT RODRIGUEZ, genç sinema öğrencilerine 10 dakikalık bir seminerde aşama aşama film çekmesini öğretiyor.
“Günaydın sınıf! Bir süre önce ünlü bir yönetmen şuna benzer bir şey söylemişti: ‘Film çekmekle ilgili olarak bilmeniz gereken her şeyi 1 haftada öğrenebilirsiniz.’ Fazla iyimsermiş. Bunu 10 dakikada öğrenebilirsiniz.
Çocuklar, saatlerinizi kontrol edin; 10 dakika boyunca burada olmayacağız. “Evet, demek yönetmen olmak istiyorsunuz! (Tüm sınıf “EVET!” diye bağırır) Yanlış! Sizler yönetmensiniz. Yönetmen olmak istediğiniz andan itibaren yönetmensiniz. Üzerinde yönetmen olduğunuzu belirten bir kartvizit bastırın, bunları arkadaşlarınıza dağıtın. Bunu böyle düşünüp kavradığınızda bir yönetmen olacaksınız ve bir yönetmen gibi başlayacaksınız. Devamını oku
Süpermenler (1979)
Yazan: Murat Tolga Şen 28 Eylül 2008
Kategori: Fantastik Türk
İtalyan yönetmen ve yapımcı avukat Italo Martinenghi’nin Erler Film-Türker İnanoğlu ile birlikte gerçekleştirdiği Süpermenler (1979) önceliği olan, dünyanın birçok ülkesinde başkaca bölümleri çevrilmiş, güldürü türünde bir dizinin İstanbul’da geçen bir macerasıdır.
Süpermenler (İtalyadaki adıyla Tre Superuomini contro il padrino-3 Süpermen Babaya Karşı) bir çeşit Süpermen taşlaması olmak niyetindedir. Kahramanlarından Murat (Cüneyt Arkın) bir özel hafiyedir. Yavşak (Nic Jordan/Aldo Conti) ve kekeme Matrak (Sal Borghese) ise iki sevimli üçkâğıtçı. Süpermen’e benzer giysiler giyerlerse de hiçbir “süper” güce sahip değildirler.
Filmin öyküsü bir buluşla başlar: Einstein’ın formüllerini inceleyen Prof Vak Von Vong (Ali Şen) bir zaman makinesi icat eder ve ilk denemesini İstanbul’da yapar. Profesörü ve bir bilim adamını (Orhan Elmas) eski Bizans’a geri getiren makine, aynı zamanda Bizans hazinesinin yerini saptamaya da yarar.
Zaman makinesi New York’ta yaşayan Babaların Babası’nın (Aldo Sambrel) ve danışmanının (Toni Corti) ilgisini çeker. Baba hem eroin trafiğini denetlemeye hem de bazı ailevi sorunları halletmeye çalışmaktadır: kızı Agata (Güngör Bayrak) sevgilisiyle (Ünsal Emre) bir olup ona ihanet etmekte, kendisi için seçilen nişanlı Macaroni’yi (Nejat Gürçen) istememektedir. Baba üstelik eşiyle (Neriman Koksal) sürekli tartışmaktadır. Devamını oku
Brainscan (1994)
Yazan: Masis Üşenmez 27 Eylül 2008
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Korku Filmleri
Hollywood’un değeri bilinmeyen nadide çocuk yıldızlarından American History X ve Terminator 2‘deki kompozisyonlarıyla bende ayrı bir sevgi, saygı kazanmış Edward Furlong‘un başrolünde oynadığı yine pek bilinmeyen ama seyir zevki yüksek bir film ile karşınızdayız. 1994 yapımı Brainscan belki de gerçeklikten kopma, hayalle gerçek arasında kısılma gibi konuları işleyen Existenz, Matrix, Avalon, Vanilla Sky gibi yapımların da öncülü konumundadır.
Öteki Sinema için yazan: Masis Üşenmez
Benim gibi bilgisayar oyunlarının tüm evrimine şahit olmuş yaşıtlarım için de ayrı bir seyir zevkine sahip Brainscan’de Furlong’un can verdiği Michael Bower karakteri hayattan kendini fazlası ile dışlamış, karşı komşu kızını kesmekten başka bir cinsel deneyimi olmayan, kayıp kuşağın kayıp karakterlerinden biridir. Çöp film, Heavy Metal ve bilgisayar oyunları gibi bu tür karakterlere çokca yakıştırılan zevkleri bulunan Michael bir gün yeni bir tür oyunla karşılaşır. Oyun kişiyi hipnotize edip oyuncuyu bir seri katilin yerine koymakta ve ona çeşitli görevler vererek başarmasına yardımcı olmaktadır. Bunun için de oyunun Trickster(T. Ryder Smith) adlı bir eğitmeni vardır. Oyun kişinin beyninde oynandığı için Michael’in bildiği yerlerde geçmektedir. İlk oyununda Michael komşunun evine girer ve hafif hafif komşusunu doğrayarak ayağını da anı olsun diye alıp buzdolabına saklar. Ancak her şeyin oyun olduğunu düşünen Michael sabah kalktığında karşı komşusunun gerçekten öldürüldüğünü görecek ve buzdolabında da gerçekten de kesik ayağı bulacaktır. Polisin de iz üstünde olduğunu bilen Michael tek kurtuluşunun tekrar oyuna girerek Trickster’ın yardımları ile olaylardan kurtulmak olduğunu düşünse de zaman içinde işler daha da içinden çıkılmaz bir hal alacaktır. Devamını oku
Cabin Fever (2002)
Yazan: Murat Tolga Şen 25 Eylül 2008
Kategori: Korku Filmleri
İyi bir korku filmi çekebilmek için türe hakim olmak gerektiği herkesçe bilinen bir ön koşuldur. Bu şartı yerine getiren isimlerden birinin adı vermekten hiç çekinmeyeceğim: Bayanlar baylar, karşınızda Eli Roth. Bu ismin korku türünün başucu filmlerine olan hakimiyetini sergilediği filmi ise Cabin Fever‘dır. Ya da bilinen Türkçe ismiyle “Dehşetin Gözleri”. Film ile çevrilen ismi arasında herhangi bir bağlantı kurmamaya alıştı Türk seyircisinin bünyesi. Ancak buna rağmen yine de duramayıp film boyunca dehşetin gözlerini aramadım dersem yalan olur..

Cabin Fever’ın gerçek anlamı ise; çeşitli doğal afetlerden ötürü (sel, çığ ve hastalık gibi) eve sıkışıp kalmaktan korkmaktır. Peki bu sıkışıklık insana neler yaptırır? “Çakılacağını bildiğin bir uçakta olmak gibi..Etrafındaki herkes bağırıp çığlık atarken uçak, aşağı düşmeye devam ediyor. O anda hastalık kapmış birinin yanında oturmaktan çekinir misin? Nasıl olsa ölmeyecek misin?” Ve o ana kadar herhangi bir yakınlaşması olmayan çiftimiz sevişmeye başlar…. Kaptığın hastalıktan kurtulamayacağını bilmek ya da düşen bir uçaktan sağ çıkamayacağını anlamak nasıl bir psikolojiye sokar insanı? İşte bu filmde bunu tabir-i caizse damardan hissediyorsunuz. Devamını oku
























