Hangisi daha müstehcen?
Yazan: Murat Tolga Şen 31 Mayıs 2009
Kategori: Kavram - Kuram
Şahsım için önemli bir Türk büyüğü ve düşünürü olduğuna inandığım Nuri Bilge Ceylan’ın da söylediği gibi güzel ve yalnız olan ülkemin sinema seyircilerinin çoğunun aksine vizyon takip etmek gibi bir alışkanlığım yoktur. Seyretmediğim her film, yeni bir filmdir benim için… Vizyonda salon kapmış, şişirilmiş bir yapım yerine, hayat memat yarışında kaçırdığım eski ama önemli bir filmi görmeyi her zaman tercih ederim.
Bugün yine böyle bir film izledim. Zamanında yönetmeninin, Reagan sonrası Amerikan yeni Sağ’ını temsil ettiği için uzak durduğum bir filmdi; The People vs. Larry Flynt… Ama ne yalan söyleyeyim; anlatımı ve konusu ile ters köşeye yatırdı.
Filmi izlerken, Larry’nin ilk mahkeme macerasını yaşadığı bir anın ardından yaptığı konuşma ise beynimde şimşekler çaktırdı!
Bir kaç ay önce, “70′ler Erotik Türk sineması” temalı Disko Kralı programına katıldığım günün gecesinde beynimde üreyen ama program biteli çok olduğu için kendime söyleyip durduğum, sıkışmışlıktan başka hiç bir his vermeyen bir laf öbeği… O zamandan beri, böyle bir saptamayı yaptığım için kendimle de az gurur duymadım değil! kafamın içinde, defalarca programa yeniden katılıp, lafımı söyleyip, Okan Bayülgen’in ve seyircinin avuçları patlarcasına alkışladığı bir anda , Aziz Kedi ve makina ekibi tarafından omuzlara alınarak stüdyoda zafer turu attığım ve akabinde tüm kanallara benzer beyanatları verip, memleketin fikir özgürlüğü savaşcısı olduğum o anı hayal edip durdum. (Tamam, biraz abartmış olabilirim!)
İyi ama gerçek hayatta işime yaradı mı bu düşüncelerim…? Elbette hayır! Bayülgen’in tüm samimiyeti ile hazırladığı program yine koyu bir muhafazakarlıkla sabote edildi. Seks ve onun oyuncuları belki eskisinden daha da kirli oldular ve bir 10 yıl sonra, cesur bir programcının tekrar deneyeceği ana kadar yeniden kendi yalnızlıklarında kayboldular… O sebeple beynime yazıp durduğum ve Flynt’in ağzından yıllar önce söylenmiş şeklini de duyduğum bu anda tasarladığım üzere, bu düşünceleri Flynt’inkilerle harmanlayıp sunabileceğim yegane alan vardı; “Öteki Sinema” ve iyi ki de vardı. (Aslında ekşi’de bu özgür fikrin savunulacağı iyi bir platform… ama çaylaklıktan kurtulamamış bendenizin henüz böyle bir şansı yok!) Devamını oku
Woetoli (2008)
Yazan: Murat Kızılca 31 Mayıs 2009
Kategori: Asya Sineması, Doğaüstü Fenomen, Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
Woetoli 2008 yılı mahsulü Park Jae-Shik tarafından yazılıp yönetilmiş olan Güney Kore/Japonya ortak yapımı bir film. Uluslararası İngilizce ismi ise The Loner. Yönetmenin ilk uzun metraj film denemesi.
Ha-jeong ve Soo-na liseye giden iki yakın arkadaştır. Ha-jeong fazlasıyla içine kapanık bir kız olduğu için sınıftaki serseri tayfanın alaylarına hedef olmaktadır. Soo-na sınıfta onu koruyan tek kişidir. Sağır ve dilsiz annesi ile beraber yaşayan Ha-jeong bir gün sınıfın serseri tayfası ile sokakta karşılaşır. Onu iç çamaşırı satan bir dükkandan hırsızlık yapmaya zorlarlar. Yakalanan Ha-jeong dükkan sahibinden sokak ortasında sağlam bir sopa yer. Bu olayın ardından odasına kapanan Ha-jeong okula gitmemeye başlar. Soo-na dahil kimseyle konuşmamaktadır. Öğretmenin baskısı ile serseri tayfanın lideri, Ha-jeong’dan özür dilemek için evine gider. Beraber odadayken Ha-jeong boğazını kesmek suretiyle intihar eder. (Bol kanlı, şok edici, başarılı bir intihar sahnesi.) Soo-na yakın arkadaşının ölümünden çok etkilenir. Büyükannesi ve dayısıyla beraber yaşamakta olan Soo-na kendini odasına hapseder. Dayısının nişanlısı olan Yun-mi, Hikikomori (kendini toplumdan soyutlayan, tamamen içine kapanan insanlara verilen ad) konusunda ihtisas yapmış olan bir psikiyatristtir. Soo-na’ya yardımcı olmaya çalışırken genç kızı rahatsız eden bambaşka olayların farkına varacaktır. Devamını oku
Dr. Jekyll ve Bay Hyde’ın Beyazperde Serüveni
Yazan: canevrenol 31 Mayıs 2009
Kategori: Kavram - Kuram, Ortaya karışık
1886 yılında, İskoç yazar Robert Luis Stevenson tarafından yazılmış olan Strange Case of Dr Jekyll and Mr. Hyde, gelmiş geçmiş en büyük klasiklerden biri kabul ediliyor. Öyle ki, ”Dr Jekyll ve Mr. Hyde” tabiri insanın içindeki çifte kişilik ve yine insanın içindeki iyi ile kötünün savaşını ifade eden bir tabir olarak bütün dünya dillerine çoktan yerleşmiş durumda. Hepimizin aşina olduğu hikayede, Londra’da yaşayan saygın bir doktor olan Jekyll’ın, icad ettiği bir iksir ile vahşi Mr. Hyde’a dönüşmesi anlatılıyor. Dr. Jekyll’ın kendi içinde savaştığı karanlık yanının ete kemiğe bürünmüş hali olan Mr. Hyde, vahşi, ahlaksız, saldırgan ve kötü kalpli olmasının yanında, çirkin, deforme, hatta bir ”ilk insan”a benzer olarak tasvir ediliyor Stevenson tarafından.
Öteki Sinema Televidyon’da
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Mayıs 2009
Kategori: Haber - Etkinlik
Gerçi Blog ödülleri biteli epey oldu ama bugün Tolga Demirtaş’ın mailiyle gelen şu videoyu tüm “Öteki” okurlarıyla paylaşmak istedim. İnternet televizyonu Televidyon’un Sinema kanalı Sinevidyon’u hazırlayan Özgür Poyrazoğlu ve Ender Ayna, “Blog Ödülleri 2009″ çerçevesinde kendi ilgi alanlarına giren 10 blogu tanıtmaya karar vermişler ve “Öteki”den de övgü dolu sözlerle bahsetmişler, sağolsunlar varolsunlar. Hatta Özgür Poyrazoğlu oyunu da bizim “Öteki” için kullanıyor. Birinci olmamıza değil ama “Öteki”nin kalplerdeki kaymak olduğunu anlamamıza yetti. Demek ki hızımız iyi, rotamız doğru… Öteki, B sineması için en güçlü yerli kaynak olmaya devam edecek… Video’yu yazıya iliştiriyorum. izleyip siz de fikirlerinizi belirtirsiniz arkadaşlar.
Konuşmaya biraz geç başladığından bebeklik döneminde sınırlı kelimeyle derdini anlatmaya çalışıp da karşıdakiler anlamadığında sinirden kafasını halıyı kaldırıp yere vurduğu rivayet edilir. Konuşmaya başladığında da o günlerin acısını çıkartmaya başlamıştır. (Sustuğunda da susar) Radyo-Tv-Sinema mezunudur. Kısa filmler çekmiş, yerli dizilerde dublaj teknisyenliği yapmıştır. 90′ların ikinci yarısından beri internet başındadır. 98′den beri internet ve mobil internet projeleri geliştirir yönetir. Sinema.com’un ortağı ve tembel yazarlarından biridir. Fotograf çeker, babaolmak.coım’da baba olmakla ilgili yazılar yazar, ders verir, 2001′den beri blogçuluk yapar, PCnet’te blog güncesi tutar, çocuk kitapları okur, bir psikologla evli olup 2007 model bir Zeynep babasıdır. ( ozgurpoyrazoglu.com )
Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv-Sinema mezunudur. Kısa filmler çekmiş, Tv kanallarında muhabirlik ve kameramanlık yapmış, oyuncak alıp satmış, kendini internet ve mobil internet projelerinin göbeğinde buluvermiştir. Sodamedya Interactive’in kurucu ortaklarından, Sinema.com’un temel taşlarından biridir. Bazen bir oturuşta 4-5 film seyretmeden kalkmaz, bir yandan sigara içer, bir yandan içer. İletişim alanında yaratıcı ve inovatif projeler konusunda sürekli kafa yormayı en çok sevdiği hobi olarak niteler, iş arkadaşları tarafından biraz fazla önden gitmekle suçlanır. Şiir yazar, köşe yazısı yazar, film eleştirileri yazar. Film konuşmaya başladı mı susmaz, evli ve hiç çocuk babasıdır. The Objective (2008)
Yazan: Murat Tolga Şen 30 Mayıs 2009
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Doğaüstü Fenomen, Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız
Gizli bir görev için Afganistan’a gönderilen CIA ajanı Benjamin Keyes, hepsi işinin uzmanı bir grup Asker ve gönüllü Afgan rehber Abdul ile Afganistan’ın içlerine Taliban’ın bile girmeye cesaret edemediği bir bölgeye gider. Görünürdeki amaç Taliban’a karşı direniş oluşturmak için cemaatin ruhsal lideri Muhammed Abban’ın desteğini sağlamaktır ama Abban’ın inzivaya çekildiği dağlarda ekibi Taliban’dan bile korkunç bir düşman beklemektedir.
The Objective, Sinemalarımızın kıyısına köşesine uğramayan ama tür meraklılarının mutlaka ilgisini çekecek bir film… The Blair Witch Project ile bütçesiz bir korku filmini en iyiler arasına sokan ve peşinden gelen sinemacılar için güçlü tarifler hazırlayan Daniel Myrick’in bu son projesi başlangıcından beri ilgimi çekmekteydi.
The Objective, politik sosunun altında müthiş bir X-Files öyküsü barındırmakta… Şahsen içinde korku, doağüstü fenomenler ve bilimkurgu ögelerini barındıran filmleri çok severim. Bu birleşimin başka bir başarılı örneği Event Horizon idi. The Objective‘in merak duygusu Event Horizon örneği kadar güçlü olmasa bile Afganistan’ın tekinsiz doğasının müthiş bir şekilde aktarıldığı geniş alan çekimleri ile epey görsel bir ziyafet sunuyor. Devamını oku
























