Dehşet Bey, biçim olarak modern, ruh olarak anımsız. Murat Menteş’in edebi mizahını ve Kutlukhan Perker’in grafik zekâsını sinemaya çevirmeye çalışan film, “Türk John Wick’i”
Long Weekend, Avustralya korku sinemasının sıkça başvurduğu şehirlilerin kırsalda yaşayanlarla mücadelesini anlatan ‘slasher’lardan biri gibi başlıyor.
Bazı filmler kaliteleri ne olursa olsun sırf işledikleri konudan ötürü karanlıkta kalmaya mahkum doğuyorlar. Deadgirl, talihsiz bir şekilde geri plana atılmış bir film.
Motosikletinin üzerinde elinde makineli tüfeğiyle, kafası bandanalı, genç ve asi bir Amerikalı, arkadan ona sarılmış bir fıstık. Bir nevi "at, avrat, silah"... İşte film budur!
Cut Throats Nine, görüp görebilceğiniz en sert ve acımasız western'lerden biri... Atmosferiyle, acımasızlığıyla, konusuyla ve sürprizleriyle, neresinden bakarsanız bakın, özel bir film...
Humanoids from the Deep, hiç aksamayan temposu ile eğlence katsayısı yüksek bir film. Filmin seksist söylemi bir kısım izleyeni rahatsız edebilir, ama en nihayetinde bu bir istismar filmi.
Şeytan Kızlar, ellerine geçirdikleri her erkeği, şişliyor, mızraklıyor ve ortalığı kan gölüne çeviriyorlar.Adamın birini kazığın üzerine atarak öldürdükleri bir sahne bile var.
Dehşet Evi, Miguel Ángel Vivas'ın ilk uzun metrajlı filmi... Avrupa korku sinemasının tüm sert notalarını basan, kiminin çok beğeneceği türden bir film.
The Killbillies, adından anlaşılacağı üzere, öldürme içgüdüleri yüksek taşralıları anlatan bir filmdir. Film iki düşman aile arasındaki kan davasına odaklanır.
Yaklaşık 200.000 dolar gibi düşük bir bütçeye sahip olan filmde çete lideri rolünde ünlü yönetmen Sam Raimi’yi, çetedeki elemanlardan Chain Man rolünde ise kardeşi Ted Raimi’yi izlemek kesinlikle ilginç bir deneyim.