Rambling Rose (1991)
Yazan: Tolga Demirtas 10 Mart 2010
Kategori: Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Yaşça küçük bir erkeğin yetişkin bir kadınla birlikte olması düşüncesi ergenlik dönemimde benim için ilgi çekici konulardan birisiydi. Video döneminde kiraladığım ve geçtiğimiz günlerde arşivimden çıkarıp tekrar izlediğim film, beni o günlere götürdü ve küçük bir nostalji yaşamamı sağladı. Devamını oku
Bad Biology (2008)
Yazan: Tolga Demirtas 30 Ocak 2010
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Son Yazılarımız, İstismar Sineması
Frank Henenlotter isminin birçoğumuzun hafızasında 1982 yapımı Basket Case filmini canlandırdığını söyleyebiliriz. B tarzı komedi-korku filmlerinde kült mertebesine ulaşmış yönetmenin sadece 9 filmi olmasına karşın bunlardan büyük çoğunluğu B film fanları için önemli yapımlardır. Peki nedir bu filmler? Baket Case (1982) Brain Damage (1988), Basket Case 2 (1990), Frankenhooker (1990), Basket Case 3 (1992). Bu halkaya dahil edebileceğimiz bir diğer filmi ise son yapımı olan Bad Biology (2008)’dir.
Bad Biology, benim son zamanlarda izlerken keyif aldığım nadir yeni yapım filmlerden biri. Film genetik bozuklukları yüzünden cinsel açlık çeken bir kadın ve bir erkeğin bir noktadan sonra kesişen ortak hikayelerini anlatıyor. Sağlıksız bir cinsellik üzerine kurulu olan film günümüz gençliğinin cinselliğe bakışına eleştirel bir yaklaşım sergiliyor. Günümüz gençliğinin cinselliğini sınırsızca yaşaması ve bir doyuma ulaşamaması, yönetmenin iki ana karakteri Jannifer (Charliee Danielson) ve Batz (Anthony Sneed)’in de genetik bozuklukları yüzünden sürekli cinsel açlık çekmeleriyle anlatılmaktadır.
Jannifer’ın doğuştan yedi klitorisi vardır ve sınırsız bir cinsellik yaşamasına rağmen doyuma bir türlü ulaşamamaktadır. Beğendiği birçok erkekle birlikte olan Jannifer’ın tuhaflıkları sadece yedi klitorisi olmakla bitmiyor. İlişkiye girdikten iki saat sonra ise doğum yapmakta ve bebekleri ölüme terk etmektedir. Batz’in durumu ise daha vahimdir. Anormal boyutlardaki penisi, büyüklüğünün yanı sıra başına buyruk tavırlarıyla Batz’e rahat vermemektedir. Sürekli bir cinsel açlık çeken Batz günlük yaşamda da ereksiyon olmamak için çeşitli ilaçlar kullanmaktadır. Fakat ilaçlar artık derdine çare olmamakla birlikte Batz’ın sağlığını da tehdit etmektedir.
Filme salt korku filmi demek yanlış olur. Fakat bir başlık altında kategorize etmek için birçok yerde korku sıfatı kullanılmış. Frank Henenlotter komedi öğelerini de filme kendi üslubuyla dahil etmiş. Bence, Frankenhooker’dan sonra en fazla komedi unsuruna yer verdiği filmlerden bir tanesi Bad Biology. Batz’ın masturbasyon sahnesiyse benim hayatım boyunca gördüğüm en yaratıcı masturbasyon sahnesiydi. Bunun haricinde Jannifer’ın Batz’ın yerde yatan penisine önce kalp masajı ardından da suni teneffüs yapması benim gibi bir çok izleyiciyi kahkahaya boğacaktır.
Filmdeki oyunculuğa değinecek olursak, oyuncuların tamamına yakınının ilk filmi olduğunu söyleyebiliriz. Buna karşın başrol oyuncuları Charlee Danielson ve Anthony Sneed başarılı oyunculuğu ilk filmleri olmasına karşın oldukça tatmin edici. Bunun dışındaki oyuncuların oyunculuğun yerlerde süründüğünü söylememe sanırım gerek yok.
Bad Biology, yönetmenin 2004-2005 yıllarında çektiği Son of Psycho ve Lurid Women’dan sonra eski tatları bize yeniden yaşatan izlenmesi gereken eğlenceli bir film.
Hard (1998)
Yazan: Tolga Demirtas 19 Ocak 2010
Kategori: Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Long is the way and hard,
that out of Hell leads up the light.
John Milton – Paradise Lost
Hard, izlemesi zaman zaman zor olan sahneler içeren genel olarak bir cinayet filmi. İçinde bolca kan ve gore sahnelerin olduğu, grafik şiddet unsurları içeren, bittikten sonra da etkisini hala hissettiren, üzerinde düşündüren bir film.
Hard’ın hikayesi oldukça basit aslında: Ramon Vates (Noel Palomaria) Los Angeles polis departmanında görevli oldukça başarılı bir polis memurudur. Başarısından dolayı dedektiflik görevi verilir kendisine. İlk görevi ise, genç, gay, erkek fahişeleri öldüren, psikopat bir seri katili yakalamaktır. Fakat şöyle bir durum da vardır ki dedektif Vates de bir gaydir.
Filmde seri katil Jack rolünde Malcolm Moorman oynuyor. Canlandırdığı portre, belki de en gerçekçi seri katil figürlerinden biri. Hiç şüphe yok ki 90’ların ünlü seri katillerinden Jeffrey Dahmer’dan da esinlenmeler görmek mümkün. Jeffrey Dahmer’ı tanımayan ya da hatırlamayanlar için kısa bir hatırlatma yapmakta fayda var; kendisi cannibal of Milwaukee olarak da bilinen bu seri katil, kurbanlarını genellikle gay barlardan seçip, onları katlettikten sonra da ırzlarına geçmiştir. Son kurbanının elinden kaçmasıyla yakalanmıştır. Çocuk elinden kaçar, çıplak bir şekilde sokağa fırlar. Jeffrey de peşinden gider, çocuğun etrafındaki kişilere aralarında tartışma çıktığını söyler, eve dönerler ve çocuğu öldürür. Sokaktakilerin şüphesi üzerine polis eve gelir ve Jeffrey yakalanır.
Hard (1998) çok düşük bir bütçeyle çekilmesine rağmen oldukça iyi kotarılmış. Eşcinsellerin sorunlarını ve eşcinsellere yönelik şiddet olgusunu son derece iyi işlerken, eşcinsellere yönelik bu şiddeti, toplumun buna kayıtsız kalmasını, kamusal bir kurum olan polis teşkilatının ve bu teşkilatta çalışan bir gay polisin bu şiddeti durdurmaya çalışması gibi aykırı ve uzlaştırıcı bir yola başvuruyor. Film gaylerin sorunlarının yanı sıra, başrolünde de bir Latin oyuncuya yer vererek etnik sorunlara da bir gönderme yapıyor.
Filmde bir seri katili canlandıran Malcolm Moorman’ın rolünün hakkını fazlasıyla verdiğini söylemek sanırım yanlış olmaz. Diğer başrol oyuncusu Noel Polomaria’yı da unutmamak gerekir ki iki oyuncunun da köklü bir oyunculuk kariyeri yok.
Hard belki de ana karakterleri gay olan en iyi filmlerden bir tanesi. Film, eşcinsel çevre tarafından da sevilen, popüler bir film. Tabii film için sadece bir gay filmi demek de büyük bir haksızlık olur. Filmdeki sevişme sahneleri ise heteroseksüelleri rahatsız edecek boyutta, bu da düşünülerek film sansürlü ve sansürsüz olmak üzere iki şekilde piyasa sürülmüş.
Hard, gerilim ve polisiye unsurlarını içeren ve farklı bir konuya gönderme yapan, başarılı bir bağımsız sinema örneği.
Bámbola (1996)
Yazan: Tolga Demirtas 26 Aralık 2009
Kategori: Erotika, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
97’yazıydı Bakırköy’deki dershanemden çıkmış aylak aylak İncirli Caddesi üzerinde geziyordum. İncirli sineması önüne geldiğimde ise üzerinde dantelli, siyah külotun olduğu bir film afişi görmüştüm. Sinemanın çevresinde dolandım etrafa bakındım, beni tanıyan ya da tanıyabilecek kimseler yoktu. Biletimi aldım içeri girdim ve Bámbola’yla o gün tanıştım. Bámbola o günden sonra peşimi bırakmadı. Artık o beni ziyarete geliyordu, zira dönemin şifreli televizyonu Cine5’in bunda etkisi büyüktü.
Bámbola, yönetmen Bigas Luna’nın filmografisindeki erotizm dozu en yüksek film. Birçok kişi içinse Bigas Luna’nın en çöp işi. Luna’nın filmografisinde dram ağırlıklı filmler çoğunlukta olsa da yönetmen, Angustia (1987) gibi başarılı bir korku filmine de imza atmış. Bunun yanı sıra La teta i la lluna (1994), Las edades de Lulú (1990) gibi kült filmler de ustanın yapımları arasında.
Erotizmi filmlerinde kullanmaktan çekinmeyen yönetmenin Bámbola’da bu denli büyük bir hüsrana uğramasının birçok sebebi olabilir; fakat bence bunlardan en önemlisi başrol oyuncusunun çok sevilmemesi. Başka bir deyişle Luna gibi sanatsal filmlere imza atan birisinin bu kadar basit bir isme başrolü vermesi. Kim bu isim? Valeria Marini ismi bazı erkek okuyucuların beyninde şimşek çaktıracak etkiye sahip bir İtalyan güzel. Valeria Marini, Bámbola’ya kadar her hangi bir filmde başrol almamış bir isim. Bámbola’ya kadar sadece beş filmde ve basit rollerde oynayan V. Marini bence bu filmde en iyi performansını sergilemiş. Vücudunu cesurca sergilemenin yanı sıra bir kadının yaşayabileceği inişleri, çıkışları çok iyi yansıtmış ve kendinden beklenmeyecek bir oyun sergilemiş.
Filmde Bámbola’nın eşcinsel erkek kardeşini canlandıran Stefano Dionisi ve azılı aşığı rolünde Jorge Peruorria’da başarılı bir oyunculuk sergilemişler. Filmdeki sürpriz isim ise 50’li ve 60’lı yılların güzel sarışını Anita Ekberg.
Konusu deniz kenarında bir yerleşim yerinde geçen filmde, Bámbola diye bilinen güzel bir kadının başından geçen olaylar anlatılıyor. Annesi ve erkek kardeşiyle deniz kenarında restoran işleten Bámbola’nın, bir partide sebep olduğu kavga sonucu erkek arkadaşının hapse girmesiyle hayatı değişir. Erkek arkadaşını ziyarete gittiği sırada belalı bir mahkum olan Furio (Jorge Peruorria) Bámbola’dan hoşlanır. Bámbola’nın erkek arkadaşını tehdit eder ve ona tecavüz eder. Bu erkek erkeğe tecavüz sahnesi o dönemde büyük olay yaratabilirmiş; fakat filmin sert üslubu ve ilerleyen dakikalarda Furio’nun hapisteyken ve hapisten çıktıktan sonra Bámbola’ya da birçok kez tecavüz etmesi, erkek erkeğe tecavüz sahnesinin arada kaynamasına sebep olmuş. Bámbola hayatına zorla giren ve onu hayatında kalan tek yakını olan erkek kardeşini öldürmekle tehdit eden Furio’ya boyun eğmekle kalmaz gün geçtikçe ondan hoşlanmaya başlar.
Bigas Luna İspanya’nın Tinto Brass’ı olarak nitelendirilse de Tinto Brass’ın filmlerinde ki, sürreal erotizm yerine gerçek hayattan bir dramı erotize etmiştir.
Dönemin iki film birden gösterimi yapan sinemaları yerine popüler sinemalarda gösterime girmiş ve ülkemizde fazla izleyici kitlesine de ulaşamamış bu film, internet ortamına da geç düşmesiyle izleyici tarafından geç keşfedilmiştir.
Satanik (1968)
Yazan: Tolga Demirtas 05 Aralık 2009
Kategori: Fantastik, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Satanik, isminin çağrıştırdığı gibi içinde Şeytani unsurları içeren bir korku filmi değil. Film aynı yıl çevrilen Mario Bava’nın “Diabolik”i gibi maskeli bir çizgi roman kahramanının adaptasyonu. Yönetmenliğini Piero Vivarelli’nin yaptığı filmin başrollerinde ise Magda Konopka, Julio Pena, Umberto Raho, Luigi Montini yer alıyor. Satanik yüzündeki biçimsiz yaralardan kurtulmak isteyen Dr. Marnie Bannister (Magda Konopka)’in hikayesini anlatmakta.
1964 yılında İtalyan çizgi roman yazarı Max Bunker ( ya da bir diğer ismiyle Luciano Secchi) “Killing” isimli bir seriye başlar. Killing’in her kitapta olmasa da bazılarında alt başlık olarak Satanik ismi geçmekteydi. Seri, başka birçok İtalyan çizgi romanına ilham kaynağı olan 1911 yılında yayımlanan Fransız çizgi romanı Fantomas’dan esinlenmekteydi. Fantomas’da da başroldeki erkek karakter iskelet görünümlü bir kıyafet giymekteydi.
Yönetmen’in Satanik’ten öncede Mister X (1967) adında Diabolik tarzında bir casus filmi daha var. Satanik’ten sonra birkaç Emanuelle filmine imza atan yönetmen Piero Vivarelli ve yapımcı/senarist Eduardo Manzanos Brochero çizgi romanı filme çevirirken oldukça özgür davranmış. Çünkü filmde erkek bir kahraman yok, hatta iskelet görünümlü kıyafet giymiş birisi de yok. Filmde yukarda da belirttiğim gibi Dr. Marnie Bannister’in hikayesi anlatılmakta. Dr. Bannister yüzündeki yaralardan kurtulmak istemektedir. Madrid’de yaşayan tanıdığı bir bilim adamı hayvanlar üzerinde hücreleri yenileyen bir formül geliştirmiştir. Hayvanlar üzerinde oldukça etkili sonuçlar veren bu formül, hayvanları oldukça agresif yapmaktadır. Bu sebeple profesör Dr. Bannister’in isteğine rağmen bu formülü bir insanın üzerinde denemeyi kabul etmez. Bannister profesörü öldürür ve formülü kendi üzerinde uygular. Çok güzel genç bir kadın olur, fakat aynı zamanda bir katile dönüşmüştür. Devamını oku

































