Ödülün güdükleşmesine yol açan “uluslararası alanda prestij” takıntısına dair söyleyeceklerim var; mesele prestij kazanmaksa, Türk sinemacılar Cannes'da, Venedik'te prestij kazanıyor zaten.
1965 yılında ikincisi düzenlenen Altın Portakal Film Festivalinde en iyi film ödülünü alan Turgut Demirağ’ın Aşk ve Kin isimli filminin gerek o dönemde gerekse günümüzde ödülü asla hak etmediği konusunda bir fikir birliği oluşmuş durumdadır.
Artık sinemacılarımızın filmlerini fonlamak için devlet kanallarını, yarıştırmak için de iktidar belediyelerinin tertiplediği festivalleri terk etmeleri gerekiyor.
Öteki Sinema okurlarının çok sevdiği kült aktör Franco Nero, 52. Antalya Film Festivali'ne katıldı ve sinemasal deneyimlerini festival takipçilerine aktardı.
Gökdelen inşa etmeden önce düzgün bir ev inşa edebilelim. Altın Aslan’ın, Altın Ayı’nın karşısına Altın Koza’yı – Portakal’ı koyamayız. Acı ama gerçek bu…
Altın Portakal, Türkiye'nin en köklü film festivali... Misyonunu ve değişim sürecini anlamanın en iyi yolu da 50 Yılda Altın Portakal'da "en iyi film" ödülünü kazanan yapımların afişlerinde dolaşmak olsa gerek.
Türk sineması, iyi filmler çeken bir avuç yönetmenin ardına sığınmış beceriksizler takımından ve onların aşırı kabız ya da ishal olmuş işlerinden oluşmaktadır. Sinema adına dağıtılan fonlar tamamen amacının dışına çıkmış, festivaller ise Nar örneğinde görüldüğü gibi, eli yüzü düzgün usta işi filmleri
Altın Portakal filmleri, 60’lı yıllardan bu yana sosyal, siyasal ve ekonomik çalkantılarla yol olan ülkemizin tarihine, sinema aracılığıyla eşlik etmekle kalmaz, bu alt üst oluşların belirlediği hayatlarımızın da kalıcı belleğini oluşturur.