6. Kuirfest Ocak Ayını Isıtmaya Geliyor!

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nin düzenlediği KuirFest altıncı yaşını kutluyor! KuirFest altı yıldır, sinema başta olmak üzere pek çok türü bir araya getiren programıyla LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılığa ve şiddete dikkat çekmenin yanında, LGBTİ hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratarak takipçilerini umudu tazelemenin yollarını birlikte aramaya davet ediyor.

Festival bu yıl, dünyanın her köşesinden 70’in üzerinde filmin yanı sıra, internet dizileri, atölyeler, söyleşi, panel, performans ve partilerle dopdolu zengin bir programla yeni yılın festival sezonunu açıyor. Dünya festivallerinden ödüllü kurmaca filmler ve belgeseller, sinema tarihinin yönünü değiştiren kült yapımlar, dünyanın dört bir yanından programcılarla birlikte hazırlanan kısa film seçkileriyle yoldaşlık, kimlik, ırk, aşk, dostluk, aile, büyüme, ayrımcılık, direniş, sanat, dönüşüm gibi temaları merkezine alırken, dünden bugüne kuir hareketin tarihine de bir göz atıyor.

Pembe Hayat KuirFest kapılarını 12 Ocak Perşembe akşamı, ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün yıldız filmlerinden, 66. Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü’yle dönen  Asla Yalnız Olmayacaksın (Nunca vas a estar solo, 2016)’ın gösterimiyle açacak. Açılışa, Mersin 7 Renk LGBTİ Derneği’nin oluşturduğu, Türkiye’nin ilk LGBTİ korosu olan 7 Renk Koro şarkılarıyla coşku katacak.

Festivalin bu yılki afişi  de çok özel bir ismin; ünlü senarist, yazar ve yönetmen Ümit Ünal’ın imzasını taşıyor.

KUİRFEST BU YIL ÜCRETSİZ!

KuirFest bu yıl, kuir kültürü yaygınlaştırmak ve toplumsal dayanışmayı genişletmek amacıyla ücretsiz olarak gerçekleştirilecek! 

FESTİVAL MEKÂNLARI

Pembe Hayat KuirFest’in film gösterimleri, panel ve söyleşileri bu yıl Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Haymatlos Mekân’da; İstanbul’da Pera Müzesi, Feminist Mekân ve Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

  • KUİR KISALAR YARIŞMASI  
  • BÖLÜMLER 
  • KONUK ve SÖYLEŞİLER 

Pembe Hayat KuirFest, geçtiğimiz yıl programına dâhil ettiği kısa film yarışmasında İsrail’den İsveç’e farklı ülkelerden yenilikçi ve çarpıcı yapımları ağırlayacak. Yarışmanın birincisine teşvik ödülü verecek olan festivalin jürisinde Zeynep Dadak, Jonas Poher Rasmussen ve Özge Çelikaslan yer alıyor.

Yarışmanın ilgi çeken yapımlarından Anneler En İyisini Bilir (Mamma vet bäst, 2016), annesine eşcinsel olduğunu açıklayan ve onu erkek arkadaşıyla tanıştıran bir erkeğin hikâyesini anlatıyor. Annesinin gözünün önünde erkek arkadaşından tutkulu bir öpücük alabilecek kadar şanslı olsa da, iş sadece annesinde bitmemektedir. Annesi gerçeğin, babasından ve diğer herkesten saklanması gerektiğini düşünmektedir.

Arkadaşlık ve aşk temalarını bir araya getiren Bir Akşam (An Evening, 2016), iki yakın arkadaşın arasına giren yeni bir deneyimin yarattığı karmaşaya odaklanıyor.  Mathias ve Frederik’in ilk kez sevişirler, ancak bu durum ikisinde bambaşka etkiler bırakır.

Bölümde dikkat çeken filmlerden Amigdala (Amgydala, 2016) bir cumartesi gecesi tek başına Hackney’nin karmaşasına karışan Bella’nın, eski sevgilisine dair anılarla baş başa kalmasını konu ediniyor.

2015 yapımı Rengâhenk Pişmanlık (Technicolour Angst) isimli filmin kahramanı ve en yakın arkadaşı Stella aynı evde yaşamakta, küresel politikaları ve onları nasıl alt edeceklerini tartışıp durmaktadırlar. Ta ki Stella evden taşınana ve onun yerine basit bir “kevaşe” gelene kadar. Bütün bu gerginlik, acı ve öfke kahramanımızı tüketecek midir, yoksa kibarlık mı galip gelecektir?

Kimlik, kırılganlık ve özgür ifade hakkında bir film olan Biz (Us, 2016); cinsel ifadenin korkusuzca özgürleştirildiği bir dünyada saklanmamıza gerek olup olmayacağını, korku ve kırılganlığın nasıl sevmek ve sevilmek arzusuna baskın geldiğini araştırıyor.

Otobiyografik bir belgesel olan 2016 yapımı Peki Şimdi Neredeyiz (Where Are We Now), bir kadın ile trans ebeveyninin, geçiş süreci yoluna birlikte çıkışlarıyla değişen ilişkilerinin iç yüzünü gözler önüne seriyor.

Bölümün dikkat çeken filmlerinden Mukwano (2016), lezbiyen bir sığınmacının, dosyasına karar verileceği gün, birlikte Uganda’dan kaçtığı ancak sonra kaybolan kız arkadaşını bulmaya çalışmasını konu ediniyor.

Plazma Perspektif (Plasma Vista, 2016), nesnelerin ve araçların bedensel ve manipülatif bir hâle dönüşmesini konu ediniyor.

Onların Gölgesi (All Their Shades, 2015), farklı kadınların gözünden neden kadınlara aşık olunacağına dair sebeplerin sıralandığı minimalist bir geçit törenine konuk oluyor.

Bırak Örtük Kalsın (Keep the Hood On, 2015), bir René Magritte resmi aracılığıyla bir ilişkinin başlangıç ve bitişini anlatıyor.

Yönetmenin kendi cinsel kimliğini keşfettiği ve testosteron iğneleri kullanmaya başladığı süreci video-günlükler aracılığıyla paylaştığı otobiyografik belgesel T (2016) stilize kareleriyle dikkat çekiyor.

Üç yakın arkadaşın arkadaşlıklarını test ettikleri bir yolculukta, eşcinsel Lior ile dindar arkadaşı Elad’ın birbirlerinin hayat seçimleriyle yüzleşmelerini konu alan Çöle Yolculuk (A Trip to the Desert, 2016), üçüncü arkadaş Yossi’nin ortadan kaybolmasıyla mizahi bir tona bürünüyor.

Genç bir erkeğin, eski sevgilisinin HIV pozitif olup olmadığını öğreneceği süreçte ona destek olmasını konu alan Ahbap (Buddy, 2016) ise, eski bir aşkın yeniden canlanması ihtimaline bir bakış atıyor.

Bölümün son filmi Bir Kahve! (One Coffee, 2016) ise yakın geçmişe takılıp kalan Vicky’nin hikâyesini takip ediyor.

Birbirinden heyecan verici filmlerin yarıştığı ‘Kuir Kısalar Yarışma’sının kazananı festivalin son günlerinde açıklanacak.

GÖKKUŞAĞININ ALTINDA

Pembe Hayat KuirFest altıncı yılında da ‘Gökkuşağının Altında’ bölümüyle dünya festivallerinden ses getiren uzun metraj kurmaca filmleri takipçileriyle buluşturuyor!

66. Berlin Film Festivali’nden Teddy Ödülü’yle dönen ve KuirFest’in bu yılki açılış filmi olan Asla Yalnız Olmayacaksın (Nunca vas a estar solo, 2016) ‘Gökkuşağının Altında’ bölümünün dikkat çeken filmlerinden. Álex Anwandter’in 2012’de Şili’de işlenen bir homofobik nefret cinayetinden etkilenerek çektiği film, ergen yaştaki eşcinsel oğlu saldırıya uğrayan Juan’ın mücadelesini anlatıyor. Oğlunun yüklü tedavi masraflarını ödemeye çalışan Juan, beklenmedik ihanetlere uğrar ve tıpkı oğlu gibi o da toplumun acımasız tarafıyla yüzleşmek zorunda kalır. Son dönem Şili sinemasının çarpıcı örneklerinden,  Álex Anwandter’in ilk uzun metraj filmi Asla Yalnız Olmayacaksın cezasızlık ve çaresizlik temaları üzerinden tartışma açan sert bir toplum eleştirisi.

Geçtiğimiz yıl Berlin Film Festivali’nden Generation Kplus Büyük Ödülü’yle, Queer Lisboa’dan ise En İyi Film Seyirci Ödülü’yle ayrılan Şili-Arjantin ortak yapımı Rara (2016) bir aile ve büyüme hikâyesi. 13. yaşına girmek üzere olan Sara’nın annesiyle babası ayrılmıştır. Sara, kardeşi, annesi ve annesinin kadın partneri birlikte yaşamaktadırlar. Bu yeni hayatları nedeniyle annesi ve babası arasındaki çatışmaların alevlenmesi, ilk aşk ve ergenlikle boğuşan Sara’nın hayatının iyice karışmasına neden olur. Yaşanmış bir hikâyeden uyarlanan film, ince ayrıntılarla bezeli güçlü oyuncu performanslarıyla da dikkat çekiyor.

Prömiyerini 72. Venedik Film Festivali’nde gerçekleştiren Arianna (2015) interseks bir bireyin kendini ve bedenini keşfetme hikâyesine odaklanıyor. 19 yaşındaki Arianna’nın bedeni, çevresindeki yaşıtı genç kadınların bedenlerinden biraz farklıdır. Henüz regl olmamıştır ve bedeninin yaşıtlarınınki gibi gelişmesi için  hormon tedavisi görmektedir. Ailesiyle, en son üç yaşında gittiği göl kıyısındaki evlerine yaptığı ziyaret çok eski anıları canlandıracak, Arianna’nın bedeni ve cinselliğiyle yeniden tanışmasına vesile olacaktır.

Anlatım tarzındaki tazelik ve çok katmanlı hikâyesiyle geçtiğimiz yıl Sundance Film Festivali’nde Seyirci Ödülü’nün sahibi olan, Kerem Sanga’nın yönettiği  Sevdiğim İlk Kız (First Girl I Loved, 2016) tatlı ve kalbe dokunan bir ilk aşk, büyüme ve açılma hikâyesi. 17 yaşındaki Anne, okulun en popüler kızı Sasha’ya âşık olur ve hislerini en yakın arkadaşı Clifton’la paylaşır. Ancak Clifton da Anne’e âşıktır ve aralarına girmek için her türlü yolu deneyecektir.

‘Gökkuşağının Altında’ bölümü kapsamında ayrıca Almanya yapımı Henüz Bitmedi (Nichts ist erledigt, 2016) de KuirFest izleyicisiyle buluşacak. Film, kurumsal feministlerce düzenlenen ve yeni üreme teknolojilerinin sağladığı “özgürlükleri” anlatan bir konferansı konu alıyor. Katılımcıların çoğunun üst sınıftan olduğu konferans sırasında vestiyerde çalışan üç kadının konuyla ilgili tartışmalarını merkeze alan  film, güçlü ve çok boyutlu kadın karakterleriyle dikkat çekiyor.

KUİR BELGESELLER

KuirFest bu yıl da festivallerden ses getiren, ödüllü belgeselleri bir araya getiriyor:

Saar, 20 yıl önce eşcinsel olduğunu açıklamış ve İsrail’de ailesiyle birlikte dâhil olduğu kibutzun kurallarına karşı geldiği gerekçesiyle sürülmüştür. Hayatı boyunca hiçbir beklentisini karşılayamamış olduğu ailesi için artık Saar diye biri yoktur. Bunun üzerine Saar, kimliğini özgürce yaşamak üzere Londra’ya taşınır. Üç yıllık ilişkisinin ardından seks ve uyuşturucunun dibine vuran ve kendisine HIV teşhisi konulan Saar, hayatını gözden geçirmeye karar verir. Artık ailesinin yerine geçmiş olan Londra Eşcinsel Erkekler Korosu’ndaki arkadaşlarının sıcak desteğiyle İsrail’deki ailesiyle barışmak üzere bir yolculuğa çıkar. Barak ve Tomer Heymann kardeşlerin çekimleri yıllar süren filmi, affetmenin gücünü içten, dürüst ve hassas bir yaklaşımla ele alıyor.  Şimdi Kim Sevecek Beni? (Mi Yohav Otti Akhshav?, 2016), prömiyerini 66. Berlinale’de gerçekleştirdi ve Panorama bölümü  İzleyici Ödülü’nün sahibi oldu.

Jens Michael Schau, çok satan kitaplara imza atmış meşhur bir yazar olan 13 yıllık hayat arkadaşını bir kıskançlık krizi sırasında katleder. Cezasını tamamladığı ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden 7 yıl sonra çıktığında bir karar vermiştir: Kendini ömür boyu yalnızlığa mahkûm edecektir. ‘Kuir Belgeseller’in heyecan verici filmlerinden Danimarka yapımı çarpıcı suç belgeseli Ne Yaptı? (What He Did, 2015) yönetmen Jonas Poher Rasmussen’in katılımıyla KuirFest izleyicisinin karşısına çıkacak. Film, DokFilm, Hot Docs ve Queer Lisboa gibi festivallerde gösterilen film,  Selânik Belgesel Film Festivali’nde FIPRESCI ödülünün ve Oslo/Fusion Film Festivali’nde Belgesel Jüri Ödülü’nün sahibi oldu.

‘Kuir Belgeseller’in bol ödüllü yapımlarından bir başkası da Delikanlının Hası (Real Boy, 2016). Cinsiyet geçiş sürecindeki Bennett Wallace, endişeli annesiyle dönüşen ilişkisinde bir çıkış yolu aramaktadır. Bir yetişkin ve bir müzisyen olarak da kendi sesini bulmaya çabalayan Bennett, idolü olan müzisyen Joe Stevens’la bir araya gelir. Kimlik ve geçiş temalarını merkezine alan Delikanlının Hası, anne-evlat ilişkisi ve trans dayanışması etrafında örülen bir birlikte büyüme ve dönüşme hikâyesi.

Geçtiğimiz yıl Busan Film Festivali’nde çok konuşulan Tayland yapımı #BKKY (2016), 17 yaşındaki JoJo üzerinden Bangkok gençliğinin cinsellik, aşk, toplumsal cinsiyet ve kimlik gibi konulardaki deneyimlerini, kafa karışıklıklarını ve çocuklukla yetişkinlik arasında kalan duygularını keşfetmeye çalışıyor. Kurmacayı ve belgeseli etkileyici üslubuyla harmanlayan film, 17-19 yaşlarındaki, çeşitli cinsiyet kimliklerine sahip gençlerle yapılan röportajlara dayanıyor.

Daha önce iki kez Teddy Ödülü’ne lâyık görülen ünlü yönetmen Sébastien Lifshitz’in imzasını taşıyan ve Cannes Film Festivali’nde ‘Kuir Palmiye’ ödülünü kazanan Therese’in Hayatları (Les vies de Thérèse, 2016) Ankara’daki ilk gösterimini İKSV işbirliğiyle KuirFest kapsamında gerçekleştirecek. Kürtajın yasallaşmasından, kadın-erkek eşitliğine ve LGBTİ haklarına, yakın dönem insan hakları mücadelesi tarihinin önemli figürlerinden Thérèse Clerc’in hayatının son dönemine odaklanan belgesel, ünlü aktivistin tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığı ve adım adım ölüme yaklaştığı süreçte hayatıyla hesaplaşmasına tanıklık ediyor. Aşklarını, mücadelelerini ve birkaç hayata yetecek kadar yoğun tecrübelerini Lifshitz’in kamerasına en kırılgan ama en cesur hâliyle anlatan Thérèse Clerc, filmin Cannes’daki ilk gösteriminden  birkaç hafta önce hayatını kaybetti.

qÜLT

Pembe Hayat KuirFest’in en çok ilgi gören bölümlerinden ‘qÜLT’, geçmişten günümüze sinema tarihine damgasını vuran kuir yapımları festival izleyicileriyle tanıştırmaya devam ediyor. Festival ‘qÜLT’ bölümüyle bu yıl Siyah Amerikan kuir sinemasının önemli örneklerine yer vererek Baldwin özel bölümüne bir selam çakıyor.

KuirFest’in geçen yıl Tom Kalin imzalı Swoon (1992) ile mercek altına aldığı Yeni Kuir Sinema’nın önemli örneklerinden biri, Cheryl Dunye imzalı Karpuz Kadın (Watermelon Woman, 1996), ‘kÜLT’ bölümünde yenilenmiş kopyasıyla seyirci karşısına çıkacak . Film, bir video dükkânında çalışan, genç siyah lezbiyen bir kadın olan Cheryl’in; 1930’larda siyah kadınlarla özdeşleştirilmiş hizmetçi karakterleri oynamasıyla bilinen bir kadın oyuncu hakkında film yapmaya çabalamasını anlatıyor. Siyah kadınların tarihini ve hikâyelerini görünür kılması bakımından öncü olan film, siyah lezbiyen bir kadın tarafından çekilen ilk film olarak sinema tarihinde özel bir yere sahip. Arşiv ve bellek arasındaki oyunbaz ve çelişkili ilişkiyi gözler önüne seren Karpuz Kadın, 1996 yılında Berlin Film Festivali’nde Teddy Ödülü’nün sahibi olmuştu.

Sinema tarihinde 25 yılı deviren Paris Yanıyor (Paris is Burning, 1990) 1980’lerin New York’unda Afro-Amerikan, Latin, eşcinsel ve trans komünitelerinin hayatları üzerinden ırkçılık, homofobi, sınıf, cinsiyet gibi konuları ele alıyor. Dönemin kuir  alt kültürünün ikonik bir parçası olan drag baloları üzerinden bir dönemin kaydını tutan film, arzuların gösterişli dünyasını ekonomik ve politik gerçeklerle birlikte ele alan  güçlü söylemiyle de özel bir yere sahip. Film, 1991’de Berlin Film Festivali Teddy Ödülü ve Sundance Film Festivali Belgesel Büyük Jüri Ödülü’nün de aralarında bulunduğu çok sayıda ödüle lâyık görüldü.

‘qÜLT’ bölümünün üçüncü ve son sürprizi, Ingmar Bergman’ın “hayatımda gördüğüm en sıradışı film”  diye tarif ettiği Jason’ın Portresi (Portrait of Jason, 1967). Baldwin’in yaşadığı dönemin, 1960’ların New York’unu, eğlence dünyasından siyah eşcinsel bir erkeğin gözünden aktaran Shirley Clarke imzalı film, 50. yılı için restore edilen kopyasından izlenebilir.

arşiv-i lubun

Bize tozlu rafları çağrıştırsa da her günümüzü belgelediğimiz ve e-postalarımızı ‘arşiv’lediğimiz günümüzde arşiv kavramının tanımı gitgide bulanıklaşıyor. Büyük tarih anlatılarına alternatif tarihsellikler yaratma mücadelesi veren bütün  egemen olmayanlar gibi lubunyalar da  arşivlerin neyi  içerdikleri kadar neleri dışarıda bıraktıklarına odaklanıyor.  8 mm ev filmlerinden, tanıdık olduğumuz film sahnelerine sesini ekleyip kendi tarihlerinin peşine düşenlerden ,  farklı türden arşiv materyalini kolajlayıp yepyeni bir anlatı oluşturan, arşivin kendisini lubunyalaştıran farklı filmlere yer veren arşiv-i lubun seçkisiyle hatırla(t)ma ve unut(tur)ma politikalarına da lubunca bir yanıt aranıyor.

Deborah Kelly’nin 2016 tarihli Uzanan Kadınlar (Lying Women) adlı filmi, dergilerden alınan çıplak kadın imajlarını kolajlayarak, heteropatriyarkiden kaçışlarını bir orjiyle kutlayan kadın bedenleri hâline getiriyor. Film medyumunun kendisiyle de hesaplaşan Uzanan Kadınlar bölümün en çok ilgi çeken yapımlarından.

Mandala, enerjiyi saklayan kap mânâsına gelirmiş. Erotik Mandalalar (Erotic Mandalas, 2016) filminde cinselliğin bol hareketli kaleydeskopik yansımalarını bulacaksınız.

Benim Ailem 2: Sınıf Düzen Aile Kabile (Mi Familia 2: Class Order Family Tribe, 2016), Kuir/Latin/Yerli Amerikalı yönetmen Rob Fatal’ın kendi ailesinin hayatta kalma ve kimlik mücadelesini anlattığı sessiz ve deneysel bir belgesel. Film, biçimiyle kuir sinemanın öncüleri Marlon Riggs, Cheryl Dunye ve Sadie Benning’e saygı duruşunda bulunuyor.

İran yapımı Durağan Hayat (Still Life, 2016), eşyaların insan hikâyelerinin ve hafızanın içindeki yerini sorgulayan, bölümün dikkat çeken animasyonlarından.

#Suçlu Değil (#Not Guilty, 2016), eşcinsel olduğu için Alman Ceza Kanunu’nun 175. Bölümü uyarınca mahkûm edilen bireylerin içinde bulunduğu durumu tartışmaya açan önemli bir yapım.

Dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde gerçekleştiren Şöhretli Elmaslar (Famous Diamonds, 2016) yalanlarla örülü bir dünyanın içinde, bir aşk hikâyesinin gerçek yüzünü ve umutsuzluğunu gözler önüne seriyor.

Mücadeleyle Geçen Bir Ömür (A Lifetime of Making Change, 2016), 74 yaşındaki LGBTİ aktivisti Maxine Wolfe’un hayatına, Lesbian Herstory Archives’da koordinatör olarak yaptığı işlere odaklanıyor.

Kadın Olunca (When I’m a Woman, 2016) cinsiyetin akışkanlığını ve kimlikle toplumun beklentileri arasındaki çatışmayı trans bir bireyin gözünden aktaran bir animasyon belgesel.

Daha çok kurgu ve deneysel sinema üzerine yoğunlaşan Brezilyalı yönetmen Nishmi Nishmi’nin Gaya (2016) adlı kısası da bölüm kapsamında izlenebilir.

Yuvarlak Masa Fragmanları: Pembe Hayat Arşiv Tartışıyor (Fragments of o Roundtable: Pink Life Discusses Archive, 2016) Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği’nden katılımcıların translar bireylerle ilgili arşiv çalışması yapmanın nasıl mümkün ve nasıl imkânsız olduğunu tartıştıkları bir video çalışması.

TÜRKİYE’DEN KISALAR

Pembe Hayat KuirFest bu yıl programında kısa filmlere geniş yer ayırıyor. Türkiye’den kısaların gösterileceği bölümde, Nilgün Küçükbatman’ın 2015 yılının Eylül ayında trafik kazasında kaybettiğimiz LGBTİ aktivistleri Boysan Yakar ve Zeliş Deniz’in anısına çektiği, toplumsal kod ve imajlar üzerine eleştirel bir yaklaşım geliştiren filmi Moira (2016); Ada Ayşe İmamoğlu’nun, yürütücülüğünü de yaptığı Mahallede LGBTİ projesi kapsamında çektiği, ileriye dönük başka formatlara evrilmesi planlanan kısası Mahallede LGBTİ Olmak (2016); Tahir Ün’ün trans bir seks işçisinin hayatını anlattığı, fotoğraf ve film formlarını iç içe geçirdiği belgeseli Harika Bir Şey (2016); Kürt bir transın var olamayış hikâyesine odaklanan, Gökhan Yalçınkaya, Suat Usta ve Rosida Koyuncu’nun yönetmenliğini üstlendiği Kurneqiz (2016); güçlü ve normların dışında bir karaktere odaklanan Kayra Paköz’ün kısası Mavi (2015) ve Mehmet Emrah Erkanı’nın “İstanbul’da geçen bir yabanıl şehir hikâyesi” olarak tarif ettiği filmi Tuhaf Zamanlar (2015) festivalin kesinlikle kaçırılmaması gereken yapımları.

AMERİKA’DAN TÜRKİYE’YE: BALDWIN’İN İZİNDE

Festival bu yıl ünlü yazar, aktivist James Baldwin için özel bir bölüm hazırladı. Geçtiğimiz yıl ‘Qara Kuir’ bölümüyle Britanya siyah kuir mücadelesine geniş yer ayıran KuirFest, bu yıl da cinsellik ve kimlik konularını işleyen romanları ve ırkçılığa karşı insan haklarını savunan yazılarıyla tanınan James Baldwin’in Amerika’dan İstanbul’a uzanan hayatının ve eserlerinin izini sürecek.

Özel bölüm kapsamında, ünlü yazarın hayatını ele alan belgesellerden, günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyan metinlerine ve panellere, geniş bir program KuirFest takipçileriyle olacak.

‘Amerika’dan Türkiye’ye: Baldwin’in İzinde’  başlıklı bölüm; ünlü yazarın hikâyesinin Amerika ayağından kesitler sunan Bu Çekici Al (Take This Hammer, 1963), James Baldwin: Etiketin Bedeli (James Baldwin: The Price of The Ticket, 1989) ve  Baldwin’in Zencisi (Baldwin’s Nigger, 1968) ile Türkiyeli yönetmenlerden Kırık Beyaz Laleler (Off-White Tulips, 2013) ve James Baldwin: Başka Bir Yerden (James Baldwin: From Another Place, 1973) filmlerine ev sahipliği yapacak.

Baldwin’in Zencisi, aktivist, komedyen Dick Gregory’nin James Baldwin ile 1960’ların İngiltere ve Amerika’sındaki siyah kimliği hakkında gerçekleştirdiği bir tartışmayı belgeliyor. İngiltere’deki siyah hareket üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Horace Ové filmografisinin ilk yapımlarından biri olan film, Baldwin’in bugün de güncelliğini ve provokatif yanını koruyan fikirlerini mercek altına alıyor. Richard Moore imzalı Bu Çekici Al, 1963’te James Baldwin’in San Francisco’ya, bir Afro-Amerikan topluluğunun üyeleriyle buluşmak üzere gerçekleştirdiği yolculuğu belgeliyor. Ziyaret süresince Baldwin, şehirdeki siyah bireylerin, yansıtılanın dışındaki gerçek hayatını keşfediyor. Karen Thorsen’ın yönettiği televizyon yapımı James Baldwin: Etiketin Bedeli ise ünlü yazar ve aktivistin konuşmaları, röportajları ve katıldığı konferanslardan montajlanan görüntüleri ile yakınlarının tanıklıklarına başvuran güçlü bir portre filmi. Baldwin’in mücadeleci ve idealist kişiliğini yansıtan belgeselde yazarın eserlerinden parçalar da Maya Angelou’nun sesinden aktarılıyor. Aykan Safoğlu’nun Oberhausen Uluslararası Kısa Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü alan filmi Kırık Beyaz Laleler James Baldwin ile kurgusal bir diyaloğu konu alıyor. Film, otobiyografik türün sınırlarını aşan bir video denemesi olarak geçtiğimiz yıllarda büyük ilgi uyandırmıştı. Geçtiğimiz yaz hayatını kaybeden ünlü fotoğrafçı Sedat Pakay’ın imzasını taşıyan Başka Bir Yerden: James Baldwin ise, James Baldwin’in İstanbul’daki günlerini belgeleyen özel bir yapım.

‘Amerika’dan Türkiye’ye: Baldwin’in İzinde’  bölümü kapsamında yönetmen ve sinema yazarı Zeynep Dadak’ın katılımıyla bir panel gerçekleştirilecek.

GLITCH FİLM FESTİVALİ SEÇKİSİ: BELLEĞİN AZMİ

Festival, her yıl olduğu gibi bu yıl da dünya sinemasından özel seçkileri ve çeşitli festivallerden programcıları Ankara’da ağırlıyor. Glasgow merkezli Glitch Kuir Film Festivali’nin 6. Pembe Hayat KuirFest için hazırladığı özel seçki, ırkçılık ve cinsiyetçilikle mücadeleyi masaya yatırıyor. Festival ekibinden Nosheen Khwaja ve Cloudberry Maclean’in seçkinin gösterimi sonrasında katılacakları bir panelle, ırkçılık ve cinsiyetçiliğe karşı mücadelenin seçki üzerinden izleyicilerle tartışılmasına olanak yaratılacak.

Belleğinizden tamamen silmeyi tercih edecek kadar acı verici anılarınız var mı? Ya acıyla bu kadar iç içe geçmiş aşk hatırlarınızı kaybetmeyi seçer misiniz? Seçkiye ismi veren Belleğin Azmi (Persistence of Memory, 2015), hafıza ve travmayı tartışan bir deneysel bilimkurgu olarak dikkat çekiyor.

Seçkide yer alan filmlerden Aline (2016), Fransız sömürgeciliğine karşı mücadelesiyle tanınan,  Senagal’in Jan Dark’ı olarak kahramanlaşan Aline Sitoé Diatta’ya bir saygı duruşu. Film, siyah bir kadın olmak üzerine etkileyici bir hikâye anlatıyor.

Genç yönetmen Sammaria Simanjuntak’ın filmi Yansıtma (Emit, 2016) ise aşk ve hafıza üzerine bir Endonezya yapımı.

Oyuncu ve şarkıcı Brandon Cordeiro’nun otobiyografik unsurlar taşıyan filmi Kurdeleler (Ribbons, 2015), med-cezirin kıyıya getirdiği bir kurdelenin, bir adamın sahilde yaşanmış çocukluk anılarını geri getirişini anlatıyor.

Meksika yapımı Harabeler (Ruins, 2014), ıssız bir arazide eski binaların arasında gezinen kamerasıyla, fiziksel duvarların inşasıyla sosyal bariyerler arasında paralellik kuran şiirsel bir yapım.

2016 yapımı Rüyalar Gerçek Olsa (See My Dreams Come True) yine bu yılın programından tanıdık bir tema olan olan bellek üzerinden şekilleniyor. Film, rüyalarında atalarının büyülü ve oyunbaz çocuk ruhları tarafından ziyaret edilen genç bir yönetmenin yaratıcılığını onurlandırmayı öğrenme sürecini anlatıyor.

Animasyonun ve belgeselin etkileyici bir karışımı olan Kanada yapımı İki Yılan (Two Snakes, 2015), antik öykülerden ilham alıyor.

Bölüm kapsamında gösterilen tek uzun metraj olan Major! (2015) ise, 74 yaşındaki trans aktivist Miss Major Griffin-Gracy’nin hayatını ve mücadelesini konu alan etkileyici bir belgesel. Filmin Ankara’daki gösteriminin ardından yönetmen Annalise Opphelian ile Skype üzerinden soru-cevap etkinliği düzenlenecek.

Ğ

Festivalin değişmeyen bir diğer bölümü ‘Ğ’ Türkiye sinemasından örneklere yer veriyor.

Geçen yıl !f İstanbul’da Keş!f ödülünü kazanan Veşartî (Gizli, 2015) bu yılki program kapsamında KuirFest seyircisiyle buluşuyor. Ali Kemal Çınar’ın ikinci uzun metraj filmi olan Veşartî, 30 yaşına geldiğinde bir kadına dönüşeceğini öğrenen bir gencin hikâyesini anlatıyor. Film Kürt sineması içinde farklı arayışıyla dikkat çekerken, yalın dünyasıyla da sevilen bir yapım oldu.

Rüzgâr Buşki’nin Gezi Direnişi ve onu takip eden süreçte LGBTİ bireylerin rolünü anlatan belgeseli #direnayol (2016) 2013 Onur Yürüyüşü’ndeki rengarenk ve umut dolu ruhu hatırlatırken LGBTİ bireylerin Türkiye’de insan hakları mücadelesindeki etkin yerini gözler önüne seriyor. #direnayol, dünyanın en önemli belgesel festivallerinden DOK Leipzig’in Türkiye sinemasını merkeze alan seçkisinde gösterilen dikkat çekici bir yapım.

Serkan Çiftçi’nin yönettiği Gacı Gibi (2016) Pembe Hayat KuirFest kapsamında Dünyaprömiyerini gerçekleştirecek. Film, Mersin’de yaşayan transseksüel bir seks işçisi olan Deniz’in uğradığı nefret saldırısını konu alıyor. Aynı evi paylaştığı Ece ve Esmeray’ın yardımlarıyla sağlığına kavuşmaya çalışırken bir taraftan da Türkiye’nin güney bölgesinin ilk LGBTİ örgütü olan “7 Renk” Derneği aktivistleriyle hak mücadelesini de sürdüren Deniz için, nefreti yenmenin bir yolu da gündelik hayatın içinde daha çok görünmek bu sayede toplum tarafından kabul edilmek olacaktır.

FOCUS: MARIE LOSIER

Fransız yönetmen ve küratör Marie Losier, filmlerinden oluşan iki seçkiyle 6. Pembe Hayat KuirFest’in konuğu olacak!

‘Marie’nin İlham Perileri’ adını taşıyan ilk seçkide ünlü yönetmenin, öncü avangart yönetmenlerin coşku dolu portrelerini, belgeseli kendi avangart tarzıyla birleştirerek filme aldığı yapımlar yer alıyor:

Ontolojik Kovboy (The Ontological Cowboy, 2005), Ontolojik-Histerik Tiyatro’nun kurucusu, oyun yazarı, yönetmen ve tiyatro insanı Richard Foreman’ın sıradışı portresini çiziyor. Arzu, ölüm ve mizahı gösteri kavramı üzerinden kendine has fantastik hissiyatıyla harmanlayan film, Losier’nin portre filmlerinin en dikkat çekenlerinden biri.

Kanadalı yönetmen Guy Maddin’ın portresini, sinemanın siyah-beyaz dönemine göz kırpan mizahı ve “tuhaf”lığıyla ele alan El Emeği El Bebeği (Manuelle Labor, 2007), Losier’nin sürrealizmi farklı janrlarla birleştirdiği oyuncaklı ve heyecan verici bir kısası.

Tony Conrad: RüyAsgarici (Tony Conrad: DreaMinimalist, 2008), avangart video sanatçısı Tony Conrad ile, dans, müzik ve gençlik üzerine, Amerikan performans sanatının öncü ve kuir isimlerinden Jack Smith’i de yad eden, şamatalı bir karşılaşma.

Yıldızına Elektrik Ver (Electrocute Your Stars, 2004), “low-fi” estetik anlayışıyla bilinen video sanatçısı ve yönetmen George Kuchar’ın aşkları ve hayatı üzerinden saykodelik bir deneme.

Alan Vega: Altı Üstü Bir Milyon Hayal (Alan Vega: Just a Million Dreams, 2014) ise, minimalist elektronik rock müziğin önde gelen ismi ve işleriyle çığır açan video sanatçısı Alan Vega’nın samimi bir portresi.

Losier’nin video ve film çalışmalarından oluşan ‘Marie’nin Düşler Ülkesi’ adlı seçkide ise yönetmenin birçok formatı ve sinemasal anlatıyı bir araya getirdiği çalışmaları yer alıyor. Losier’nin Gece Kuşu (L’oiseau de la nuit, 2016), Hermafrodit (Hermaphrodite, 2013), Makyajımı Ye! (Eat My MakeUp!, 2005), Uçan Kazan (Flying Saucey!, 2006), Gondolu Tokatla! (Slap the Gondola!, 2010), Temas’a Yeniden Temas (The Touch-Retouched, 2002), Peaches ve Jesper (Kayık Alabora, Kim Ayık Ola) (Peaches and Jesper fell from a boat who remains afloat, 2013) ve Bim Bam Boom: Las Muchas Morenas (2014) gibi hayallerin sınırlarını esnettiği mizahi ve havai işleri KuirFest kapsamında mutlaka görülmeli!

Marie Losier, KuirFest’in konuğu olarak Ankara’ya gelecek ve festival kapsamında bir masterclass gerçekleştirecek.

KUİR DİZİLER

KuirFest, programında bu yıl, son zamanlarda LGBTİ karakterlere ve hikâyelerine ev sahipliği yapan en önemli bağımsız dijital mecralardan biri haline gelen internet dizilerine yakından bakıyor. Programda özel bir ilgiyi hak eden ‘Kuir Diziler’ kapsamında bu ezber bozan yapımlardan ikisi KuirFest seyircisiyle buluşacak.

Florence Gagnon ve Chloé Robichaud tarafından hayata geçirilen Kadın/Kadına (Féminin/Féminin, 2014), çeşitli yaşlardan lezbiyen, biseksüel, heteroseksüel altı arkadaşın hayatına odaklanan bir komedi.  Her bölümde, Montreal’de yaşayan bu altı kadından birinin hikâyesini merkeze alan dizi, mizahi olduğu kadar dokunaklı ânlarıyla da kurmaca ve gerçeğin sınırlarında dolaşan bir yapım.

Geçtiğimiz yıl KuirFest’te büyük ilgi toplayan Brezilya yapımı Kıyı (Beira-Mar, 2015) filminin yönetmenleri Filipe Matzembacher ve Marcio Reolon imzalı Yuva (The Nest, 2016) ise ordudan kaçan genç bir askerin, Bruno’nun kendini keşfetme sürecini anlatıyor. Uzun yıllar görmediği erkek kardeşini bulmak üzere yola çıkan Bruno, gittiği şehirde kardeşine ulaşamasa da kendini yepyeni bir ailenin içinde bulur. Kardeşinin arkadaşlarından oluşan bu kuir komünite içinde Bruno, hem cinselliğini yeniden keşfedecek hem de kardeşine hiç olmadığı kadar yakın hissedecektir. Bir kendini bulma hikâyesi olan The Nest, geçtiğimiz yılın en dikkat çeken LGBTİ temalı internet dizilerinden biri oldu.

ÖZEL GÖSTERİM

‘ÖZGÜRLEŞEN SEYİRCİ: EMEK SİNEMASI MÜCADELESİ’

Bir Emek Bizim İstanbul Bizim filmi, Özgürleşen Seyirci: Emek Sineması Mücadelesi (2016) Ankara prömiyerini Pembe Hayat KuirFest’te gerçekleştirecek!

Belgesel, seneler içinde Gezi Direnişi’ne doğru yol alırken, şehir merkezinde en çok görünür olan ve ses getiren mücadelelerden birinin kaydını tutuyor. Belgesel, kamu yararı ve kentlilerin söz hakkı hiçe sayılarak yıkılan ve yerine AVM yapılan Emek Sineması için verilen mücadeleyi, eylemcilerin ve seyircilerin gözünden aktarıyor. Eylemlere katılmış insanların birbirinden habersiz çektiği görüntüler bir araya getirilerek oluşturulan film, bu anlamda seyircinin, kent hakkına sahip çıkan insanların ortak kurgusu olma niteliği taşıyor. Türkiye’de Gezi Direnişi’yle birlikte görünürlük kazanan, devlete değil sokaktaki insana işaret eden yeni bir kamusallık fikrini, sinema için verilen mücadelenin içinden sinema perdesine taşıyor.

ETKİNLİKLER, KONUKLAR, SÖYLEŞİ VE ATÖLYELER

Pembe Hayat KuirFest, söyleşilerden atölyelere, panellerden partilere pek çok farklı etkinlik ve dünyanın dört bir yanından gelen  konuklarıyla bu yıl da Ankara ve İstanbul’u gökkuşağı renklerine boyayacak.

‘KUİR AKADEMİ’DE ZİL ÇALDI!

KUİR ANİMASYON VE YARATICI YAZARLIK ATÖLYELERİ İÇİN KAYDINIZI YAPTIRIN!

Pembe Hayat KuirFest, bu yıl ‘Kuir Akademi’ başlığı altında çeşitli atölyelere ev sahipliği yapacak. LGBTİ’lerin sinemasal üretime geçmelerini teşvik etmeyi ve bu alanda eğitim olanakları yaratmayı hedefleyen Kuirfest’in geçtiğimiz yıl düzenlediği ‘Akıllı Telefonla Belgesel Çekim Atölyesi’ festival takipçilerinin büyük ilgisini görmüştü.

Festival bu yıl ise, Hamburg merkezli animasyon sanatçısı Sinem Sakaoğlu ile üç gün sürecek ‘Kuir Animasyon’ atölyesiyle katılımcıların animasyon filmler üretmesine yönelik temel bir eğitim almalarına olanak sağlayacak. Animasyon çalışmalarıyla pek çok ödül almış olan Sinem Sakaoğlu, bir yandan stop motion ağırlıklı reklam filmleri çekiyor, bir yandan da stop motion ve live action uzun metraj filmlerinin üzerinde çalışıyor.

Editör, senarist ve yazar Nefise Abalı KuirFest misafirleri için dopdolu bir ‘Yaratıcı Yazarlık’ atölyesi hazırladı. Katılımcıların fikir bulma yöntemlerinden, deneysel yazarlığa kelimelerin büyülü dünyasını keşfedecekleri ve bir üretim sürecinin içine girecekleri atölye içindeki yazarla tanışmayı bekleyen festival dostlarını atölyeye davet ediyor!

Ücretsiz gerçekleşecek olan atölyeler için facebook sayfamızda bulabileceğiniz katılım formlarını doldurun ve yerinizi ayırtın!

MASTERCLASS: MARIE LOSIER

Festivale iki özel seçkisiyle konuk olan ünlü küratör ve yönetmen Marie Losier, Ankara’da bir masterclass gerçekleştirecek.

Losier’nin çalışmaları Berlin, Rotterdam, Tribeca gibi film festivallerinde; Tate Modern, MOMA, Palais de Tokyo, Centre George Pompidou ve the Cinematheque Francaise gibi önemli sanat mekânlarında gösterildi, pek çok ödüle lâyık görüldü. Pembe Hayat KuirFest’in ikinci yılında Türkiyeli izleyicilerle buluşan, ilk uzun metraj filmi Genesis ve Lady Jaye’in Şarkısı (The Ballad of Genesis and Lady Jaye, 2011) ile Berlin Film Festivali’nde Caligary ve Teddy Ödüllerini kazandı.

PANEL: KÜLTÜR ENDÜSTRİSİNDE YARATICI “ÖTEKİLİK”

Kültür Endüstrisi uzun zamandır olmadığı kadar çalkalanıyor. Dünya ve Türkiye’de yaşanan muhafazakarlaşma, kutuplaşma, şiddet ortamı ve neoliberalizm gemisinde ilk kurtarılacak olanların büyük şirketler oluşu ve insan haklarının ve bireysel hakların gasp edilmesinin sinema alanındaki yansımaları üzerine konuşacağımız bu panelde sadece eleştirel bir bakış değil “halihazırda eyleyen bir yaratıcı ötekilik” imkanından bahsedeceğiz. Emek Sineması Mücadelesi ve gelinen noktayı Fırat Yücel’den dinleyeceğiz. Yücel, sadece mücadelenin aktivist ayağıyla değil aynı zamanda kolektif olarak ürettikleri Özgürleşen Seyirci: Emek Sineması Mücadelesi (2016) filminin ve Türkiye’deki film dağıtım ağlarındaki tekelleşmenin ürkütücü boyutlarını sergileyen  Kapalı Gişe: Türkiye’de Tekelleşen Film Dağıtımı (2016) filmine de katkıda bulundu.

Panel’de  yer alan sinemacı Ali Kemal Çınar da Bakur (2014) ile alevlenen sansür tartışmalarından ve devam eden çatışma ikliminde Kürt sinemacıların nasıl ve ne boyutta etkilendiklerini anlatacak.

Pembe Hayat KuirFest ise alternatif fon kaynakları ve sürekli değişen politik konjonktürde  festivalin  6 yıldır varlığını nasıl sürdürdüğüne dair deneyimlerini paylaşacak.

SÖYLEŞİLER

  • 13 Ocak Cuma günü: Gacı Gibi filminin gösteriminin ardından yönetmen Serkan Çiftçi ile söyleşi
  • 13 Ocak Cuma günü: Henüz Bitmedi filminin gösteriminin ardından filmin yönetmenlerinden Kornelia Kugler ile söyleşi
  • 13 Ocak Cuma günü: #direnayol filminin gösteriminin ardından belgeselin katılımcıları Şevval Kılıç ve İlksen Gürsoy ile söyleşi
  • 14 Ocak Cumartesi günü: Delikanlının Hası filminin gösteriminin ardından Gregor Özgür ile trans erkeklik ve Türkiye’de geçişin tartışılacağı bir söyleşi
  • 14 Ocak Cumartesi günü: Baldwin seçkisinin gösteriminin ardından yönetmen ve sinema yazarı Zeynep Dadak ile Baldwin üzerine bir söyleşi
  • 14 Ocak Cumartesi günü: Veşartî filminin gösteriminin ardından yönetmen Ali Kemal Çınar ile söyleşi
  • 14 Ocak Cumartesi günü: Ne Yaptı? filminin gösteriminin ardından yönetmen Jonas Poher Rasmussen ile söyleşi
  • 15 Ocak Pazar günü: Özgürleşen Seyirci: Emek Sineması Mücadelesi filminin gösteriminin ardından Emek Bizim İnisiyatifi’nden ve belgesel ekibinden Fırat Yücel ile söyleşi
  • 17 Ocak Salı günü: “Focus: Marie Losier” bölümündeki ‘Marie’nin Düşler Ülkesi’ seçkisinin ardından yönetmen ile söyleşi
  • 15 Ocak Pazar ve 17 Ocak Salı günleri: Glitch Film Festivali seçkisinin gösterimlerinin ardından festivalin ekibinden Nosheen Khwaja ve Cloudberry Maclean ile söyleşi
  • 18 Ocak Çarşamba günü: Major! filmi sonrası yönetmen Annalise Opphelian ile skype üzerinden söyleşi gerçekleşecek.

Yazar hakkında: Öteki Sinema

Öteki Sinema editörleri Prometheus’un David’i gibi… Siz uyurken bile, hoşunuza gidecek yazıları buluyor, itinayla hazırlıyor ve yayına sunuyor. Öteki Sinema çalışıyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir