Cloverfield (2007)

Cloverfield’i gördünüz mü? Cevabın Evet olduğunu kabul ediyorum. Peki Sevdiniz mi?

cloverfield2008dvdripdiqi6İşte burada filmi görenlerin yarısının heyecanlı bir Evet diğer yarısının da dudak bükmeli bir Hayır cevabı verdiğini düşünüyorum. Çünkü Cloverfield’i eğer hala görmediyseniz ve gitmeyi düşünüyorsanız, salondan filmi çok sevmiş yada gerçekten nefret etmiş olarak çıkacaksınız.

Cloverfield her şeyden önce son 10 yılın en riskli büyük bütce projesi olma özelliğini taşıyor. İnternette başlayan ve akıllıca yürütülen gizemli reklam kampanyasının ardından, ser verip sır vermeyen teaser’lar sayesinde en azından ne olabileceği konusunda bazı ipuçlar edinmemize rağmen, filmin adı açıklandığı vakit yeni bir şaşırma söz konusuydu. ortalama izleyiciyi geçin, “Attack of the Giant Monsters”, “İnvaders from outer Space”, “War of the Worlds” gibi fiyakalı Canavar filmi isimlerine alışmış tür takipcisi sinema seyircisinin de böylesi bir filmi, bir semt ismiyle kabullenmesi biraz zor olsa gerek…

Ama yönetmenin istediği de zaten bu; Seyirci salona girene kadar, onu her şeyin dışında ve bilgisiz tutmak. Film başlar başlamaz ilk şokunuzu yaşıyorsunuz. Sağdan, soldan gelen şaşıran sesler kafanızdaki sorunun cevabı oluyor “Adamlar filmi el kamerasıyla çekmişler” Eğer ortalama ve standartlara sadık ayrıca sinemada deneysel işlere girişilmesinden pek hoşlanmayan bir izleyiciyseniz hemen kalkıp gitmeniz, hem sizin, hem de filmi gerçekten izlemek isteyenler için iyi olacaktır. (filmi izlediğim salonda engizisyon işkencelerine maruz bırakmak istediğim birkaç şikayetci ve dırdırcı izleyici yine mevcuttu!) ama sabredip kendinizi ilk kez Blair Cadısı ile yaratılmış yeni aktüel gerçeklik duygusuna kaptırabilirseniz, bir fantastik film severin alabileceği en büyük mükafatlardan birine kavuşacaksınız.. Devamını oku

In the Mouth of Madness / Çılgınlığın Ötesinde (1994)

Yazan: Masis Üşenmez 27 Şubat 2008  
Kategori: Korku Filmleri

Dünyaca ünlü bir korku romanı yazarı olan Suttor Cane aniden ortadan kaybolur. Yayımcısı tarafından özel bir sigorta müşettişi olan John Trent yazarı bulmak için tutulur. Tent iz peşinde ilerlerken sadece yazarın romanlarında bulunan bir şehire gelir. Artık gerçek ve hayal birbirine karışmıştır…

http://img296.imageshack.us/img296/34/inthemouthofmadnessver2tq9.jpg1995 yapımı John Carpenter filmi In the Mouth of Madness 70lerde ve 80lerde fırtınalar estiren yönetmenin son iyi işlerinden biridir. Özellikle doksanlarda oldukca gözden düşen yönetmenin daha bitmediğini gösteren bir yapım olarak da saygıya değer. Ancak ne yazık ki eleştirmenler tarafından oldukça kötü not almıştır. Benim için ise bu film gerek Carpenter filmografisinde, gerekse korku türünde yapılmış en önemli işlerden biridir. Bir kere H.P. Lovecraft hikayesinden esinlenilmesi ayrıca Carpenter’ın Apocalypse Trilogy (Mahşer Üçlemesi) adını verdiği The Thing, Prince of Darkness’ın son halkası olması bakımından seyre değer bir yapımdır.

Seksenlerin ikinci yarısı ve doksanların ortalarına kadar geçen zaman özellikle H.P. Lovecraft hayranları için oldukca bereketli sinema uyarlamaları ile doludur. Şöyle bir bakacak olursak Re-Animator (1985), From Beyond (1986), The Curse (1987), The Unnameable (1988), The Resurrected (1992), Lurking Fear (1994), Necronomicon (1994) ve Dagon (2001) gibi birçok başarılı yapım bu dehanın hikayelerinden uyarlanmıştır.

Bu dalgaya tabi ki John Carpenter’ın kapılması, en göz önünde olduğu yılların Stephen King uyarlamaları ile geçtiği düşünülürse yadırganmayacak bir durumdur. Ancak şu da bir gerçektir ki H.P. Lovecraft’ın hikaye anlatıcılığına en yakın örnek de In the Mouth of Madness’dır. Devamını oku

Shocker (1989)

Bazı günler sizlere hangi filmi tanıtsam diye uzun uzun düşünüyorum. Aklıma yazacak hiçbir film gelmiyor, ama blogun güncel kalması için haftada bir iki eleştri yazısı da yazmak şart. Tabii ki kaliteli, seyre değer filmlerle karşınıza çıkmak gerek. İşte bu düşünceler içindeyken artık örümcek ağı tutmaya başlamış beynimin ücra köşelerinden birden Shocker ile çıka geldim.

Wes Craven ustamızın pek el üstünde tutulmayan 1989 yapımı bu çalışması her zamanki Craven mizahı ile bir seri katilin füturistik macerasını anlatıyor. Imdb’den 4.9 gibi düşük bir not almış film bana göre Craven’ın en eğlenceli çalışmalarından biridir. Tür olarak korku filmi denilemese de hem korku hem komedi unsurları ustaca harmanlanmış bir macera filmi demek daha mantıklıdır kanaatimce. Ayrıca her zamanki Craven’ın kötü baba/çocuk ilişkileri, medyanın kan tirajı, sosyal çarpıklıkları irdeleme sosları da eklenmiş. Ancak ortaya Freddy’e fazlaca benzeyen bir film çıkmış.

Filmin konusuna geçmeden önce müzikleri hakkında bilgi vermek isterim. No more Mr. Nice guy dediğimde yüzünde gülücükler açan 80 kuşağı gençleri varsa eğer filmin en önemli unsurunun müzikleri olduğunu da analyacaklardır.

Muziklerin Alice Cooper haşmetleri (Kendisi yıllar sonra da bir Wes Craven yapımı olan Freddy’nin ölümünde Freddy Krueger’ın babası rolünde oynamıştır) tarafından yapıldığı filmde, Megadeth’in unutulmaz bascısı Dave Ellefson, KISS’den Paul Stanley ve Def Leppard’dan Vivian Campbell gitarlarda, Whitesnake’den Rudy Sarzo yine bas guitarda, Mötley Crüe’den de Tommy Lee bateride Alice Cooper’a eşlik etmiş. Bu kadar Rock tanrısının ismini yazdıktan sonra sanırım biraz soluklanmamızın vakti geldi…

Devamını oku

Semum (2008)

Yazan: Murat Tolga Şen 12 Şubat 2008  
Kategori: Fantastik Türk, Korku Filmleri

Bir Hasan Karacadağ korkusu olan D@bbe’yi gördükten sonra bir daha Hasan Karacadağ bir şeyi olan hiçbirşeyi görmemeye yeminliyken, İçimdeki fantastik olsun çamurdan olsun (filme gönderme yaptım!) mottosuna dayanamayıp bugün kendimi en yakın sinema salonuna attım…. ve bu defa bir daha asla gnctrkcl (geneceterekecele!) gününde sinemaya gitmemeye yemin ederken buldum. 35 yaşında en yakışıklı ve verimli zamanlarında olan bendeniz, tamamı liselilerden oluşan gürültücü bir kalabalık için “liselim” şarkısını içinden ama bu defa nefretle söyleyen zavallı bir Ümit Besen gibi dayanmaya çalıştım. Ama filmi tek başıma izlemeye ve olabildiğince damıtarak gerçekten önyargısız bir kritik yapmaya kararlıydım. Önyargı konusunda kendimi ne kadar aşabilirim bilmiyorum çünkü, büyük beklenti:çok büyük hayal kırıklığı sözcüğünün bendeki anlamı Kore yapımı Kairo filminden sekans sekans araklanan! (bundan daha iyi uyan bir kelime bulamadım.) D@bbe, Yeni Türk korku ve fantastik sineması için umutlarımı tüketen film olmuştu. Ama bir yandan da umutluydum, Çünkü Okul adlı filmlerinden nefret ettiğim Taylan Biraderler’de Küçük Kıyamet ile muhteşem bir rövaşata golü atmış ve hem fantastik hem de iyi film olabilen bir yapıma imza atmışlardı.

Please click for english article

Semum’a bu haleti ruhiyeyle başladıktan hemen sonra X-Men jeneriği tadında akan jenerik de abartılı bir semum nedir, semuuum! ön girişi yapılırken eyvah! eyvah! demedim değil, ama neyseki ilerleyen zamanda bu defa karşımızdaki D@bbe gibi yaratığından daha ürkünç bir hilkat garibesi değil en azından hikayesi yürüyen bir filmdi…

Canan ve Volkan, mutlu bir evlilikleri olan genç bir çifttir. Yıllardır hayalini kurdukları gibi bir evin sahibi olmuş ve sonunda da bir sürü ikea mobilyası ile birlikte taşınmışlardır. (ikea çok akıllı bir strateji izleyerek neredeyse tüm dizi ve filmlere bu mobilyaları bedelsiz olarak veriyor) Hayatlarında herşey son derece yolunda gidiyor gibidir. Ta ki… Bir gün, sesindeki nöron yüzünden travesti sanılmaktan başka hiç bir endişesi olmayan Canan hiç kimsenin anlam veremediği garip davranışlarda bulunmaya başlar. Kendisine hakim olamamakta, sanki bir şey tarafından konrol ediliyormuşçasına davranmaktadır. Volkan eşinin bu durumuna çok üzülmekte ve kendince bir çıkış yolu aramaya çalışmaktadır. Canan’ın arkadaşı Banu ve Volkanın arkadaşı ? ayrıca asabi bahçıvan ve cinayet zanlısı yan komşu bu olan bitene pek üzülmektedir. vs vs.

Devamını oku

Homoti : 2. Yerli E.T vakası

Yazan: Murat Tolga Şen 12 Şubat 2008  
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Fantastik Türk

Yıllardır sıkı bir ucuz sinema meraklısı oldum. Bazılarının 5 dakika bile ayırmaya tenezzül etmediği kimisi ham film israfı kalitesindeki yüzlerce filmi soluk perdeli salonlarda, VHS kasetlerde, VCD’lerde DVD’lerde hatmettim durdum. Divx mefhumunun yaygınlaşması ile ortaya benimde izlemediğim daha onlarca film çıktı ve bunları hazmederken bir yandan da “Öteki Sinema” aracılığıyla sizlerle paylaştım. Çevremde sinemasal merakı ve bilgileri ile hatırı sayılır bir popülarite kazanmış olarak kasım kasım kasılırken birden onunla karşılaştım ve Evrenin büyüklüğü karşısında ezilmiş bir atom parçası gibi kendimden geçip sonsuz kederlere sevk oldum!

Birazdan sizi Video piyasasının DKA* sı olan fakat neredeyse tamamen gömülü kalmış akıllara zarar bir filmle tanıştıracağım… Bu öyle bir filmki, başka bir ülkede yapılmış olsa, rahatlıkla yaratıcısı Müjdat Gezen’in kurşuna dizilmesi yada İlkokul çocuklarına taşlattırılarak recm edilmesiyle sonuçlanacak tepkilere yol açabilirdi. Fakat öte yandan da buram buram kitsch atmosferi ile çoğu blockbuster*dan daha ilgi ve zevkle izleniyor. Yine de eğer MGSM (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) sınavına katılacak öğrencilere bu film bir kez izletilse herhalde Müjdat abi o sene mezun veremez diye düşünüyorum!

Devamını oku