Inception / Başlangıç (2010)
Yazan: Masis Üşenmez 29 Temmuz 2010
Kategori: Bilimkurgu filmleri, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
->
Yeni sezonun en çok merak uyandıran yapımı Inception sonunda sinemalarımıza teşrif etti. The Dark Knight ile ününe ün katan Christopher (Jonathan James) Nolan’ın sonraki adımı acaba sonu mu olacaktı, yoksa seyirci artık oturmuş bir yönetmen sinemasının zevkini mi sürecekti?
Devamını oku
Pan’s Labyrinth / Pan’ın Labirenti (2006)
Yazan: Melahat Yılmaz 29 Temmuz 2010
Kategori: Fantastik, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Uzun zaman önce, çok uzun zaman önce içinde hiç acı ve hiçbir yalan olmayan bir yer altı ülkesinde insanların dünyasını görme hayalleri kuran bir prenses yaşarmış. Bir gün prenses korumalarını atlatarak mavi gökleri, yumuşak meltemi ve gün ışığı olan insanların dünyasına kaçmış. Gözleri gördüğü güneş ışığı ile kör olmuş ve tüm geçmişini unutmuş. Hastalık ve açlıktan dolayı bir süre sonra ölmüş. Ama babası kral küçük kızını bir türlü unutamamış ve bir gün kızının başka bir bedende geri geleceğine hep inanmış, onu beklemeye başlamış.
Küçük Ofelia annesiyle beraber 1944’lerin İspanyasına annesinin yeni eşi olan diktatör generalle tanışmak için gelir. Annesi generalin bebeğine hamiledir ve kısa bir süre sonra bir kardeşi olacaktır. Ofelia okuduğu kitapları, hayalleri ve sonsuz masumiyeti olan küçük bir kız çocuğudur. Lakin tanıştığı ilk andan itibaren kötü kalpli generalle arasında bir soğuk savaş başlar. Bu kötücül adam küçük kızdan hiç haz etmemiştir. Generalin tek amacı vardır. Bağlı olduğu güce sorgulamadan hizmet etmek ve doğacak olan oğlunu kendisi gibi yetiştirmek. Bu amacı uğruna gözünü kırpmadan herkesi harcayabilmektedir. Ofelia geldiği bu korkunç yerde onun prenses olduğunu ve ona verilen üç tehlikeli görevi yerine getirmesi şartıyla gerçek krallığına dönmesini sağlayacağını söyleyen Pan ile tanışır. Pan birçok ismi olan toprak gibi kokan yaşlı bir yaratıktır. Ofelia onun verdiği görevleri eksiksiz olarak yerine getirip yer altı krallığında sonsuz bir mutlulukla yaşayabileceğine inanmaktadır.
Hayallerinin masumiyetinde annesi ve işkence içinde yaşayan bir halkla iç içe olan Ofelia tüm ümidini bu garip yaratığa ve onun üç küçük perisine bağlamıştır. İhanet ve ölümün kol gezdiği yerde hayaller bizi tek kurtaran gemidir çünkü. İnancımız tek yelkenimizdir. Lakin her şey küçük kızın istediği gibi gelişmez. Annesi hamileliğinden dolayı çok rahatsızdır ve yavaş yavaş güçten düşmektedir. Tek dayanağı Mercedes ise generale ihanet etme planları yapmaktadır.
Ofelia hem krallığını hem de sevdiği insanları bu karanlıktan kurtarmak zorundadır. Gerçekler sizi sardığında tek sığınağınız hayal gücünüzdür. Hayatınızda ki labirente korkusuzca girmeniz ve çıkış yolunu bulmanız gerekmektedir. Hepimizin kırık dökük hayalleri vardır lakin. Büyümek denen hastalığa tutulduğumuzdan beri unuttuğumuz iyilik perilerimiz vardır.
Onlara inanmayı bıraktığımız gün değil midir ki karanlık bizi içine çekmiştir. İşte bu film de bir küçük kız bizi her şeye rağmen inanmaya ve mücadele etmeye davet ediyor.
Görselliği sonuna kadar kullanan bir yapıt Pan’ın Labirenti. Ofelia ile büyülü yaratıkların dünyasına bir seyahate çıkıyoruz. Renkler ve atmosfer bizi kendi dünyamızın dışında ki dünyalara hapsediyor ve büyülüyor.
Guillermo Del Toro’dan üç oscarlı muhteşem bir yapıt. Bize istediğimiz sonu seçmemizi ve tekrar içimize dönmemizi öğütleyen farklı bir masal. İyiler ve kötüler iç içe geçmiş mücadele etmeye kıran kırana devam ederken biz bazen gözyaşlarımızı tutamadan seyretmeye devam ediyoruz. 2006 yapımı bu buruk masalın kahramanları bizi kendi dünyalarına çağırıyor. Bu çağrıya kulak verin lütfen.
Başrollerini Ivana Barquero, Sergi Lopez ve Maribel Verdu’nun üstleniyor. Aynı zamanda Guıllermo Del Toro filmi yönetmekle kalmamış ve senaryosunu da kendisi yazmış.
Masumiyet kötülüğün hayal bile edemeyeceği bir güce sahiptir. Elinde silahı yoktur belki. Arkasında sırf korktuğu için onu destekleyen dalkavukları da. Fakat masumiyet her daim kazanan olma ayrıcalığına sahiptir. Döktüğü her gözyaşı gücüne güç katar ve en sonunda ışıklı yolunda yürümeye koyulur masumiyet. Eğer ki yüreğiniz kötülüğün sularında boğulmaya yüz tutmuşsa bu filmi seyredin. Yüreğinizi bu küçük kıza ve onun perilerine açın. Döktüğünüz her gözyaşı sizi arındırmaya yetecektir. İyi seyirler.
Pan’ın Labirenti fragmanı
The Sorcerer’s Apprentice / Sihirbazın Çırağı (2010)
Yazan: Murat Tolga Şen 29 Temmuz 2010
Kategori: Fantastik, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
->
Artık bir Disney filmine girerken ne göreceğimi, aşağı yukarı nasıl bir filmle karşılaşacağımı biliyorum. Büyük zincir hamburger firmalarının ürünlerine benzer bir şekilde Disney filmlerinin de hepsi birbirine benziyor. Büyük bütçeli, eğlenceli, kansız ve özellikle genç seyirci hedeflenmiş olarak üretildiği için izleyip unutulacak türden yapımlar… Kimin oynadığının ya da yönettiğinin çok da önemi yok! Devamını oku
Camping Del Terrore (1987)
Yazan: Murat Kızılca 25 Temmuz 2010
Kategori: Film İncelemeleri, Korku Filmleri, Slasher
Camping del terrore 1987 yılı mahsulü Ruggero Deodato tarafından yönetilmiş olan İtalya / ABD ortak yapımı bir film. Camping della morte veya Bodycount olarak da bilinir.

Camping del terrore, Colorado kırsalında gerçekleşen bir cinayet ile başlar. Gözlerden ırak ormanın derinliklerinde birbirleriyle tartışan bir çift kimliği belirsiz bir katilin kurbanı olur. Yerel halk cinayetlerin ormanda yaşadığına inandıkları Kızılderili Şaman tarafından işlendiğine inanmaktadır. Aradan on sene geçer. Askerden dönmekte olan Ben Ritchie (Nicola Farron) evine gitmek için yol kenarında beklerken yaz tatili için kamp yapmaya niyetli enerji patlaması yaşayan beş gencin bulunduğu karavana biner. Çok çabuk kaynaşan grup Ben’in anne ve babasının işlettiği ancak şimdilerde kapalı olan kamp yerine gitmeye karar verir. Tahmin edileceği üzere kamp yeri on sene önce işlenen cinayetlerin olduğu yerdedir. Enerji patlaması anlamında bu gruptan pek aşağı kalmayan başka üç kişilik bir grup, şans bu ya, aynı kamp yerinde konaklamaya karar verir. Kampı bir anda şenlik yerine çeviren gençler Ben’in babası Robert’ın (David Hess) hiç hoşuna gitmez, ancak karısı Julia’nın (Mimsy Farmer) ısrarı ile çok fazla itiraz etmez. Kolayca tahmin edileceği üzere cinayetler yeniden başlar. Moron sıfatının üzerinde iltifat gibi durduğu gençler birer birer öldürülmeye başlar. Julia ile gizli bir aşk yaşamakta olan kasabanın şerifi Charlie (Charles Napier) ve yardımcısı Ted (Ivan Rassimov) katili gençlerin köküne kibrit suyu dökmeden yakalayabilecek midir?
The Last Airbender / Son Havabükücü (2010)
Yazan: Murat Tolga Şen 24 Temmuz 2010
Kategori: Dövüş Filmleri, Fantastik, Film İncelemeleri, Son Yazılarımız
Nickoledeon kanalında 2. sezonunun ortalarında bir bölümünü tesadüfen izleyip, çok sevip, sonra da 3 sezon: 58 bölümü, 2.5 günde, nefes bile almadan izlediğim çok sıradışı ve keyifli bir seyirlik idi “seçilmiş” Avatar Aang’in maceraları. Devamını oku






























