Picnic at Hanging Rock, “her şey başlar ve biter” ve “gördüklerimizi sandığımız rüya içinde bir rüya” diyerek sonu olan yaşamın hüznünü duyumsatır süresi boyunca.
Karşımızda, tüm zamanların en iyi, en yaratıcı, en sıra dışı, en kışkırtıcı ve benzersiz Kült Film’lerinden biri var. David Lynch’in ilk muhteşem eseri ve ilk başyapıtı “Eraserhead”
Kült Filmler Zamanı'na adeta beyin yakan, kötü şöhretli bir Japon filmiyle devam ediyoruz: Horrors of Malformed Men (1969). Öteki Sinema konseptine bu kadar çok uyan film az bulunur!
Sessiz sinema filmlerini sever misiniz? Sessiz sinemanın siyah-beyaz kurmaca klasiklerine bir şans verin derim ben. Başlamak için de Tod Browning’in The Unknown u (Bilinmeyen, 1927) iyi bir seçim.
Eyes Without a Face (1960) bugün hem Fransız sinemasının hem de genel olarak korku ve dehşet sineması tarihinin en önemli filmlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Black Sunday (1960) bugün tüm otoriteler tarafından bir fantastik sinema şaheseri, bir korku klasiği olarak kabul görüyor. Bunun en önemli nedeni, her daim ilk günkü tazeliğini koruyan benzersiz atmosferi...
Klasik okumalara ilaveten “Blind Beast”i (Môjû, 1969), Ödipal Kompleks (anne-oğul) ya da Stockholm Sendromu (tecavüzcü ve tecavüze uğrayan mağdur ilişkisi) üzerinden okumak mümkün.
“The Tenant”ın en iyi sahnesi, Trelkovsky’nin ilk kez ortak tuvaleti kullanmaya gittiği o tüyler ürpertici bölüm. O sahneden itibaren ipler tümden kopuyor ve kuşku yerini dur durak bilmeyen bir dehşete bırakıyor.
“Daughters of Darkness” (1971) en sevdiğim vampir filmlerinden biri. Bu sürprizlerle dolu kült filmi sekans sekans inceleyen ayrı bir inceleme yazma sözü vererek şimdilik bu kadar diyorum.
Saykodelik fantezi şaheseri “Performance” (1970) dönemine göre hayli sarsıcı, karanlık, bazı sahneleriyle seyircisinin adeta aklını alan, deneysel bir başyapıt.
The Devil Rides Out, şeytanî tarikatlar, okültizm, kara büyü ve Şeytanın hizmetkârlarına dair birinci sınıf bir korku ve dehşet sineması klasiği. Kült bir başyapıt!
Jigoku (The Sinners of Hell, 1960) sinema tarihinde çığır açan, birinci sınıf bir meydan okuma. Evet, hikayesi biraz karmaşık ve özellikle son yarım saatinin hazmı güç, her mideye her bünyeye uygun değil.
“Kült filmler yazı dizisi”nde ilk durağımız, bir tür fetişist görsel şoklar müzesini andıran, sado-mazoşist öğelerle tıka basa dolu Singapore Sling (1990).