Picnic at Hanging Rock, “her şey başlar ve biter” ve “gördüklerimizi sandığımız rüya içinde bir rüya” diyerek sonu olan yaşamın hüznünü duyumsatır süresi boyunca.
Sofra Sırları Ümit Ünal'ın son filmi, başrolünde yıldızı iyice parlayan Demet Evgar var. İyi yazılmış, yönetilmiş, oynanmış ve kurgulanmış bir kara komedi.
The Killing Kind, Norman Bates’in annesinin ölmediği ve Bates’in annesiyle beraber yaşamak zorunda kaldığı paralel bir evrende geçen alternatif bir Psycho öyküsüne benziyor.
Onibaba, üzerinden geçen onlarca yıla rağmen ilk günkü etkisinden bir şey kaybetmeyen, sinema kültürünü derinden etkilemeyi başarmış, baştan çıkarıcı bir deneyim.
2017 yılı içinde izlediğim 300’ü aşkın film içinde, korku filmleri de dahil olmak üzere beni en çok geren ve huzursuz eden filmin Custody olduğunu söylemekle yetineceğim. Resmen koltuğa yapıştım ve keman yayı gibi arkaya doğru gerildim.
Happy End aslında bir sınıf eleştirisi ama Haneke bunu sadece burjuva ailesinin küçük oğlu üzerinden yapmıyor, çok katmanlı bir yapı kurarak bir düzine kadar karakter üzerinden filme yayıyor.
Lucrecia Martel’in son filmi Zama, çöküşün, düşüşün, yıkımın, mahvoluşun, batışın, başarısızlığın ve çıkışsızlığın şiirini yazarak Kafka, Camus, Dostoyevski ve biraz da Bunuel’den izler taşıyan bir sömürge yolculuğuna çıkarıyor bizi.
Russian Telegraph'ın hazırladığı Dragon of Afghanistan adlı belgesel Bruce Lee'ye benzerliği sayesinde şöhret olan bir Afgan sporcunun, Abbas Alizade'nin hayatını anlatıyor.
Suburbicon (2017), Bridge of Spies’tan (Casuslar Köprüsü, 2015) sonra Coen Kardeşlerin başkası için yazdığı en iyi senaryo. Eğer George Clooney filmi çarçur etseydi çok üzülürdük ama beklediğimizden iyi bir film çıktı.