The Protector 2 (2013)

Tony Jaa’yı Özledik Diyenler?

 

The Protector 2 PosterSinema tanrıları affetsin… Gareth Evans farkında olmadan başımıza o kadar büyük bir bela açtı ki, kelimeler kifayetsiz kalır! Acısı ilerleyen yıllarda aheste aheste çıkacak, burnumuzdan fitil fitil hoşnutsuzluk getirecek cinsten bir bela bu üstelik! Dürüst olalım, Evans’ın The Raid: Redemption ile yakaladığı başarıyı hazmedebilirdik etmesine ama serinin devamı Berandal, aksiyon sineması namına kolektif hafızalarımıza kazınan ne var ne yoksa silip süpürdü!

Öteki Sinema için yazan: Fatih Yürür

Aksiyon sinemasını salt zengin koreografilerle değil, lezzetli görüntü işçiliği ve kelimenin tam anlamıyla yetkinlik kokan sinemasal tercihlerle de usullere uygun bir biçimde baş göz eden Evans’ın aksiyon arenasında kurduğu bu yeni hakimiyet ve ipin ucunu kaçırdığı beklenti çıtasından kelli; Ong Bak ve Protector gibi, kendine has pırıltılar taşıyan ve aksiyon sineması namına büyük umutlar vadeden yapımlar bile neredeyse değersiz bir hal aldı gözümüzde!

Tabi meseleyi Evans ve ekibinin organik başarısı kadar, Tony Jaa ve Pachya Pinkaev’in rehavetine de bağlamak gerekir. İlk Ong Bak filmiyle hızla fenomen haline gelen ve sonrasında hem Ong Bak serisinin devam halkası hem de Protector sayesinde, avantürperestleri çiğ aksiyona doyuran ekip; kısa sürede gereğinden fazla allanıp pullanmış toraman bir beklenti paketi armağan ettiler bizlere! Bu beklentiyle birlikte, Jaa ve Pinkaev iş birliği bir süre sonra bu iki serinin “ilklerini mum ışığında aratan” devam halkalarını üretmekten öteye gidemez oldu! Hele ki aksiyon sinemasının yeni uzak doğulu fenomeni olarak işaret edilen Jaa’nın karabatak misali bu iki serinin devam halkalarıyla bir görünüp bir kaybolması; biz ölümlü izleyiciler tarafından kendisine yüklenen ilahi misyonu da fazlasıyla sekteye uğrattı! Yoksa Jaa sahte peygamber falan mıydı? Devamını oku

Going to Pieces: The Rise and Fall of the Slasher Film (2006)

Yazan: 21 Nisan 2014  
Kategori: Dökümanter, Film İncelemeleri

Going to Pieces posterAdından anlaşılacağı üzere Going to Pieces: The Rise and Fall of the Slasher Film, korku sinemasının belki de en çok sevilen türlerinden biri olan ‘slasher’ hakkında bir belgesel. Adam Rockoff’un aynı isimli kitabı baz alınarak çekilen belgesel, korku severlere doksan dakikalık keyifli bir yolculuk vadediyor.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Going to Pieces, türün ortaya çıkışını, seksenlerdeki yükselişini, gözden düşüşünü ve doksanların sonuna doğru evrilerek tekrar yükselişe geçişini, türün öne çıkan örneklerinden unutulmaz sekanslar eşliğinde anlatıyor. John Carpenter, Wes Craven, Sean S. Cunningham, Tom Savini, Greg Nicotero ve Rob Zombie gibi türe ait filmlerin yapımında görev almış önemli isimlerle ve türü takip eden yazarlarla yapılan röportajlar ile de destekleniyor.

Aynı kitaptaki gibi bölümlere ayrılan Going to Pieces, Psycho ve Peeping Tom ile başlayan ‘slasher’ serüveninin, Halloween ile kuralları koymasını ve Friday the 13th ile şaha kalkışını, adı geçen filmlerde görev almış sinemacıların dile getirdiği anekdotlar eşliğinde akıcı bir dille anlatıyor. Açıkçası ‘slasher’ ile ilgili az buçuk araştırma yapmış birinin denk gelmediği bir anekdota rastlamak mümkün değil ama hepsini bir araya toplaması bakımından önemli. Özellikle Cunningham’ın ağzından dinlediğimiz Friday the 13th’in ortaya çıkış hikâyesinin, her korku severin ilgisini çekeceğinden eminim. Devamını oku

Demolition Man (1993)

Demolition Man posterÖteki Sinema olarak bir diğer Stallone şaheseri ile karşınızdayız. Bu seferki filmimizle yolunuzun kesişmemiş olmasına imkan yok. John Spartan ismi size ne ifade ediyor? Peki Simone Phoenix? Buralardan hedefi tutturmak zor, peki “üç deniz kabuğu” konusunda düşünceleriniz nelerdir? Sanırım bir yere varıyoruz. Demolition Man, ya da Türkiye’de tanıdığımız adıyla “Cezalandırıcı”, mevzu televizyonda yabancı film gösterimi olduğunda bir dönemin vazgeçilmezleri arasındaydı. Çocukluk yıllarında farkında olmadan defalarca seyrettiğiniz o Stallone filmi işte bu film. İşin en güzel yanı ise Demolition Man’in yirmi yıl aradan sonra bile iştahla seyredilebilmesi. Filmin öyle ya da böyle akıllarda yer etmesi hiç şaşırtıcı değil, Demolition Man gerçekten de döneminin kendinehas  bilimkurgu-aksiyonlarından.

Öteki Sinema için yazan: Yigilante Kocagöz

Kaptan John Spartan, soyadının hakkını verecek derecede kaslı ve sert bir LAPD polisidir. Simon Phoenix ise Los Angeles’a uzun süredir kan ağlatan, manyak lıkta doktora yapmış bir suç lordudur. İki yıl süren çetin bir kedi-fare oyununun ardından Spartan, bir operasyon sırasında Phoenix’i patlayıcı dolu bir depoda kıstırır. Güzel aksiyon sekansları ve afili patlamaların ardından Phoenix kıskıvrak yakalanır, ancak gözardı edilemeyecek bir durum vardır: Patlamalar sırasında Phoenix’in alıkoyduğu tüm rehineler ölmüştür. Operasyondaki fevri tavrından ötürü bu ölümlerden sorumlu tutulan Spartan ve azılı düşmanı Çılgın Çocuk Phoenix, CryoPrison denilen özel bir enstitüde hapis cezasına çarptırılırlar. CryoPrison çalışanları hükümlüleri özel tekniklerle dondurmakta ve bilinçaltlarına özel rehabilitasyon mesajları göndererek onları topluma kazandırmayı hedeflemektedirler. Devamını oku

The Babadook (2014)

the Babadook posterİKSV tarafından düzenlenen 33. İstanbul Film Festivali’nin Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde yer alan The Babadook’u (Karabasan) 13 Nisan’daki Kadıköy Rexx gösteriminde izledim.

Öteki Sinema için yazan: Murat Kızılca

Festival dahilindeki üçüncü ve son gösterim olduğundan, daha önce izleyenlerin film hakkında yaptıkları pozitif eleştiriler kulağıma gelmişti. ‘Pek Yakında’ köşemize de konuk ettiğimiz The Babadook, fragmanı ve görselleri ile ilgi çekme ve merak uyandırma konusunda bir hayli başarılıydı. Dolayısıyla iyi bir korku filmi izleyeceğime yönelik bir beklentiyle salona girdim. Ama umduğumu pek bulamadım doğrusu.

Amelia, kocasının ölümünün üzerinden altı yıl geçmesine rağmen hala ne yapacağını bilemez haldedir. 6 yaşındaki yaramaz oğlu Samuel’i kontrol altında tutmakta zorluk çeken çaresiz kadın, kendini zorlamasına karşın bir türlü oğlunu sevemez. Samuel, devamlı rüyasında gördüğü bir canavarın ikisini birden öldüreceğine inanmaktadır. Yaşadıkları evde ‘The Babadook’ isimli rahatsız edici bir kitap bulan Samuel, rüyasında gördüğü canavarın Babadook olduğuna kanaat getirir. Bir süre sonra iyice zıvanadan çıkan Samuel, gittikçe daha tahmin edilemez ve vahşi bir hale dönüşür. Amelia, oğlunun garip davranışlarından ürker ve ona sakinleştirici ilaç vermeye başlar. Ancak etrafında kötücül bir varlığın işaretlerini görmeye başlayınca, Samuel’in kendisini uyarmaya çalıştığı şeyin gerçek olabileceğine inanır. Devamını oku

Marnie (1964)

Yazan: 16 Nisan 2014  
Kategori: Film İncelemeleri, Vintage

Suçluysan da Erkeğe Teslim Ol…

 

Marnie posterMarnie’deki (Alfred Hitchcock, 1964) Hitchcockyan kadın stili bir kılık değişiminin (masquerade) arkasında ilk etapta bir dışavurum şeklinde ifade bulan cinselliği yansıtmaktadır. Kolayca görülebilir ki Marnie (Tippi Hedren) bu avantajı ilk etapta bir meslek sahibi olabilmek için kullanmış, yine de yüzündeki törpülenmiş ifade kadının ardında yatan sırrı keşfetmek için erkeği harekete geçirmiştir.

Öteki Sinema için yazan: Burak Bayülgen

Marnie özellikle kendi geçmişini saklayabilmek açısından başarılıdır -örneğin çocukluğunda olanları gizlemekte- ancak esas gizlemeyi başaramadığı şey bir şeyler gizlediği gerçeğidir. Bu hususta erkek bir sır keşfetmede kadının kadınlığından asla uzak değildir.

Erkeğe bir kadın hakkında ipuçları veren şey rol yapmaktan ziyade kadının kadınlığıdır ve bu kadının doğasında vardır. Marnie her ne kadar erkeklerden nefret etse de ve her ne kadar bir erkek tarafından asla yenilgiye uğratılamayacağını düşünse de, esasen kendi doğasından; yani feminen tarafından kaçamamaktadır. Devamını oku

Sonraki sayfa »