Picnic at Hanging Rock, “her şey başlar ve biter” ve “gördüklerimizi sandığımız rüya içinde bir rüya” diyerek sonu olan yaşamın hüznünü duyumsatır süresi boyunca.
Poor Things (2023), hakkında kopartılan fırtınaya kıyasla zayıf bulduğum bir film oldu. Öncelikle Sezar’ın hakkı Sezar’a: Emma Stone ve Mark Ruffalo harika oynamışlar.
Öğretmenler Odası, metniyle, gerilimiyle, atmosferiyle sahiden kalburüstü bir yapım. Senaryoda İlker Çatak ile birlikte Johannes Duncker’ın imzası var. Özellikle Leonie Benesch ilkeli ve takıntılı öğretmen rolünde resmen döktürüyor.
Five Easy Pieces, Nicholson, Eastman ve Rafelson’un normal hayatlarında temsil ettikleri değerleri yansıtan çok özel bir filmdir ama onu evrensel kılan özelliği, hayatının belirli bir aşamasında iki arada bir derede kaldığı için hangi yöne gideceğini bilemeyen isyankâr gençliğin sorunlarına, çelişkilerine ve sıkışmışlık
Hayat’ta daha önceki Zeki Demirkubuz filmlerinde yer alan temaların birçoğu var. Ama Demirkubuz’un bu filmdeki bazı karakterleri yapılandırma tercihleri ve bazı olayları anlatma biçimiyle sinemasında birçok “ilk”in yaşandığına şahit oluyoruz.
Son tahlilde Fallen Leaves / Sararmış Yapraklar, bir aşk, sevgi ve dostluk filmi. Sinemada yalnızlığın bu kadar basit ve sade ama bu denli dokunaklı ve sarsıcı bir şekilde anlatıldığı çok fazla film yoktur.
Derviş Zaim’in Kıbrıs’ın ünlü dolandırıcısı Mustafa Serttaş’ı anlattığı Tavuri (2023), Türk sinemasında pek rastlamadığımız ölçüde özgün ve yaratıcı bir belgesel. Tavsiye ederim.
Sinemadaki büyüme hikâyeleri daha çok diyaloğa dayalıdır ama Close öyle değil. Filmde bir sürü iyi düşünülmüş, duyguları açığa çıkaran ve farklı anlamlara alan açan sahne var.
“Sisu, Fince bir kelimedir. Çeviride tam karşılığı yoktur. Durdurulamaz yiğitlik ve sarsılmaz azim anlamına gelir. Artık umut kalmayınca Sisu kendini gösterir.”
Kör Noktada merak duygusunu sürekli diri tutan, anlatımı dinamik, ritmi yüksek bir film. Michael Haneke’nin Cache ve Francis Ford Coppola’nın The Conversation filmlerini anımsatan bir muamma anlatısı var.
Andrey Tarkovski insanın anlam arayışına ortak olan filmleri, “hakiki filmler” olarak adlandırıyordu. Pablo Vierci’nin aynı adlı kitabından uyarlanan Kar Kardeşliği, bu bağlamda hakiki bir film, hem de en hakikisinden. İzlemenizi tavsiye ederim.
Uno (2004), bir hikayeyi başarılı bir biçimde işleyen ve klasiklerle beraber okunduğunda zevkli bir beyin jimnastiğine dönüşen küçük ve güzel bir film.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Önder Esmer’in, yapımcılığını ise Matthias Kyska’nın yaptığı Aşk, Ateş ve Anarşi Günleri: Türk Sinemateki ve Onat Kutlar (2023), Türk Sinemateki’ni ve kurucularından Onat Kutlar’ı anlatan bir belgesel.
Depresyon gibi son derece tehlikeli bir mental rahatsızlığı, ajitasyondan kaçınarak gerçekçi bir şekilde ele alan Güvenli Bir Yer, “Ateş düştüğü yeri yakar” deyiminin film formunu almış hâline benziyor.
Ticks, bir klasik olmaktan tabii ki fersah fersah uzak ama bütün saçmalıklarını kucaklayarak izleyebilenler için çok ama çok eğlenceli bir geceyarısı filmi.
Çeşitli sıkıntıları olmakla beraber Silent Night, John Woo’nun sinemanın köklerine dönüş çabasını simgeleyen, âdeta yüreğini ortaya koyduğu, ruhunu masaya sürdüğü kıymetli bir film.
New York’un birçok bilindik silueti, Manhattan’ın (1979) açılışından kapanışına kadar öyküye eşlik etmekle kalmaz, farklı ruh hâllerini yansıtmaya da bir nevi aracılık eder.
Alexander Payne’in The Holdovers’ı yokluk hissinin insanlar üzerindeki yıpratıcı ve yıkıcı etkilerine odaklanan bir drama. Farklı tarzlarda çeşitli yoksunluklar yaşayan üç insanın dramını izliyoruz.
Aşağı yukarı 20 yıl sonra Lawrence Kasdan’ın Silverado’sunu (1985) tekrar seyrettim, gene beğendim. Silverado, klasik western sinemasıyla revizyonist westernler arasında bir nevi geçiş sineması özellikleri taşıyor.
Tornatore’nin belgeseli Ennio (2021), insanı duygudan duyguya sürükleyen, sanatçının itirafları ve özeleştirileriyle zenginleşen, birinci sınıf bir belgesel.
David Fincher’ın son filmi The Killer (2023) öyle ahım şahım bir senaryoya sahip değil, oyunculuklarda da pek bir numara yok ama filmin montaj, ses ve görüntü çalışması sayesinde bariz bir şekilde sınıf atladığını düşünüyorum. Bu kritiği sırf bu yüzden yazdım.