Time of Eve / Eve no Jikan (2008-2009)

EveNoJikanRuleEve Zamanı’nda eğleniyor musunuz?

“Asimov’un üç robotik kuralı + 0. kural şu şekildedir;

1- Bir robot bir insana zarar veremez, ya da hareketsiz kalarak bir insanın zarar görmesine neden olamaz.
2- Bir robot, insanların verdiği emirlere uymak zorundadır. Ancak bu emirler birinci kuralla çeliştiği zaman durum değişir.
3- Bir robot, birinci ve ikinci kuralla çelişmediği sürece varlığını korumak zorundadır.

Robot and empire adlı eserinde yıllar sonra bu kurallara bir yenisini daha eklemiştir Asimov. Zero kuralı dediği madde şudur:
0— bir robot insanlığa zarar veremez ya da etkisiz kalarak insanlığın zarar görmesine olanak tanıyamaz…. Bundan da şu sonuç çıkar.. Bir robot insanlığa zarar gelmesini önlemek için bir tek insana zarar verebilir.”*

Asimov’un yarattığı üç robot yasası bilim kurguda robot kavramının temellerini oluşturur. Asimov’un Ben Robot eserinde ortaya çıkan bu kurallar, Robot-İnsan ilişkisinde robotların zararsız varlıklar olduğunu göstermek için çıkarılmıştır. Ancak yaşamın özünü oluşturan her varlığın kendisinin ve soyunun devamını sağlama güdüsü robotlarda da görülmeye başlaması Asimov hikayelerinin özünü oluşturur.

Şimdi neden böyle bir giriş yapma gereğini duyduğuma gelelim. Eve no Jikan(Eve Zamanı) adlı 6 bölümlük bir animeyi tanıtmak için bu konulara girdim. Studio Rikka ve DIRECTIONS INC.’in 2D karakterleri 3D mekanlarla harmanlayarak yarattığı bu mini seri Asimov’un 3 robot yasasından yola çıkarak hikayesini geliştiriyor.

Devamını oku

Fantômas (1964)

fantomas_ilksaykapaki ” Fransız suç dünyasının bir numaralı imparatoru, en akla gelmeyecek suçların baş zanlısı, zevk için yasaları çiğneyen, her yerde adamları bulunan, polislerin korkulu rüyası Fantoma. Peki ama kimdir bu çok korkulan Fantoma ???

Fantoma (Fantomas) , Fransız yazarlar Marcel Allain ve Pierre Souvestre’nin 1911 yılında beraber yarattıkları bir karakterdir. Yazarlarımız klasik bir kahraman modeli değil süper suçlu profiline sahip anti kahraman yaratmışlardır. Öyle bir anti kahraman ki estirdiği terör sadece zevk içindir. Bitmek tükenmek bilmeyen aç gözlülüğü ve zenginlere karşı beslediği intikam duygusu çevresindekilere yaşattığı terörü günden güne büyütmektedir. Suç işlerken yaratıcılığını konuşturmak onun için en önemli noktadır. Fantoma’nın maceraları Marcel ve Pierre’in beraber yazdıkları 32 , Pierre’in ölümünden sonra Marcel’in tek başına yazdığı 11 kitaptan oluşmaktadır. Ayrıca yıllar içinde  çizgi roman, sinema filmleri, son olarak TV dizisi ile maceraları devam etmiştir. Maceralar genelde Fantoma’nın burjuva sınıfından kendisine bir kurban seçmesini ve onunla uğraşmasını öte yandan müfettiş ve arkadaşlarının da Fantoma’yı yakalamaya çalışmaları üzerinedir. Suç mahalli olarak sadece Fransa ile sınırlı kalmamış dünyanın farklı ülke ve şehirlerinde suç işlemeye devam etmiştir. Ancak öldürdüğü kişilerin yerine kılık değiştirip geçmeyi huy edindiğinden kolay kolay yakalanamamaktadır. Kılık değiştirmesi  peşindekileri / kurbanlarını şaşırtmakta, planlarını istediği gibi uygulayabilmektedir. Tabi tüm bu gelişen olaylar sırasında gerçek  macerayı Fantoma’yı yakalamaya çalışan diğer  karakterler yaşamaktadır. Özellikle kendisini yakalama konusunda saplantılı olan Müfettiş Juve bu maceraların bir numaralı adamı olarak karşımıza çıkıyor.

fantomabuyuk

Fantoma da çoğu edebiyat – sinema uyarlamasında olduğu gibi aynı eksiklikleri göstermekte.  Karakterlerin derinlemesine işlenememesi problemi burada da karşımıza çıkıyor. Örneğin kitaplarında Fantoma’nın geçmişi hakkında bilgiler edinilebilirken filmlerinde böyle bir bilgiye rastlanmıyor maalesef. Diğer önemli nokta Fantoma kitaplarında  filmlerine kıyasla çok daha azılı bir suçlu profili çizmekte. İşlediği suçların şekilleri, çevresindekilere karşı takındığı acımasız tavırlar filmlerinde kitaplarında olduğu kadar detaylı işlenememiş , seyircilere aktarılamamış. Biz yine de karakterlerimizi  kısaca tanıyalım:

Müfettiş Juve: Fantoma’nın azılı düşmanı. Fantoma’yı yakalamayı kendine saplantı haline getirmiş saf birisi. Maceralarında sıklıkla zor durumlara düşmekte.

Jérôme Fandor : Müfettiş Juve’nin gazeteci arkadaşı. “La Capitale” gazetesinde çalışmakta. Fantoma’yı yakalamasında Juve’ye yardımcı oluyor.

Beltham: Fantoma’nın metresi. Aynı zamanda eski kurbanlarından birisinin eşi.

Hélène: Fantoma’nın kızı. Fandor ile aşk yaşamaktadırlar. Ancak Fandor babasının azılı düşmanı olduğu için bir araya gelememektedirler.

Havard:
Juve’nin Fransız Polis Teşkilatındaki üstü. Bazı maceralarda Juve’yi Fantoma olmakla suçluyor.

Bouzille: Hem Fantoma’ya hem de Müfettiş Juve’ye birbirleri hakkında bilgi verip ikili oynayan bir serseri.

sahneler

Sinemada ise sessiz film döneminden günümüze kadar birçok macerası beyaz perdeye aktarılmış. Fransız film stüdyoları Pathé ve Gaumont, romanların başarısı üzerine 1 yıl içerisinde (1913-1914) 5 sessiz film çekmiş. Sesli olarak ise günümüze kadar bu 5 film haricinde 7 film daha çekilmiştir. Ayrıca hem Amerikan hem de Fransız yapımı dizileri yayınlanmış fakat bu diziler uzun soluklu olamamıştır. Çizgi romanları ise Fransa’da 1941, 1957-58,  Belçika’da 1990, 1991 ve son olarak 1995 yıllarında yayımlanmıştır (Ufak bilgi: İtalyan çizgi roman dünyasında Diabolik, Satanik, Killing ve Kriminal Fantoma’dan esinlenilerek yaratılmışlar).defunes Ülkemizde ise  tek kanallı TRT döneminde 1964 yapımı olan filmi yayınlanmıştır. Ben açıkça itiraf edeyim Fantoma’dan korkardım. Filmi severdim ama adam mavi maskesi ile ekranda belirince korkudan ne yapacağımı şaşırırdım :) Başrollerinde Louis de Funès’in oynadığı bu seri 3 filmden oluşuyor.  FantomaFantomas (1964)”, Fantoma’nın Dönüşü “Fantômas se déchaîne (1965)” ve Fantoma Scotland Yard’a Karşı “Fantômas contre Scotland Yard (1966)”. Ne yazık ki bu seri  dünyada eski Fantoma filmleri gibi ilgi görmemiş. Herhalde Türkiye ve yayınlandığı birkaç ülkede ilgi ile izlenmiştir o kadar. Garip teknolojik aletleri, uçan arabaları ve silahları ile daha çok “James Bond” serisini andırmakta. James Bond filmlerini seviyorsanız bence bu film serisini de seversiniz. Ama komedi unsurunun bazı yerlerde daha baskın olduğunu önceden belirtmeliyim. Kişisel görüşüm, Louis de Funès’in muhteşem oyunculuğunun filmleri defalarca izlenir kıldığı. Pembe Panter “The Pink Panther, 1963″ serisinde Peter Sellers ne ise burada Louis de Funès o. Düştüğü zor durumlarda verdiği tepkiler sizleri gülmekten kırıp geçiriyor.  Unutmadan, Yeşilçam da Fantoma’ya beklenen ilgiyi göstermiş  “Süpermen Fantomaya Karşı” ve “Fantoma İstanbul’da Buluşalım” ile gerekli uyarlamaları yapmıştır.

Dvd olarak ülkemizde maalesef bu eğlenceli seri bulunmuyor. Kitaplarından ise 2 tanesi hariç bulmanız imkansız.  “Suç Dehası” ve “Boş Tabut” adlı maceraları Türkçe olarak yayımlanmış. Diğerlerini  ancak internette yabancı online satış sitelerinden  almanız mümkün. Almayı düşünüyorsanız aman dikkat edin Arsene Lupin ile karıştırmayın. Bazı kitap kapakları benzemekte. Arsene Lupin’de Fransız edebiyatında yer alan bir anti kahraman. Fantoma’dan önce yaratılmış, Fantoma gibi cinayetler işlememekte, sadece soygun ile yetinen birisi. Son olarak 2011 yılı içerisinde Fantoma’nın suç dünyasına yeni bir film projesi ile geri döneceği bilgisini vermek istiyorum.

f1f3

f2Fantoma cizgi roman

sahneler2



Yeşilçam’ın En Güzel Gülen Gözleri: Sevda Aktolga

Yazan: Murat Tolga Şen 28 Kasım 2009  
Kategori: Türk Sineması

13642_166627914353_698149353_2586111_2079568_nSevda Aktolga… Kendisinin de büyük bir heyecanla yaptığım E-röportaj da bahsettiği üzere kendi hem çok bilinen hem de çok sevilen ama ismi bir türlü akla düşmeyen bir sinema kadını… 70′ler deyince aklımıza gelen iyi filmlerin çoğunda o var; Aşk Dediğin Laf değildir, Şabanoğlu Şaban, Hababam Sınıfı Tatilde, Gülen Gözler, Cennetin Çocukları, Erkek Güzeli Sefil Bilo, Yol…  Nostaljik Türk Sineması blogunun editörü ve yazarı Dilek Gürses Güven’in ekşi Sözlükte sanatçının maddesine yazdığı üzere Daha çok Arzu film yapımlarından bildiğimiz Sevda Aktolga’nın oynadığı 30’a yakın filmi var. Oyunculuğunun yanı sıra sinema sektörüne senarist, yapımcı, yönetmen ve kamera arkasında aldığı çeşitli görevleriyle hizmet vermiştir. Küçük Besleme ve Üvey Baba’nın senaryoları onun tarafından kaleme alınmış, Ak Saçlı Delikanlılar filmini o yönetmiş, Savcı ve Abuzer Kadayıf dizisinin yapımcılığını yapmış ve Savunma filmlerinde genel koordinasyonu sağlamıştır. (www.cilekindunyasi.blogspot.com) Pek kimselerin bilmediği bir şekilde sinemaya ve Yeşilçam’a sevdalı bir yürek ve aynı zamanda çocukluk aşkım….

Onu ilk kez Samsun Konak sinemasında izlediğim Gülen Gözler‘de gördüm. Müthiş bir kadronun hayat verdiği inanılmaz bir yönetmenlik becerisi olan bu Türk sinemasının en iyi aile komedisinde Hikmet karakterini oynayan Sevda Aktolga perdede gözüktükçe benim de çocuk yüreğime bir ateş düşüyordu. Sonra oynadığı her filmde ayırt ederek, farkında olarak izledim onu… Ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu, oynadığı sahnelere hayat verdiğini ve rol arkadaşlarına nasıl yardımcı olduğunu gördüm. Tüm o anlarda gördüğüm başka bir şey de bu kadının kendi yaşam gücünü ve neşesini perdeden ne kadar kolay ve aşkla aktarabildiğiydi… Sevdim ama sevdiğim çoğu kadın gibi de terkettim…  Tam da nerede olduğunu, ne yaptığını merak ettiğim bir anda Yüzyılın sosyalleşme hareketi Facebook’ta muhteşem bir Mesut Kara videosunun altındaki yorumuyla çıktı karşıma ve benim ateşim yine ziyadesiyle yükseldi.  Yaptığım e-röportaj isteğini çok büyük bir kibarlık ve samimiyetle kabul eden bu muhteşem Yeşilçam’lıyı “Öteki Sinema” okurlarıyla da tanıştırmak ve zaten tanıyanlarla da hasret gidermek istiyoruz.  Sevda Aktolga… O hala Yeşilçam’ın en güzel gülen gözlerine sahip… Devamını oku

Invitation To Hell (1984)

Invitation To HellWesley Craven… Bir zamanlar Amerikan korku-gerilim sinemasının usta yönetmeni. Kariyeri boyunca kameranın önünde arkasında her yerinde çalışmış, korku sineması klasiklerinden “Elm Sokağı Kabusu” ve yeni dönem teen slasher başlangıcı olarak kabul edilen “Scream” serisinin ve birçok klasiğin yaratıcı yönetmeni. Korku-gerilim türüne ilgi duyupta Wes Craven‘ın filmlerini izlemedim diyen herhalde aramızda yoktur. Bu filmi de hatırlarsanız TRT bilinç altımıza 80′lerde yayınlayarak iyice kazımıştı. Wes Craven’ın kariyeri her ne kadar uzun süredir düşüşte olsa bile bugün bazı filmlerini sağda solda tekrar izlerken kendi kendimize adam zamanında yapmış diyebiliyoruz. İşte 1984 yapımı olan “Invitation To Hell” ne yazık ki yönetmenimizin göz ardı edilmiş, hak ettiği değeri bulamamış çalışmalarından birisi. Film zamanında yapılan kötü kritikler sebebi ile neredeyse Wes Craven filmogrifisinden adı çıkartılacak duruma gelmiş. Çok düşük bütçeli,TV için çekilmiş bir B sinema  örneği. Yönetmenimiz aldığı kritiklerden midir nedir bilinmez bu filmden hemen sonra çektiği “Elm Sokağı Kabusu” ile kariyerinde büyük bir yükselişe geçer. Devamını oku

The Tripods (1984-1985)

The Tripods - CoverYıl 2089… Hikayemiz İngilterenin bir köyünde başlamakta. Dünya 3 ayaklı dev robotlar olan tripodlar tarafından ele geçirilmiştir.İnsanoğlu uzaylıların varlığını kabul etmiş bir şekilde olağan yaşamlarını devam ettirmektedir. 16 yaşına ayak basan istisnasız her genç, düzenlenen bir törenle tripodlara sunulmakta ve kafalarına yerleştirilen bir çip ile esareti kabul etmektedir. Bu çip ile insanlar köleleştirilmekte ve isyan duyguları ortadan kalkmaktadır. Aileler bu duruma karşı çıkmazlar, hatta sevinmektedirler. İşte dünya bu halde iken 15 yaşındaki  kahramanımız Will Parker sıranın kendisine geldiğini görünce duruma isyan eder ve kuzeni Henry’i de yanına alarak bir gece yaşadıkları köyden kaçar. Amaçları tripodların ulaşamadığı bir yer olan Beyaz Dağlar’a ulaşmak ve burada yaşayan özgür insanların arasına katılmaktır. Yolculukları sırasında aralarına sonradan ekibin mastermindı olacak olan Fransız Beanpole’u da alıp maceradan maceraya atılırlar. Devamını oku