63. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin direktörü Deniz Yavuz’la festivalin yeni sinemacılara katkısını, bütçe ve destek dengesini, jüri seçimlerini, Kanun Hükmü krizinin ardından atılan adımları ve Türk sinemasının yapısal sorunlarını konuştuk.
Yeni sinemacılar ve bu yılın seçkisi
Altın Portakal, Türk sinemasının hafızasında önemli bir yere sahip. Peki bugün yeni sinemacılar keşfeden, üretimi teşvik eden ve ulusal sinemayı yönlendiren bir kurum olmayı ne ölçüde başarıyor? Son yıllardaki en somut katkısı sizce nedir?
Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz öğrenci programımız ile Türkiye genelinde eğitim veren sinema okullarından öğrenci filmlerini Antalya’ya, Altın Portakal’a davet ediyoruz. Öğrenci projeleri önemli bir sinema etkinliğinde sinema profesyonelleriyle yan yana bir hafta geçiriyor. Bu programı önemsiyoruz. Yanı sıra Altın Portakal bünyesinde ayrı bir program olarak yapılan proje geliştirme forumu içine de geçen yıl ilk film projelerinin değerlendirildiği bir ‘pitching’ bölümü ekledik. Bu platforma da yoğun bir ilgi var. Ana iskelette, ulusal yarışma bölümünde en iyi ilk filme verdiğimiz geleneksel bir ödül bulunuyor. Yeni sinemacılara imkan sağlayarak onlarla Altın Portakal’da yollarımızın kesişmesini önemsiyoruz.
Bu yıl ulusal yarışmadaki 12 filmden sekizi dünya prömiyerini Antalya’da yapıyor. Başvurulara ve seçkiye baktığınızda Türk sinemasının yaratıcı açıdan nasıl bir dönemden geçtiğini düşünüyorsunuz? Yeni hikâyeler ve sinemacılar mı geliyor, yoksa birbirine benzeyen filmler mi çoğalıyor?
Tarzları gereği hayli ilginç filmler yer alıyor bu yıl seçkide. Bir Altın Portakal seçki klasiği olarak dramaların ağırlıkta olduğunu söyleyebiliriz. Tecrübeli yönetmenlerin bir arada olacağı bir yıl olacak. Bu yıl filmlerin birbirine benzediğini söylemek doğru olmayacaktır.
Prömiyer rekabeti, bütçe ve destekler
Bağımsız filmler için festivaller neredeyse zorunlu gösterim alanlarına dönüştü. Ancak prömiyer koşulları festivaller arasında rekabet de yaratıyor. Sizce festivaller bazen filmlerin önüne geçiyor mu? Daha güçlü bir iş birliği mümkün mü?
Her festival bunu biraz da hitap ettiği kitleye ve yapıldığı yere göre de değerlendirmeli ve belirlemelidir diye düşünüyorum. Elbette festivalin gelenekselleşmiş davranışları da önemlidir. Antalya’nın ilk gösterim özelliği çok uzun süredir değişmedi. Festivallerin yapım tarihleri de katılmayı düşünen filmlerin stratejilerini etkiliyor. İlk gösterim özelliği, ilkesi doğrudan festivallerin niteliğini belirleyen bir unsur değil. Bu ilkeyi benimseyerek o festivali seçen yapımın gösterim stratejisiyle ilgili bir durum öncelikle. Ekonomik bir tercih de olabiliyor. Yarışma bölümleri için geçerli olan bu tür ilkeleri akçeli ödüller için tercih edebiliyor yapımcılar. Film yapım bütçeleri her geçen gün hızlı artıyor ve prodüksiyon zorlaşıyor. İşte bu yüzden festivallerdeki parasal desteklerin önemi her sinemacı için çok önemli bir noktaya yerleşiyor.
Festivalin bu yılki bütçesi 136 milyon TL, toplam ödül desteği ise 11 milyon TL. Sizce festivaller organizasyon ve konuk ağırlama giderleriyle doğrudan sinema üretimine ayırdıkları kaynaklar arasında doğru dengeyi kurabiliyor mu?
Ne yazık ki bu konuda durum negatif. Dengeyi kuramıyoruz. Konuk sayılarımızın en ekonomik değerlere indirilmesi gerekiyor. Ne yazık ki ülkemizde uzun süredir ekonomik şartlar olumlu değil. Standartlar şaşmış durumda. Yapımlara sağladığımız destekleri arttırmayı hedefliyor, uluslararası konuklarımızı festivalde daha fazla sayıyla ağırlamak ve onlarla lokal sinemacılarımızı buluşturmak istiyoruz. Ekonomik zorluklar sebebiyle bu konularda zorlanıyoruz.
“Ne yazık ki bu konuda durum negatif. Dengeyi kuramıyoruz.”
Film Forum’a bu yıl 269 proje başvururken toplam destek 1 milyon 450 bin TL düzeyinde. Günümüz yapım maliyetleri düşünüldüğünde bu destekler ne kadar etkili? Altın Portakal, projelerin tamamlanmasına ve uluslararası pazara ulaşmasına da yardımcı olan kalıcı bir yapıya dönüşebilir mi?
Film Forum’da bu yıl beş platform vardı. Geçen yıl olduğu gibi. Proje geliştirme aşamasında 5 bin liralık bir destek bile yeri geldiğinde katılımcıya bir destek sağlıyor. Başlangıç aşamasında Film Forum vasıtasıyla sağladığımız destekler proje sahipleri için hayli önemli değerde. Uluslararası hedefler doğrultusunda da projelerin uluslararası sinemacılar tarafından fark edilmesini sağlamak amaçlarımız arasında.
Bağımsız sinema ve seyirci
Bağımsız Türk sineması finansman, dağıtım ve yaratıcı özgürlük açısından zor bir dönemden geçiyor. Sizce en büyük sorun ekonomik yetersizlik mi, yoksa özgürce hikâye anlatılabilecek alanların daralması mı?
En büyük sorun ekonomidir. Daha sonrasında da icra alanlarının daralması ve yapılan filmlerin izleyicisine ulaştırılması probleminden bahsedebiliriz. Dijital gösterim tekniklerinin gelişmesi ve kolay ulaşılır olmasından ötürü gösterim kalitelerinde ne yazık ki düşüşler meydana geliyor. Hızlı tüketim ön planda.
“En büyük sorun ekonomidir.”
Bağımsız sinemanın uluslararası fonlara ve festival beklentilerine uygun filmler üretirken kendi seyircisinden uzaklaştığı eleştirisi yapılıyor. Sizce festivaller belirli estetik anlayışları ve hikâyeleri ödüllendirerek sinemacılar üzerinde dolaylı bir baskı oluşturuyor mu?
Tematik bir festival olmamakla beraber, seçkilerde ve genel programımızda filmlerin janraları, tarzları üzerinden bir seçki oluşturma sistemimiz yok. Üç yıldır pozitif ayrımcılık ve farkındalık sağlamak amacıyla uluslararası filmlerden oluşturduğumuz savaş bölgesinden gelen filmlerle tematik bir seçki hazırlıyoruz. Bu seçki yarışmalı bir bölüm değil. Savaş bölgesinden gelen filmleri izlemek istiyor ve bu konuda farkındalık yaratmak istiyoruz. Festival jürilerinin o yılki yapısı sonuçları doğrudan etkilemektedir. Yarışmalı bölümlerimizdeki karar aşamalarında yer almıyoruz ve herhangi bir anlayışa sahip filmler konusunda yönlendirme de yapmamaktayız.
Festival ödülleri kazanan birçok film vizyonda çok az seyirciye ulaşabiliyor. Bir festivalin sorumluluğu ödül töreniyle bitmeli mi? Antalya, seçkisindeki filmleri yıl boyunca farklı şehirlerde seyirciyle buluşturacak bir gösterim ağı kurabilir mi?
Bu konu doğrudan filmin yapımcısı ile ilgili bir konudur. Yapımcının kuracağı vizyon ve halka ulaşma stratejisidir. Festivallerde ödüllendirilen filmler bu ödül avantajını da bu stratejileri oluştururken kullanabilir.
Jüriler, ön jüriler ve şeffaflık
Son yıllarda festivallerin jüri tercihleri, liyakat yerine tanınırlığın ve kişisel ilişkilerin öne çıktığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Siz jüri oluştururken hangi ölçütleri esas alıyorsunuz? İyi bir yönetmen veya oyuncu olmak, iyi bir jüri üyesi olmak için yeterli mi?
Büyük jürimizi oluştururken öncelikli olarak jüri başkanını belirlemeye gayret gösteriyoruz. Ve hem uluslararası hem de ulusal jürinin başkanlığını bir yönetmene ya da bir yapımcıya teslim etmek istiyoruz. Duayen bir yönetmen büyük bir jüriye başkanlık edecek en doğru profildir. Elbette çok sayıda jüri üyesine ihtiyaç duyan festivallerde çalışmak istediğiniz isimlerle anlaşmanız hayli zor oluyor. Sinemacılar yıl boyunca çok yoğun çalışıyorlar. 50’den fazla jüri üyesi ile anlaşmak, bu isimlerden yedi ila on gün arasında bir hizmet talep etmek her iki tarafı da oldukça zorluyor. Sadece iyi bir yönetmen olmak özellikle jüri başkanlığı için yeterli değil kanımca. Deneyimin ve üretimin de çok büyük önemi var. Piyasadan uzaklaşmış bir ismin jüri başkanlığı yapması garip olabiliyor. Diğer jüriliklerde de mümkün olduğunca sinemanın bütün dallarını kapsamaya özen gösteriyoruz. Görüntü yönetimi, müzik, kurgu, sanat yönetmeni, sinema akademisyenleri, animatörler, oyuncular ve birçok alt branşta çalışan diğer meslek erbaplarından oluşan, çeşitlilik gösteren jüriler kurmaya çalışıyoruz.
Ön jüriler, yarışmaya hangi filmlerin gireceğini belirleyerek festivalin sinema anlayışını da şekillendiriyor. Kişisel, ideolojik veya sektörel ilişkilerin seçimlere yansımasını nasıl önlüyorsunuz? Ön jürilerin daha şeffaf ve hesap verebilir olması gerekmez mi?
Ön değerlendirme kurullarını oluştururken hassasiyet gösteriyoruz. Sinema piyasasında yer alan herkes birbirini tanıyor, her piyasada olduğu gibi. Ön değerlendirme kurulu üyelerini belirleme aşamasında görüştüğümüz isimlere önümüzdeki dönemde herhangi bir işte yer alıp almadığını soruyor ve bu konuda tam bir kesinlik sağladıktan sonra aday isimle anlaşıyoruz. Dediğim gibi bu konudaki alternatifler çok geniş değil. Kuramsal tarafta yer alan sinema profesyonellerinin ve artık üretimde yer almayan duayen sinemacıların ve sinema yazarlarının iş birlikleri bu noktada çok işlevsel oluyor. Öte yandan elbette sinema dinamiğinin içinde yer alan aktif isimlerle de çalışmak önemli bir husus. Günümüzü bilen, sorunları yaşayan… Her şartta özellikle ön jürilerde yer alacak isimlerin tam bağımsızlığını istiyoruz. Değerlendirme sonrasında kuruldaki isimleri açıklıyoruz. Burada önemli olan seçkinin belirlenmesi esnasında bu isimlerin etkilenmemesi ve rahatsız edilmemesi için isimlerinin gizli tutulmasıdır. Her jüri kendi vereceği kararlardan sorumludur ve değerlendirmelerini festival ya da ödül mekanizmasına iletir. Sonuçlarda bir yakınlık, çıkmaz ya da tekrar değerlendirilmesi gereken bir husus var ise ön jürilerle tekrar bir araya gelinerek çözüm aranır.
Festival yönetmeliğine göre sanat direktörü ve yönetim temsilcisi, oy hakları olmadan jüri karar toplantılarına katılabiliyor. Ayrıca eşitlikte jüri başkanının oyu iki sayılıyor. Sizce jüri bağımsızlığı açısından bu uygulamalar doğru mu? Yönetimin toplantıda bulunması kararları dolaylı olarak etkileyebilir mi?
Yönetmelikte yazsa da biz bu toplantılara hiç katılmadık. Orada yer alma gerekliliği festival yönetmeliği ya da festival içerine dair ortaya çıkacak soruları anında yanıtlayabilmektendir. Birden çok insanın yer aldığı alanlarda görüş eşitliği olabilir ve jüriye başkanlık eden kişilerin görüşü bu noktada tercih edilebilir. Bu isim tam da bu yüzden jüriye başkanlık etmektedir. Eşitliği ikna ederek, anlaşarak bozmak jüri başkanının asli görevidir. Festival yönetimi de katıldığı bu toplantılarda kararlara dair herhangi bir söz söyleyemez.
Festival ödüllerinin hangi sinemasal gerekçelerle verildiği zaman zaman tartışılıyor. Jürilerin gerekçeli kararlarının kamuoyuyla paylaşılması ve olası çıkar çatışmalarının önceden açıklanması, festivallerin güvenilirliğini artırmaz mı?
Jüri gerekçeli kararlarını ödüllerin sahiplerine verilmesinden önce kamuoyuyla paylaşıyoruz. Jüriler bu gerekçeleri kendileri yaptıkları değerlendirme sonrasında yazıyor ve belirliyor. Daha sonraki dönemde de basına verdikleri söyleşilerde filmlere dair görüşlerini de aktarıyorlar. Çok düşük oranda bir çıkar çatışması bile olduğunda bu iş birliğini tercih etmiyoruz. Daha sonradan oluşan kesişimlerde de bütün önlemleri alarak süreci ilerletiyoruz.
Kanun Hükmü krizi, eleştirmenler ve gelecek
Altın Portakal’ın 2023’te Kanun Hükmü belgeseli nedeniyle yaşadığı kriz, festivallerin siyasi baskılar karşısındaki kırılganlığını gösterdi. Siz geçmişteki mağduriyetleri gidermekten söz etmiştiniz. Hangi somut adımlar atıldı? Benzer bir kriz bugün yaşansa sanatçıların ifade özgürlüğünü nasıl korursunuz?
Talihsizliklerden ötürü yapılamayan bir festival var. Burada oluşan mağduriyetleri o edisyonu tekrar planlayarak umarım gelecekte ortadan kaldırabiliriz. Festivallere ve festivallerden gelen desteklere sinemacılarımızın ihtiyacı var. Karar gerektiren her aşamada olabildiğince şeffaf ve demokratik olmaya çalışıyoruz. Adaletli kararlar alarak, sorarak ve tartışarak ilerliyoruz. Aksaklıklar ve yolunda gitmeyen durumlar olabiliyor. Bu noktada sakinlikle taraflarla ve kendi içimizde detaylı görüşmeler yaparak konuyu sağlıklı bir seviyeye taşımaya çalışıyoruz. Diyalogdan uzaklaşmamak, yapıcı olmak her zaman yeni pozitif varyasyonları beraberinde getiriyor.
Sinema eleştirmenleriyle festivaller arasındaki ilişki de zaman zaman sorunlu hale geliyor. SİYAD ile yaşanan görüş ayrılıkları düşünüldüğünde, festivallerin kendilerini eleştiren sinema yazarları ve meslek örgütleriyle ilişkisi nasıl olmalı?
Eleştirilerle bakarak bir ilişki kurma yöntemimiz yok. Bu festivalin sahibi biz değiliz. Bu festival her film festivalinin olduğu gibi sinemacıların. Meslek birlikleri, dernekler ve eleştirmen kurumlarıyla birlikte yürünmesi gereken bir yol var. Herhangi bir kurumun baskı altına alabileceği bir alan değil festival alanları. Filmlerin gösterildiği, sinemasal etkinliklerin gerçekleştiği her alanda doğal olarak bütün sinema kurumları yer almalı, buraları takip etmeli ve yerinde tespitlerle gelişimleri için raporlarını sunmalıdır.
Türk sinemasının üretimden dağıtıma, seyirciyle ilişkiden yaratıcı özgürlüğe kadar yapısal sorunları var. Altın Portakal’ın bütün imkânlarıyla tek bir şeyi değiştirebilseniz neyi değiştirirdiniz? Beş yıl sonra festivalin başarısını hangi somut katkılarla ölçmeliyiz?
Festivallerin kendine ait gösterim salonlarına ihtiyacı var. Bu belki büyük bir sorun olarak görülmemekte ama şehir sinemalarında değil kendi kültür merkezinde yapılabilen festivallerde bağımsızlık, çeşitlilik gibi olgular daha iyi ifade edilebiliyor. Program genişliği, daha fazla film ve daha fazla etkinlik özerk gösterim salonlarıyla mümkün olabiliyor.
“Festivallerin kendine ait gösterim salonlarına ihtiyacı var.”