Christiane F. – Wir Kinder vom Bahnhof Zoo (1981)

Yazan: 03 Şubat 2012  
Kategori: Film İncelemeleri

1978 yılında Alman Stern dergisinin uyuşturucu batağına saplanmış 14 yaşında bir genç kızla yaptığı röportajdan hareketle beyaz perdeye aktarılan “Christiane F. Wir Kinder vom Bahnhof Zoo” (Bahnhof İstasyonu Çocukları), 70li yılların Berlin’indeki çocukların uyuşturucunun esareti altındaki yaşamlarını konu alıyor.

Filmin sinema tarihinde unutlmazlar arasına girmesinde ve döneminde büyük yankı uyandırmasının en büyük sebeplerinden biri tamamen gerçek olaylara, kişilere dayanması ve öyküyü çarpıcı biçimde tüm çıplaklığıyla gözler önüne serebilmesi.

Tam adı Vera Christiane Felscherinow, Berlin banliyölerinden birinde annesi ve erkek kardeşiyle yaşayan bir genç kızdır. Aile içi şiddet ve ebeveynlerin ihmali onu Berlin’in gece kulüplerinde sonu belirsiz bir yolculuğa çıkarır. Sound adlı discoda uyuşturucu bağımlısı Vetlev ile tanışan Christiane, aynı zamanda da uyuşturucu ile de tanışmış olur. Christiane, Vetlev’in gizemli ve meceraperst tarzına kapılır. 14. Yaş gününü kutladığında bir uyuşturucu bağımlısı haline gelmiştir.

Filmin üzerinde 30 yıl geçmesine rağmen halen tartışılması ve konuşulmasının ardındaki en önemli sebep elbetteki karakterlerin tamamının (isimleri dahi değiştirilmeden) uyarlamaya aktarılması. Devamını oku

Don’t Be Afraid of the Dark (2010)

14 yaşındaki Sally annesinin nedendir bilinmez aldığı bir karara göre artık babası ve onun kız arkadaşı Kim ile birlikte onların restore ettirmeye çalıştıkları 19. Yüzyıldan kalma bir evde yaşamak zorunda kalmıştır. Evin buram buram tarih kokan köşelerinden birinde ise bu kırgın küçük kızın ruhunun onlara ait olduğuna inanan bir topluluk yaşamaktadır ve ne pahasına olursa olsun özgür kalacak ve o ruhu alacaklardır.

2010 yapımı film aslını, senaryosunu Nigel Mckeand’ın yazdığı, yönetmenliğini John Newland’ın üstlendiği, başrollerini Kim Dorby ve Jim Hutton’ın paylaştığı 1973 yapımı bir televizyon filminden almıştır. Film gösterildiği tarihte çok büyük ilgi görmüş ve o zaman için başarılı yapımlardan biri olarak televizyon tarihindeki yerini almıştı.

Gelelim biz filmimize. Filmde kocası tarafından önemsenmeyen ve yalnızlığa itilmiş genç kadın Sally’nin yerini annesi ve babası ayrı hayatlar seçen, annesi tarafından babasına hiçbir açıklama yapılmazsızın gönderilen velhasıl kendini terk edilmiş, sevgisiz kalmış hisseden küçük bir kız alıyor. Kendini annesinin sıcacık evinden atılmış bir vaziyette, kocaman, eski ve bomboş bir evde buluyor. Elinde yeteneğinin resim yapmak olduğunu belli eden bir resim defterini sıkı sıkıya tutarken tanışıyoruz çocuk Sally ile. Tv filminde genç kadının rolünü üstlenen bu küçük kızda filmin ilerleyen dakikalarına kadar onun kaderine gark oluyor ve kimseyi bu evdeki tehlikenin boyutlarına ikna edemiyor. Devamını oku

The Artist (2011)

Yazan: 24 Ocak 2012  
Kategori: Film İncelemeleri

Yıl 1927… Hollywoodland gururla sunar; sinema ve onun muhteşem büyüsünü…

Sessiz filmler zamanındayız. İnsanların en güzel kıyafetleriyle gittiği sinema salonlarındayız. Beyaz perdeye yansıyan görüntünün canlı bir orkestra eşliğinde filmin misafirlerine yani seyircilerine en iyi şekilde sunulmaya çalışıldığı ve izleyenin heyecan nidaları arasında geçen seanslar devrindeyiz. Ve o dönemin en ünlü oyuncularından biriyle açıyoruz sahneyi George Valentin. Onun hayatı her yerde patlayan flaşlar ve hanım hayranlarının kıskacında, beyaz perdenin yüzüne güldüğü anlarla geçiyor. Peppy Miller ise onun hayranlarından biri ve en büyük hayali ünlü bir yıldız olmak… Derken bir gün beyaz perde sessiz büyüsünü bozup, seslenmeye karar veriyor seyircisine. Hayatın dengesi böyle ya biri düşerken, öteki yükseliyor böylece. George Valentin için ses bir kâbusken Peppy Miller için sürekli gördüğü rüyanın gerçekleşmesi haline geliyor. Ve aşk tüm iniş çıkışların ortasında her daim büyülemeye devam ediyor. Devamını oku

Black Roses (1988)

John Fasano’nun yönetmenliğini yaptığı 1988 yapımı Black Roses 80′ler korku filmlerinin izinden giden, Amerika’nın metal müziğe tavrını eleştiren bakışı ile ilginç ve güzel bir eğlencelik. Özellikle Heavy Metal severler tarafında efsane olmuş sountrack’i ile de hem göze hem kulağa hitap etmesini biliyor (göze hitap genelde baştan çıkarıcı kızlar ile yapıldığını belirtmeme bilmem gerek var mı?).

Konuya gelecek olursak, çıkardıkları albümle büyük bir başarı kazanan Black Roses grubu Amerika turnelerine ufak ve muhafazakar bir kasaba olan Mill Basin’de başlamaya karar verirler. Bu minik Amerikan kasabası fazla dışa açılmamış, dinine bağlı, düzgün, sevimli, suça bulaşmamış örnek vatandaşlardan oluşmaktadır. Ancak bu grubun geleceğini duymaları kasabada “eyvah namus elden gidiyor” tepkisine neden olur. Tüm bu tepkilere aldırmayan vali ve okulun kafa öğretmeni seri olarak verilecek konserin ilk günü kasabanın ileri gelenleri ile izlemeye gider. Devamını oku

Le Queloune / The Clown (2008)

Le Queloune, Patrick Boivin tarafından yazılıp yönetilmiş olan Kanada yapımı bir kısa film.

“Mezarında yatmakta olan Patrice Le Vignoble isimli palyaço bilinmeyen bir sebeple (diyet kola?) canlanır ve mezarından çıkar. Ne olup bittiğini kavrayamaz ve amaçsızca yürümeye başlar. Yolunun üstündeki bir eve girer ve kimlik bunalımını aşmanın yollarını araştırır.”

Kısanın başrolünde Delicatessen (1991), Alien: Resurrection (1997), Amélie (2001), Dante 01 (2008) gibi birçok filmde rol almış, ünlü Fransız aktör Dominique Pinon var. Daha doğrusu kısa için rahatlıkla Pinon’un tek kişilik gösterisi (one man show) diyebiliriz.

Patrick Boivin, Le Queloune ile Open Film’s  ‘Get It Made’ Short Film yarışmasında birinci gelmiş ve çekeceği uzun metraj filmin yapımında kullanılmak üzere verilen 500.000 dolarlık ödülün sahibi olmuş. Robert Duval ile beraber festivalin danışma kurulunda yer alan James Caan kısa film için şunları söylemiş; “Boivin’in işi anında Openfilm’in gözüne çarptı. İzleyeni kendine bağlayan ve geniş çapta duygusal tepkimeler oluşturan, sanatsal, kültürel ve teknik bir karışımdan müteşekkil çılgın bir gezinti. Umarım Boivin’e yaptığımız bu yatırım yaratıcılığını daha çok açığa çıkartabilmesine ve onun tutkusuna sahip yetenekli başka zihinlerin esinlenmesine yardımcı olur.” Devamını oku

Sonraki sayfa »