Resident Evil hakkında iyi şeyler yazabilecek olmak hoşuma gidiyor zira bu serinin sinema macerasını takip etmek, oyunlarındaki kadar sabır ve dayanıklılık gerektiriyordu. Milla Jovovich’in mesaisini tamamlamasından sonra da rahat edemedik, her yeni başlangıçta bu kez oyunların ruhunu yakalayacaklarını söyleyen birileri çıktı ve biz yine karanlık koridorlarda tanıdık bir şeyler aradık. Şimdi direksiyonda Barbarian ve Weapons ile korku meraklılarını heyecanlandıran Zach Cregger var. Böyle bir ismi görünce beklenti ister istemez yükseliyor ancak peşinen söyleyeyim; yeni Resident Evil için ayağa kalkıp alkışlayacak kadar hevesli değilim. Koltuğumdan kalkıp gitmek de istemedim, bu serinin geçmişini düşününce o da bir gelişme sayılır!
Film bu kez başımıza tıbbi malzeme taşıyan bir kuryenin işlerini açıyor. Austin Abrams’ın canlandırdığı Bryan, Raccoon City’ye ulaştırması gereken paketle gece yola çıkıyor ve kısa süre içinde teslimat adresinden daha ciddi sorunları olduğunu anlıyor. İşin güzel tarafı, arkadaşımızın karşısına çıkan yaratıkları görünce takla atarak silah çekmemesi. Korkuyor, bocalıyor, kurtulmaya çalışıyor; böylece biz de onunla birlikte çevreyi kollamaya başlıyoruz. Kuryelik zaten yeterince zor bir meslek, bir de müşteriye ulaşmadan önce insan anatomisiyle bütün ilişkisini kesmiş mahlukatları aşmanız gerektiğini düşünün. Bu siparişe beş yıldız yetmez.
Cregger’in oyunlardan sinemaya taşımayı başardığı en önemli şey, bir sonraki adımı atmanın sıkıntısı. Bir yere ulaşacaksınız ama yol kapalı, ilerlemek için bir şey bulmanız gerekiyor, onu ararken başınıza başka bir bela geliyor. Oyunu oynarken elimizde kumandayla söylenerek yaptığımız işler bunlar ve yönetmen bu uğraşın içindeki gerilimi iyi kavramış. Bryan’ın beceriksizliği de işe yarıyor çünkü önüne çıkan her engeli kolayca aşan bir adamı seyretsek yaratıkların bütün emeği boşa gidecek. Resident Evil evreninde biraz çaresizlik şart, yoksa o kadar dişi boşuna çiziyorlar.
Yalnız, bu bölüm geçme hevesi bir süre sonra senaryonun rahatına fazla düşkün olduğunu düşündürüyor. Kahramanı yeni bir tehlikenin önüne bırakmak, onun hikâyesini ilerletmeye yetiyor mu? Film çoğu zaman yettiğine inanıyor. Bir badire atlatılıyor, yenisi başlıyor ve aradaki bağlantıları merak etmeye fırsat bulamadan başka bir kovalamacanın içine giriyoruz. Oynarken kendi telaşımızla doldurduğumuz boşluklar, koltukta oturup başkasının başına gelenleri seyrederken daha görünür oluyor. Bryan’ın bu geceden sağ çıkmasını istiyoruz elbette ama senaristlerin ona koşmaktan biraz daha fazlasını vermesi de fena olmazmış.
Austin Abrams filmin yükünü taşımayı başarıyor. Böyle işlerde oyunculuk çoğunlukla bağırmak, düşmek, ayağa kalkıp tekrar koşmak üzerinden değerlendirilir ancak seyirciyi peşinden sürüklemek için bunları inandırıcı yapmak gerekir. Abrams’ın yüzündeki şaşkınlık ve giderek büyüyen bezginlik, bu cehennemin içinde insana tutunacak bir yer sağlıyor. Mizah da buradan çıkınca çalışıyor, adamın hâline gülerken biraz sonra aynı durumda bizim ne yapacağımızı düşünmeye başlıyoruz. Ben muhtemelen ilk teslimat noktasında işi bırakırdım, Bryan’ın meslek ahlakı benden kuvvetli.
Yaratıklar ise ayrıca ilgiyi hak ediyor. İnsan bedenini bozup yeniden birleştirme konusunda hayli hevesli bir film bu. Uzuvların nereye bağlandığını anlamaya çalışırken mahlukat çoktan üzerinize geliyor. The Thing’in bedenin güvenilmezliğinden çıkardığı korkuyu sevenlerin burada bakacak şeyleri var. Yine de tasarımın marifetiyle korkunun etkisi her zaman aynı ölçüde büyümüyor. Bir yaratığı merakla incelemeye başladığınızda ondan korkmaya ayırdığınız vakit azalabiliyor. Cregger’in gösterme iştahı da zaman zaman bu sınırı zorluyor. Karanlığın içinde ne olduğunu anlayamamakla, karanlıktan çıkan şeyin kaç kolu olduğunu saymak arasında seyirci açısından önemli bir fark var.
Filmin sonlarına doğru bu sürekli büyütme gayreti biraz yoruyor. Başlangıçta basit bir yolculuğun felakete dönüşmesiyle kurulan merak, giderek yeni belanın şeklini beklemeye dönüşüyor. Cregger’in tehlikeyi başlatırken gösterdiği maharetin, hikâyeyi toparlarken aynı kuvvetle sürdüğünü söylemek güç. Yine de süreyi şişirip her köşeye bir devam filmi vaadi bırakmak yerine bizi bu uğursuz gecenin içinde tutması hoşuma gidiyor. Keşke arada Bryan’a ve yaşadıklarına biraz daha alan açsaydı, o zaman geriye yalnızca iyi düzenlenmiş bir kaçış macerası kalmazdı.
Yeni Resident Evil, seriden umudunu tamamen kesenleri bir kez daha yoklayabilecek, yaratık meraklılarını da eli boş göndermeyecek bir film. Cregger’den beklediğim kadar kuvvetli bulmadım ama Raccoon City’nin yeniden tehlikeli bir yer gibi görünmesine sevindim. Korku sinemasında bazen kapıyı açmaya çekinen bir adam, kapıyı tekmeyle indiren on kişiden daha fazla iş görüyor. Bryan’a tavsiyem, bundan sonraki teslimatlarında adresi biraz araştırsın. Bizimkiler de yeni filmi çekerken senaryoya yaratıklar kadar özen göstersin, aynı şehre bir bilet daha alabilecek hâlimiz hâlâ var. Puanım: 6,5/10